Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/31550 E. 2017/21084 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/31550 |
| Karar No | 2017/21084 |
| Karar Tarihi | 12.12.2017 |
| Dava Türü | İşe İade |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Mahkeme kararları mutlaka somut gerekçelendirilmelidir.
- Gerekçesiz karar verilmesi adil yargılanma ihlalidir.
- Soyut ifadelerle işe iade kararı verilemez.
- Hukuki dinlenilme hakkı gerekçeli karar hakkını kapsar.
Bu karar, hukuki dinlenilme hakkının ve adil yargılanma ilkesinin temel bir unsuru olan gerekçeli karar hakkının mahkemelerce nasıl yerine getirilmesi gerektiğini somut bir biçimde ortaya koymaktadır. Yargıtay, yerel mahkemenin işe iade davasında verdiği kabul kararını esastan incelemek yerine, kararın gerekçesiz olmasını usul hukuku açısından ağır bir ihlal olarak değerlendirmiştir. Bir davanın kabulüne veya reddine karar verilirken, tarafların iddia ve savunmalarının, sunulan delillerin ve bu delillerin hukuki kurallarla olan bağının somut bir şekilde açıklanması anayasal bir zorunluluktur.
Benzer iş uyuşmazlıklarında bu karar, yerel mahkemelerin kalıplaşmış, soyut ve genel geçer ifadelerle karar vermesinin önüne geçecek güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Özellikle işe iade davalarında "feshin son çare olması ilkesine uyulmadığı" veya "eşitlik ilkesinin ihlal edildiği" gibi matbu cümlelerin, dosyadaki somut vakıalarla ve delillerle desteklenmeden kullanılması doğrudan bozma sebebi sayılacaktır. Uygulamada avukatların ve hakimlerin, usul kanunlarının hükmün kapsamına dair emredici kurallarına sıkı sıkıya bağlı kalmaları gerektiğini hatırlatan bu içtihat, yargılamanın şeffaflığı ve kararların üst mahkemelerce denetlenebilirliği açısından kritik bir öneme sahiptir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, davalı şirkette mekanik proje müdürü olarak çalışmaktayken, kendisine asıl görevi dışında sorumlu mühendis sıfatıyla projeler imzalattırıldığını ve vaat edilen ek ücretlerin ödenmediğini iddia etmiştir. Haklarını talep edip noter aracılığıyla mobbing ihtarında bulunmasının ardından, işverenin kendisine psikolojik baskı uyguladığını ve iş sözleşmesinin haksız yere feshedildiğini öne sürerek feshin geçersizliğine ve işe iadeye karar verilmesi talebiyle dava açmıştır.
Buna karşılık davalı işveren, davacının iddialarını tamamen reddederek personelin görevlerini eksik yaptığını, performanstan dolayı müşterilerden yoğun şikayetler geldiğini, defalarca uyarılmasına rağmen hatalarında ısrar ettiğini ve bu nedenle iş sözleşmesinin haklı sebeple sonlandırıldığını savunmuştur. Yerel mahkemenin işe iade davasını kabul etmesi üzerine, uyuşmazlık Yargıtay önüne taşınmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, uyuşmazlığı incelerken temel olarak anayasal güvence altında olan "gerekçeli karar hakkı" ve usul hukukunun emredici kuralları üzerinde durmuştur.
Öncelikle, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 138 ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 141 uyarınca, hâkimlerin anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verecekleri ve bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmak zorunda olduğu kuralı hatırlatılmıştır. Mahkeme kararlarının gerekçesinin hukuki esaslara dayanması, tarafların iddia ve savunmalarının neden kabul veya reddedildiğinin net bir şekilde açıklanması şarttır.
Bununla birlikte, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 27 kapsamında düzenlenen hukuki dinlenilme hakkı ön plana çıkmaktadır. Bu hak, anayasal bir güvence olan adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Mahkemelerin kararlarını somut ve açık bir şekilde gerekçelendirmemesi, eksik, şekli veya yalnızca görünüşte bir gerekçe yazması hukuki dinlenilme hakkının ağır bir ihlali olarak kabul edilmektedir.
Kararın yazım usulünü sıkı kurallara bağlayan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 297 hükmü gereğince; verilecek kararda tarafların anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, bu delillerin tartışılması ile değerlendirilmesinin ve sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan hukuki sonuçların yer alması emredici bir kuraldır. Maddi olgular ile varılan sonuç arasındaki hukuki bağlantının net bir şekilde kurulması, kararın üst mahkemelerce doğru bir şekilde denetlenebilmesi için usul hukukunun vazgeçilmez bir emridir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin davacı işçiyi haklı bularak verdiği işe iade kararını davanın esası yönünden değil, usul yönünden inceleyerek son derece önemli tespitlerde bulunmuştur. Somut olayda yerel mahkemenin karar gerekçesinde, yargılama boyunca yapılan işlemlerden, tanıkların dinlenmesinden ve dosyanın bilirkişiye gönderildiğinden bahsedilmiş; ancak tarafların iddia ve savunmaları ile toplanan deliller birbiriyle ilişkilendirilerek tartışılmamıştır.
Yerel mahkeme davanın kabul gerekçesini somut olaylarla ve dosya içeriğiyle desteklemek yerine, feshin iş hukuku mevzuatına, işten çıkarma usul ve prosedürüne, çalışanlar arasında eşit davranılması ve feshin son çare olması ilkelerine uygun olmadığı gibi tamamen soyut ve kalıplaşmış ifadelere dayandırmıştır. Yargıtay, bu tür genel geçer ve matbu ifadelerin bir kararın gerekçesi olamayacağını kesin bir dille vurgulamıştır.
Yüksek Mahkeme, uyuşmazlığın çözümü için gerekli olan delillerin neden tercih edildiği veya neden reddedildiğine dair hukuki değerlendirmelerin kararda yer almadığını tespit etmiştir. Taraflar arasındaki temel çekişme konuları aydınlatılmadan ve hangi maddi vakıanın hangi hukuki kurala temas ettiği gösterilmeden kurulan hüküm, yasal dayanaktan yoksun bulunmuştur. Mahkemenin gerekçeli kararının, tarafların hukuki dinlenilme hakkını ihlal edecek derecede yetersiz olması, yargılamanın şeffaflığına ve kararın denetlenebilirliğine gölge düşürdüğünden kabul edilemez bulunmuştur.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yerel mahkeme kararının adil yargılanma ilkelerine ve HMK'nın emredici hükümlerine aykırı şekilde gerekçesiz olması nedeniyle kararı bozmuştur.