Karar Bülteni
AYM Mehmet Nezir Gümüş BN. 2021/27110
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/27110 |
| Karar Tarihi | 02.10.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Mahkemeye erişim hakkı ölçüsüz şekilde sınırlandırılamaz.
- Süre aşımı değerlendirmesinde aşırı şekilcilikten kaçınılmalıdır.
- İdarece işleme alınmayan dilekçe iddiaları mahkemelerce incelenmelidir.
- Esasa etkili temel iddiaların mahkemelerce cevapsız bırakılması ihlaldir.
Bu karar, ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklu ve hükümlülerin hak arama hürriyetlerinin sadece şeklî gerekçelerle engellenemeyeceğini ve mahkemeye erişim hakkının mahpuslar için taşıdığı yaşamsal önemi açıkça ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, hükümlünün yasal itiraz süresi içinde verdiğini ancak ceza infaz kurumu görevlilerince kasıtlı olarak veya ihmalen işleme alınmadığını ileri sürdüğü şikâyet dilekçesine yönelik çok ciddi iddiaların, yargı mercilerince hiçbir şekilde incelenmeksizin ve araştırılmaksızın yalnızca şeklî bir süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesini hukuka ve anayasal güvencelere aykırı bulmuştur. Karar, yargı makamlarının uyuşmazlığın esasına doğrudan etki edebilecek mahiyetteki köklü iddiaları tahkik etmeden, salt evrak üzerindeki son başvuru tarihlerine bakarak karar vermesinin hakkaniyete bütünüyle aykırı olacağını ve devlet mekanizması karşısında zayıf konumda olan bireye orantısız ve aşırı bir külfet yükleyeceğini kuvvetle vurgulamaktadır.
Benzer davalar ve infaz hukuku uygulamaları açısından bu kararın emsal etkisi son derece büyüktür. Zira ceza infaz kurumlarındaki kapalı yapı ve dış dünyayla iletişimin tamamen idarenin tekelinde olması nedeniyle, mahpusların hukuki yollara başvuru ve dilekçe verme süreçlerinde idareden kaynaklı yaşanabilecek olası gecikmeler, kayıplar veya ihmaller doğrudan doğruya mahpusun aleyhine katı bir şekilde yorumlanamaz. Uygulamadaki pratik önemi, infaz hâkimlikleri ve itiraz mercii konumundaki ağır ceza mahkemelerinin süre aşımı sebebiyle usulden ret kararı vermeden önce, mahpusların "dilekçemin işleme alınmadığı", "süresinde başvuru yaptığım hâlde sümen altı edildiği" veya "cezaevi idaresinin başvuruyu engellediği" yönündeki somut, mantıklı ve desteklenebilir itirazlarını titizlikle incelemek ve idareden bu hususları araştırmak zorunda olmalarında yatmaktadır. Bu içtihat, idarenin eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun sadece kâğıt üzerinde var olan teorik bir hak olarak kalmaması, fiilen, ulaşılabilir ve etkili bir şekilde işletilebilmesi adına mahkemelere pasif bir tutumdan ziyade son derece aktif bir tahkikat yükümlülüğü yüklemekte ve adil yargılanma hakkının güvencelerini tahkim etmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bandırma 1 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucu, beş günlük açlık grevine başladığı gerekçesiyle Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığı tarafından 3 Mart 2021 tarihinde bir ay bazı etkinliklere katılmaktan alıkoyma disiplin cezası ile cezalandırılmıştır. Bu karar başvurucuya 4 Mart 2021 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, söz konusu disiplin cezasına karşı yasal süresi içinde, 5 Mart 2021 tarihinde bir şikâyet dilekçesi verdiğini, ancak bu dilekçenin ceza infaz kurumu görevlilerince kasten veya ihmal sonucu işleme alınmadığını iddia etmiştir.
Cezanın kesinleştiği ve infazına başlandığına dair 22 Mart 2021 tarihli resmi bildirimi alan başvurucu, 29 Mart 2021 tarihinde yeniden bir dilekçe yazarak durumu infaz hâkimliğine taşımıştır. Başvurucu, önceki dilekçesinin işleme alınmadığını ve işlemlerin hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. Ancak infaz hâkimliği, başvurucunun 5 Mart tarihli ilk dilekçesinin akıbetini hiçbir şekilde araştırmadan, sadece 29 Mart tarihindeki ikinci başvuruyu dikkate alarak on beş günlük yasal itiraz süresinin aşıldığı gerekçesiyle talebi reddetmiştir. Ağır ceza mahkemesine yapılan itirazın da aynı şekilde araştırma yapılmaksızın reddedilmesi üzerine uyuşmazlık bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine taşınmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken öncelikle hak arama hürriyetinin temel taşı olan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve mahkemeye erişim hakkı üzerinde durmuştur. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilme, dava açabilme ve bu uyuşmazlığın etkili bir şekilde esastan karara bağlanmasını isteyebilme yetkisini ifade etmektedir. Bu hak, hukukun üstünlüğü ilkesinin en önemli güvencelerinden biri olup, yargısal yolların kullanılamaz hâle getirilmesini yasaklamaktadır.
Temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılma rejimini düzenleyen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.13 uyarınca, temel hak ve özgürlükler özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. Ölçülülük ilkesi; hukuk devleti ilkesinden doğmakta olup elverişlilik, gereklilik ve orantılılık alt ilkelerinden oluşmaktadır. Elverişlilik, öngörülen müdahalenin amacı gerçekleştirmeye uygun olmasını; gereklilik, aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını; orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen kamusal amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesini zorunlu kılar.
Bu hukuki kurallar çerçevesinde, mahkemeye erişim hakkına yönelik usul kurallarının ve yasal sürelerin katı bir şekilde uygulanması, bireylerin haklarını aramalarını imkânsız hâle getiriyorsa, bu durum ölçülülük ilkesini ihlal eder. Yargı makamlarının, mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahaleleri değerlendirirken, tarafların uyuşmazlığın esasına etki edecek nitelikteki ve sürelere uyulduğuna dair temel iddialarını cevapsız bırakmaması şarttır. Kişinin mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin değerlendirilmesi noktasında, yargı mercilerinin kararlarında ilgili ve yeterli bir gerekçenin gösterilmemesi veya bu hususa ilişkin olarak tarafların karşılanması elzem olan iddialarının bütünüyle cevapsız bırakılmış olması hak ihlaline yol açan temel kural ihlallerindendir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı değerlendirirken öncelikle başvurucunun iddialarının merkezinde yer alan dilekçe verme sürecini ve bu sürecin mahkemelerce nasıl ele alındığını titizlikle incelemiştir. Başvurucu, hakkında verilen disiplin cezasına karşı yasal on beş günlük itiraz süresi dolmadan hemen bir gün sonra, 5 Mart 2021 tarihinde şikâyet başvurusunda bulunduğunu, hatta aynı durumdaki bir başka mahkûmun aynı tarihli dilekçesinin işleme konulduğunu açıkça ifade etmiştir. İlerleyen süreçte cezanın infazına başlanacağına dair resmî bildirim aldığında, ilk dilekçesinin işleme alınmadığını fark ederek sümen altı edilen hakkını aramak için infaz ve koruma memurlarının engellemelerine rağmen yeni bir dilekçe ile durumu yargı mercilerine taşımaya çalışmıştır.
Dosya kapsamından, infaz hâkimliğinin başvurucunun 29 Mart 2021 tarihinde yaptığı şikâyeti incelerken, başvurucunun ısrarla dile getirdiği "5 Mart tarihli süresindeki dilekçem işleme alınmadı" iddiasını hiç dikkate almadığı ve doğrudan süre aşımı gerekçesiyle şikâyeti reddettiği anlaşılmaktadır. Aynı şekilde ağır ceza mahkemesi de başvurucunun açık ve somut itirazlarına rağmen bu temel ve esasa etkili iddia hakkında hiçbir idari tahkikat veya araştırma yapmamış, salt şeklî bir inceleme ile infaz hâkimliğinin kararını onamıştır.
Yüksek Mahkeme, başvurucunun disiplin cezasını süresinde şikâyet etmesine rağmen dilekçesinin cezaevi idaresince işleme konulmayıp kasıtlı veya ihmali olarak yargı mercilerine iletilmediğine dair son derece ciddi iddiasının, derece mahkemelerince hiçbir araştırma yapılmadan ve hiçbir gerekçe gösterilmeden kategorik olarak reddedilmesini adil yargılanma hakkına yönelik ağır bir ölçüsüzlük olarak nitelendirmiştir. Mahkemelerin uyuşmazlığın çözümünde hayati öneme sahip olan ve süre itirazını doğrudan bertaraf edebilecek bu iddiayı tahkik etmemesi, cezaevi koşullarında yaşayan başvurucunun mahkemeye erişimini fiilen imkânsız hâle getirmiştir.
Söz konusu bu katı usul uygulamasının, mahkemelerin iş yükünü azaltmak, usul ekonomisini sağlamak veya kanuni sürelerin kamu yararını koruyan işlevini yerine getirmek gibi meşru amaçlarla karşılaştırıldığında dahi, şekilciliğin ötesine geçerek başvurucuya şahsi olarak orantısız ve taşınamaz bir külfet yüklediği değerlendirilmiştir. Yargı mercilerinin davanın esasını doğrudan etkileyecek ve süre aşımı engelini ortadan kaldıracak bu köklü hususu cevapsız bırakması, hak arama özgürlüğünün özüne dokunan bir hak ihlalidir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek yeniden yargılama yapılması amacıyla kararı ilgili mahkemeye göndermiş ve başvuruyu kabul etmiştir.