Anasayfa Karar Bülteni AYM | 2020/14320 BN.

Karar Bülteni

AYM 2020/14320 BN.

Anayasa Mahkemesi | Necmi Kayak | 2020/14320 BN.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2020/14320
Karar Tarihi 02.10.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Esasa etkili iddialar kararda gerekçelendirilmelidir.
  • Sonucu değiştirecek savunmalar cevapsız bırakılamaz.
  • Gerekçesiz ret kararı adil yargılanmayı ihlal eder.
  • Savcılık kararları disiplin yargılamasında değerlendirilmelidir.

Bu karar, ceza infaz kurumlarında disiplin cezalarına karşı yapılan şikâyet başvurularında, infaz hâkimliklerinin ve itiraz mercilerinin uyuşmazlığın esasına etki edebilecek somut savunmaları yanıtsız bırakamayacağını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Mahkemelerin yargılama sırasında ileri sürülen her türlü iddiayı tek tek yanıtlaması gerekmese de, davanın sonucunu kökten değiştirebilecek nitelikteki temel itirazların gerekçeli kararda makul bir şekilde tartışılması anayasal bir zorunluluktur. Somut dosyada, aynı eylem nedeniyle savcılık makamınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın mahkemelerce hiç incelenmemesi, gerekçeli karar hakkının özüne dokunan büyük bir eksiklik olarak değerlendirilmiştir.

Benzer disiplin hukuku ve infaz hukuku uyuşmazlıklarında bu kararın güçlü bir emsal teşkil etmesi beklenmektedir. Özellikle tutuklu ve hükümlülerin disiplin cezalarına karşı sundukları ve doğrudan fiilin unsurunu ortadan kaldırma potansiyeli taşıyan adli mercilerin kararları gibi güçlü delillerin, mahkemelerce görmezden gelinemeyeceği teyit edilmiştir. Uygulamada, infaz hâkimliklerinin şablon ve genelgeçer ifadelerle ret kararı vermesinin önüne geçilmesi açısından büyük önem taşıyan bu içtihat, adil yargılanma hakkının temel bir parçası olan gerekçeli karar hakkının şeklî bir usulden ibaret olmadığını tüm hukuk uygulayıcılarına açıkça göstermektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Necmi Kayak, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumunda diş hekimine gitme taleplerinin defalarca karşılanmaması üzerine sinirlenerek kendi kendine bazı küfürlü ve agresif ifadeler kullanmıştır. Bu durum üzerine infaz koruma memurları tarafından tutanak tutulmuş ve başvurucuya dokuz gün hücreye koyma disiplin cezası verilmiştir.

Başvurucu, söz konusu ifadeleri doğrudan hiçbir görevliyi hedef alarak söylemediğini ve mağduriyetinin yarattığı stresle sadece kendi kendine hayıflandığını belirterek cezaya itiraz etmiştir. Ayrıca, aynı olayla ilgili Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hakaret suçunun unsurları oluşmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı verildiğini de mahkemeye sunmuştur. Ancak infaz hâkimliği ve itirazı inceleyen ağır ceza mahkemesi, başvurucunun bu iddialarını ve savcılık kararını hiç değerlendirmeden, soyut ifadelerle itirazları reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucu, haklı savunmalarının ve sunduğu delillerin mahkemelerce dikkate alınmadığını belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve 141. maddesinde düzenlenen gerekçeli karar hakkı ilkelerine dayanmıştır. Adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biri olan gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini mümkün kılmayı hedeflemektedir.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, bütün mahkemelerin her türlü kararlarını gerekçeli olarak yazmaları anayasal bir yükümlülüktür. Ancak bu zorunluluk, yargılama sırasında ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Mahkemeler, kendilerine sunulan tüm iddialara teker teker cevap vermek zorunda olmamakla birlikte, davanın esas sorunlarını incelediklerini gerekçeli kararda göstermek zorundadırlar. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği, tamamen davanın niteliğine ve o yargılamanın şartlarına bağlı olarak değişkenlik gösterebilmektedir.

Muhakeme aşamasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, diğer bir ifadeyle kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde, davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul ve mantıklı bir gerekçe ile yanıt verilmesi şarttır. Aksi bir tutumla, mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi veya yanıt vermeyi gerektiren usul ya da esasa dair iddiaları cevapsız bırakması doğrudan doğruya adil yargılanma hakkı ihlaline yol açmaktadır.

Somut olayda değerlendirmeye alınan 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.44 hükmü, kurum görevlilerine hakaret veya tehditte bulunanlara hücre cezası verilmesini düzenlemektedir. Bu cezanın hukuka uygunluğunun ve suçun unsurlarının denetiminde, somut eylemin doğrudan görevlilere yönelik olup olmadığı hususunun açıklığa kavuşturulması temel bir usul ve hukuk kuralı olarak öne çıkmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun disiplin cezasına itiraz sürecinde ileri sürdüğü iddiaların derece mahkemeleri tarafından nasıl ele alındığını detaylı bir şekilde incelemiştir. Başvurucu, olay sırasında sarf ettiği küfürlü sözleri doğrudan hiçbir ceza infaz kurumu görevlisine yöneltmediğini, doktora götürülmemenin verdiği öfke ve stresle tamamen kendi kendine söylendiğini iddia etmiştir. En önemlisi, bu iddiasını somutlaştırmak ve desteklemek üzere, Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından aynı olaya ilişkin yürütülen ceza soruşturmasında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı (takipsizlik kararı) yargı makamlarına sunmuştur. Savcılık kararında, söz konusu ifadelerin doğrudan bir muhatabının olmadığı ve görevlilere yönelik söylenmediği, bu nedenle hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı açıkça tespit edilmiştir.

Buna karşılık Tekirdağ 1. İnfaz Hâkimliğinin kararında, başvurucunun esasa etkili olan bu temel iddiası hakkında hiçbir hukuki veya fiilî değerlendirme yapılmamış, şikâyet genelgeçer ve şablon ifadelerle geçiştirilmiştir. Başvurucu bu büyük eksikliği itiraz mercii olan ağır ceza mahkemesi önünde de açıkça dile getirmesine rağmen, itiraz mercii de savcılığın takipsizlik kararı ve suçun unsurlarının oluşmadığı yönündeki somut savunmalara ilişkin hiçbir gerekçe, tartışma veya irdeleme ortaya koymamıştır.

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığın sonucuna doğrudan etki edebilecek ve disiplin cezasının temelini sarsabilecek nitelikteki savcılığın takipsizlik kararı gibi son derece güçlü bir argümanın yargı makamlarınca bütünüyle görmezden gelinmesini, adil yargılanma kapsamındaki gerekçeli karar hakkının açık bir ihlali olarak nitelendirmiştir. Mahkemelerin, davanın kaderini değiştirebilecek bu tür iddiaları neden reddettiklerini veya neden dikkate almadıklarını mantıklı bir gerekçeyle açıklamaları gerekirken, iddiaları tamamen cevapsız bırakmaları adil yargılanma güvencelerini onarılamaz biçimde zedelemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılması için başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: