Anasayfa Karar Bülteni AYM | Mustafa Marul | BN. 2021/42753

Karar Bülteni

AYM Mustafa Marul BN. 2021/42753

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi / Birinci Bölüm
Başvuru No 2021/42753
Karar Tarihi 12.06.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Mahkemeye erişim hakkına müdahale kanuni olmalıdır.
  • Maddi olgularla çelişen yargı kararları ihlaldir.
  • Hatalı usul kararları mahkemeye erişimi engellememelidir.
  • Temel haklara müdahale yasama işlemine dayanmalıdır.

Bu karar, bir uyuşmazlığın esasının incelenmesini engelleyen usuli ret kararlarının, mahkemeye erişim hakkına yönelik ağır bir müdahale teşkil ettiğini açıkça ortaya koymaktadır. Somut olayda idari makamlar ve derece mahkemeleri, davalı konumunda bulunan özel şirketin Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatıldığını varsayarak uyuşmazlığı idari yargının görev alanına girdiği gerekçesiyle dava şartı yokluğundan usulden reddetmiştir. Ancak Anayasa Mahkemesi, söz konusu şirketin KHK ek listelerinde yer almadığını, fiilen ve hukuken kapatılmadığını, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu bünyesinde tüzel kişiliğini sürdürdüğünü somut belgelerle tespit ederek, tamamen varsayıma dayalı olarak verilen usuli ret kararlarının hiçbir yasal dayanaktan yoksun olduğuna hükmetmiştir.

Uygulamadaki önemi ve emsal etkisi açısından bakıldığında bu karar, mahkemelerin davanın tarafları, taraf ehliyeti ve diğer dava şartları hakkında yapacakları hukuki incelemelerde maddi gerçekliğe mutlak surette uygun davranmaları gerektiğini göstermektedir. Ticari şirketlerin hukuki durumlarına ilişkin KHK ek listelerinin, resmî kurum yazışmalarının ve sicil kayıtlarının mahkemelerce dar ve şekilci bir yaklaşımla değil, titizlikle incelenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Benzer işçilik alacağı veya ticari davalarda, mahkemelerin eksik, hatalı veya varsayımsal inceleme sonucu uyuşmazlığın esasına girmekten kaçınması hâlinde, hak arama hürriyeti ve Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca mahkemeye erişim hakkının doğrudan ihlali sonucunun doğacağı yerleşik bir anayasal prensip olarak bu kararla teyit edilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, 2007 ile 2011 yılları arasında Cihan Medya Dağıtım Anonim Şirketi bünyesinde gazete ve dergi dağıtım görevlisi olarak çalışmıştır. İşten ayrıldıktan sonra, iş sözleşmesinin haksız bir şekilde feshedildiğini ve ödenmeyen işçilik alacaklarının bulunduğunu belirterek eski işverenine karşı bir alacak davası açmıştır. İlk derece mahkemesi, işçinin taleplerini haklı bularak davanın kabulüne karar vermiştir. Ancak davalı işveren, bu kararı istinaf mahkemesine taşımıştır. İstinaf aşamasında, şirketin Kanun Hükmünde Kararname ile kapatıldığı iddia edilerek davanın usulden reddedilmesi gerektiği savunulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi de şirketin kapatıldığını ve sicil kaydının silindiğini kabul ederek, uyuşmazlığın idari yargıda çözülmesi gerektiği gerekçesiyle davayı dava şartı yokluğundan reddetmiştir. Başvurucu, işçilik alacaklarına ilişkin davasının haksız yere esastan incelenmediğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesinin uyuşmazlığı incelerken temel aldığı en önemli kural, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 ile güvence altına alınan hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, adil yargılanma hakkının en temel ve vazgeçilmez unsurlarından biridir. Bu hak, bir hukuki uyuşmazlığın mahkeme önüne engelsiz biçimde taşınabilmesini, taraflarca ileri sürülen esaslı iddia ile savunmaların mahkemece incelenerek davanın esastan bir karara bağlanmasını güvence altına alır.

Temel hak ve hürriyetlere yönelik sınırlandırmaların yasal rejimi ise Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 13 kapsamında düzenlenmiştir. Buna göre, hak ve özgürlüklere yapılacak her türlü müdahalenin mutlaka kanuni bir dayanağı olmalı, demokratik toplum düzeninin gereklerine uymalı, meşru bir amaca hizmet etmeli ve ölçülülük ilkesine uygun olmalıdır. Müdahalenin kanuna dayalı olması kuralı, şeklî manada yasama organı tarafından anayasal usullere uygun olarak çıkarılan bir kanunun varlığını mutlak surette zorunlu kılar. Kanuni dayanağı olmayan bir müdahale doğrudan anayasal ihlal teşkil eder.

Öte yandan, somut yargılama sürecinde istinaf mahkemesi kararını 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine dayandırmıştır. Mahkeme, terör örgütleriyle irtibatı olan kurumların kapatılmasına ve tasfiyesine ilişkin olağanüstü hâl kurallarını uygulayarak, ortada idari bir süreç bulunduğu gerekçesiyle davanın idari yargıda görülmesi gerektiğine karar vermiştir. Bu doğrultuda 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname m. 16 hükmü uyarınca idari başvuru ve idari yargı yollarının tüketilmesi gerektiği belirtilerek davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine hükmedilmiştir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlıkta öncelikle başvurucunun açtığı davanın usulden reddedilerek esastan incelenmemesinin mahkemeye erişim hakkına yönelik ağır ve net bir müdahale teşkil ettiğini belirlemiştir. Bu usuli müdahalenin anayasal şartları taşıyıp taşımadığının tespiti açısından, öncelikle müdahalenin şekli ve maddi anlamda kanuni bir dayanağının bulunup bulunmadığı incelenmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi, başvurucunun eski işvereni olan davalı anonim şirketin 668 sayılı KHK ile terör örgütü iltisakı nedeniyle kapatıldığını ve 670 sayılı KHK gereği sicilinden resen terkin edildiğini belirterek, davanın dava şartı yokluğundan reddine karar vermiştir. Ancak Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan somut olgu incelemesinde, söz konusu KHK'nin ekli (3) sayılı listesi dikkatle değerlendirilmiş ve kapatılan yayınevi veya dağıtım şirketleri arasında ilgili şirketin yer almadığı şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespit edilmiştir. Ayrıca, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından gönderilen resmî yazıda da şirketin tüzel kişiliğinin hâlen devam ettiği açıkça bildirilmiştir.

Derece mahkemesinin somut maddi olgularla açıkça çelişen bir değerlendirme yaparak, tüzel kişiliği devam eden ve fiilen kapatılmamış olan bir şirketin KHK ile kapatıldığını varsayması, yargısal süreci ve usulden ret kararını kanuni dayanaktan tamamen yoksun bırakmıştır. Davalı şirket fiilen veya KHK listeleri aracılığıyla kapatılmadığından, uyuşmazlığın idari mercilerde veya idari yargıda çözüleceğine dair bir yasal zorunluluk da bulunmamaktadır. Dolayısıyla, davanın esasına girilmesini ve işçilik alacaklarına dair tarafların iddialarının incelenmesini engelleyen usuli ret kararının meşru ve kanuni bir dayanağı olmadığı sonucuna mutlak olarak ulaşılmıştır. Bunun yanı sıra başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiası, Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden doğrudan bireysel başvuru yapıldığı için başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: