Karar Bülteni
AYM Ferit Şimşek BN. 2020/4438
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/4438 |
| Karar Tarihi | 02.05.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Mahpus mektuplarının kaydedilmesi keyfiliğe karşı güvence gerektirir.
- Telefon görüşmelerinin kayda alınması açık kanuna dayanmalıdır.
- Kapalı görüşlerin dinlenmesi kanuni şartlara uygun olmalıdır.
- Kişisel verilerin muhafazası özel hayata saygı hakkındandır.
Bu karar, ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklu ve hükümlülerin haberleşme hürriyeti ile özel hayata saygı hakkının sınırlarını ve bu haklara yapılacak müdahalelerin kanuni dayanaklarını net bir şekilde çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, mahpusların mektuplarının Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'ne (UYAP) kaydedilmesi, telefon ve kapalı görüşmelerinin dinlenerek arşivlenmesi gibi uygulamaların, idarenin takdir yetkisinin sınırlarını belirleyen ve keyfiliğe karşı güvenceler içeren açık kanuni düzenlemelere dayanması gerektiğini vurgulamıştır. İdarenin sınırları yasal olarak belirlenmemiş uygulamaları, temel hak ve özgürlüklere yönelik orantısız ve kanunilik unsurundan yoksun bir müdahale olarak değerlendirilmiştir.
Benzer davalar ve infaz hukuku uygulamaları açısından bu karar, ceza infaz kurumlarının güvenlik ve düzeni sağlama amacı ile mahpusların temel hakları arasında kurulması gereken hassas dengeyi yeniden tanımlaması yönünden güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Karar, infaz kurumlarında mahpusların kişisel verilerinin ve mahremiyetlerinin korunmasına yönelik keyfi kayıt ve dinleme işlemlerinin önüne geçilmesini sağlamaktadır. Uygulamada, ceza infaz kurumlarının bu tür kayıt işlemlerini gerçekleştirirken yasal dayanaklara titizlikle uymaları, kayıtların muhafazası, üçüncü kişilerle paylaşımı ve imhası hususlarında şeffaf ve kanuna uygun prosedürler geliştirmeleri zorunlu hale gelmiştir. Bu durum, infaz sistemindeki insan hakları standartlarının yükseltilmesine doğrudan katkı sunmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bingöl M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümözlü olarak tutulan başvurucu Ferit Şimşek, kendisine gelen ve kendisi tarafından gönderilen mektupların UYAP sistemine kaydedildiğini, ailesiyle yaptığı telefon görüşmelerinin ve kapalı görüşlerin kayıt altına alındığını belirterek bu durumun hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle İdare ve Gözlem Kuruluna başvurmuştur. Talebinin reddedilmesi üzerine, kaydedilen verilerin silinmesi ve arşivlenmemesi amacıyla İnfaz Hâkimliğine şikâyette bulunmuştur. İnfaz Hâkimliği ve ardından itiraz mercii olan Ağır Ceza Mahkemesi, uygulamanın genelgelere ve mevzuata uygun olduğu gerekçesiyle başvurucunun taleplerini reddetmiştir. Başvurucu, mektup ve görüşmelerinin keyfi olarak kaydedilmesinin ve silinmemesinin özel hayata saygı hakkı ile haberleşme hürriyetini zedelediğini iddia ederek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkı ile 22. maddesinde düzenlenen haberleşme hürriyeti çerçevesinde değerlendirme yapmıştır. Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimi, Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca ancak kanunla ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olarak yapılabilir.
Olay tarihinde yürürlükte olan 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun hükümleri incelendiğinde, mahpusların mektup, telefon ve kapalı görüşmelerinin denetlenmesi ve kaydedilmesine yönelik idarenin yetkileri kural altına alınmış olmakla birlikte, bu verilerin saklanma süresi, üçüncü kişilerle paylaşılma şartları ve imha prosedürlerine dair detaylı kanuni güvencelerin bulunmadığı tespit edilmiştir. Mahpusların mahrem bilgileri ile kişisel verilerinin kayıt, muhafaza ve kullanımını içeren tedbirlerin kapsamını ve idarenin takdir yetkisinin sınırlarını düzenleyen açık kuralların yokluğu, müdahalenin kanunilik şartını sağlamadığı anlamına gelmektedir.
Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, telefon görüşmelerinin ve kapalı görüşlerde yapılan konuşmaların sistematik bir şekilde teknik araçlarla dinlenmesi ve kaydedilmesinin şartlarının kanunla açıkça düzenlenmesi zorunludur. Kaydedilen görüşmelerin sistemde ne kadar süreyle saklı tutulacağı, bunların kimlerin erişimine açık olacağı ve infaz kurumu tarafından hangi mercilerle paylaşılabileceği hususlarında yasal boşluk bulunması, yetki aşımı ve keyfiliğe karşı mahpusları korumasız bırakmaktadır. Nitekim yargılama sürecinden sonra 7328 sayılı Kanun ile 5275 sayılı Kanun m.68 hükmüne eklemeler yapılarak mektupların kaydedilme şartları, muhafazası ve imhasına ilişkin kurallar kanuni güvenceye kavuşturulmuş, kayıt işlemi belirli suç gruplarıyla sınırlandırılmış ve imha süreçleri Cumhuriyet savcısının denetimine tabi tutulmuştur. Bu durum da olay tarihindeki kanuni sınırların yetersizliğini teyit etmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Başvuruya konu olayda, hükümözlü olarak ceza infaz kurumunda bulunan başvurucunun dış dünyayla iletişim kurduğu mektupların, ailesiyle gerçekleştirdiği telefon görüşmelerinin ve kapalı görüşmelerinin idare tarafından sistematik olarak kayıt altına alındığı ve UYAP sistemine yüklendiği anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, bu müdahalelerin temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini incelediğinde, olay tarihinde yürürlükte olan mevzuatta kişisel verilerin korunmasına ve mahremiyetin sağlanmasına yönelik yeterli kanuni güvencelerin bulunmadığını tespit etmiştir.
Özellikle mahpusların tüm telefon görüşmelerinin ve kapalı görüşlerinin teknik araçlarla dinlenip kaydedilmesinin sınırları, bu kayıtların ne kadar süreyle muhafaza edileceği ve hangi durumlarda imha edileceği gibi hususların kanunla açıkça düzenlenmemiş olması, idareye sınırsız bir takdir yetkisi tanımıştır. Bu durum, başvurucunun mahrem kalmasını istediği bilgileri ve kişisel verileri üzerinde yetki aşımı ve keyfiliğe karşı yeterli korumadan yoksun kalmasına sebebiyet vermiştir. Sonradan yapılan kanuni düzenlemeler ve idari işlemlerle mektupların silinmesi yoluna gidilmiş ve bu kısım için yeniden yargılama gerekliliği ortadan kalkmış olsa da, telefon ve kapalı görüş kayıtlarına yönelik yasal boşluk sebebiyle gerçekleştirilen müdahalenin kanuni dayanaktan yoksun olduğu sabittir. Anayasa Mahkemesi, idarenin eylemlerinin ve derece mahkemelerinin bu yöndeki itirazları reddeden kararlarının Anayasa'nın 20. ve 22. maddelerindeki güvenceleri zedelediğini saptamıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun özel hayata saygı hakkının ve haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.