Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/31478 E. 2017/3830 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/31478 |
| Karar No | 2017/3830 |
| Karar Tarihi | 13.03.2017 |
| Dava Türü | İşe İade |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Kanun dışı iş bırakma eylemi yasadışıdır.
- Demokratik hak arama eylemleri ölçülülük sınırını aşamaz.
- İşyerini işgal ve üretimi durdurma haklı fesihtir.
- İşverene zarar verme kastı içeren eylemler yasadışıdır.
Bu karar, işyerinde meydana gelen toplu iş bırakma ve işgal eylemlerinin yasal sınırlarını ve işverenin fesih hakkını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Özellikle sendikal uyuşmazlıklardan kaynaklanan ve işverenle doğrudan ilgili olmayan dış etkenler sebebiyle başlatılan üretimi durdurma eylemlerinin kanuni grev olarak nitelendirilemeyeceği vurgulanmıştır. İşçilerin Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan demokratik tepki haklarını kullanırken, bu hakkın işyerini işgal etme, yönetimin çağrılarına direnme ve üretime engel olma boyutuna ulaşmasının hukuka aykırı olduğu tescillenmiştir.
Uygulamadaki benzer uyuşmazlıklar açısından bu karar, işçilerin barışçıl eylem hakkı ile işverenin mülkiyet ve yönetim hakkı arasındaki hassas dengeyi kurması bakımından kritik bir emsal teşkil etmektedir. Yargıtay, salt yetkili sendikaya tepki amacıyla dahi olsa, işverene doğrudan zarar verme kastı taşıyan ve demokratik ölçülülük ilkesini aşan toplu hareketlerin İş Kanunu kapsamında işverene haklı nedenle fesih imkanı vereceğini açıkça belirtmiştir. Karar, sendikal hakların kullanımının sınırsız olmadığını, işyeri barışını bozarak kasti şekilde üretimi durdurmanın yasal koruma kalkanından hiçbir koşulda yararlanamayacağını tüm meslektaşlarımıza ve vatandaşlarımıza güçlü bir içtihatla hatırlatmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Eski bir çalışan, kendisini işten çıkaran şirkete karşı feshin geçersizliği ve işe iade talebiyle dava açmıştır. İşçi, yetkili sendikadan istifa ettiği için şirket yöneticileri tarafından kendisine sistematik bir şekilde baskı ve mobbing uygulandığını, asılsız dedikodular çıkarıldığını ve bu süreçlerin ardından işine haksız yere son verildiğini ileri sürmüştür.
İşveren ise, işçilerin ülke çapında metal sektöründe yaşanan sendikal krizlere tepki olarak çalıştıkları fabrikayı işgal ettiklerini, mesai başlangıcında üretimi yasadışı olarak durdurduklarını ve defalarca yapılan uyarılara rağmen sloganlar atarak eylemi sürdürdüklerini belirtmiştir. İşveren, yaşanan işgalin mülkiyet ve yönetim haklarına saldırı oluşturduğunu, eylemcilerin ancak emniyet güçlerince dışarı çıkarılabildiğini belirterek feshin haklı nedene dayandığını savunmuştur. İşçi bu kapsamda işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkeme, bu uyuşmazlığı çözerken öncelikle grev hakkının yasal sınırlarını ve iş sözleşmesinin haklı nedenle derhal feshi şartlarını değerlendirmiştir. İş hukukunda toplu iş uyuşmazlıklarının çözümü mutlak surette yasal sınırlar içinde yürütülmek zorundadır.
Uyuşmazlığın temel dayanaklarından biri olan 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m. 58 uyarınca, işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak işi bırakmaları grev olarak tanımlanmıştır. Aynı maddenin devamında, kanuni şartları taşımadan yapılan eylemlerin yasadışı olduğu belirtilmiştir. Yasal şartları taşımayan ve yasal usullere uyulmadan gerçekleştirilen iş bırakma eylemleri kanun dışı grev sayılmaktadır.
Olayda ayrıca 4857 sayılı İş Kanunu m. 25/II düzenlemesinde yer alan, işçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller sebebiyle işverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı mercek altına alınmıştır. İşçi ile işveren arasındaki ilişkide dürüstlük ve sadakat borcu en temel ilkelerdendir. Anayasa'nın 51., 54. ve 90. maddeleri ile Avrupa Sosyal Şartı ve 87 ile 98 sayılı ILO Sözleşmeleri kapsamında işçilerin demokratik ve barışçıl toplu eylem hakları bulunsa da, yerleşik Yargıtay içtihatları bu hakkın mutlak olmadığını vurgular.
Hak arama hürriyetinin kullanımında ölçülülük ilkesi esastır. İşçilerin eyleminin işverene özel olarak zarar verme kastı içermemesi ve barışçıl sınırları aşarak işyeri işgaline dönüşmemesi gerekmektedir. İşverenin tüm uyanlarına rağmen yasadışı eylemde ısrar edilmesi, işveren açısından iş ilişkisini çekilmez hale getiren, üretim akışını felce uğratan ve güven ilişkisini temelinden yıkan ağır bir ihlal olarak kabul edilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Dosya kapsamında yer alan bilgi, belge ve tanık beyanlarına göre, davalıya ait işyerinde metal sektöründe meydana gelen ülke çapındaki sendikal hareketlenmelerin bir yansıması olarak kitlesel iş bırakma eylemleri yaşanmıştır. İşçiler, uygulanmakta olan mevcut toplu iş sözleşmesinden duydukları memnuniyetsizlikleri dile getirmek ve sendika temsilciliklerine yönelik kendi idari taleplerini zorla kabul ettirmek amacıyla üretimi tamamen durdurmuştur.
Yüksek Mahkemece yapılan incelemede, işyerinde o tarihte yürürlükte olan geçerli bir toplu iş sözleşmesi bulunmasına rağmen, sendika değişikliği ve emsal fabrikalardaki ücret zammı duyumlarıyla başlatılan eylemin yasal bir kanuni grev olmadığı açıkça tespit edilmiştir. Fabrika binasından dışarı çıkmama, vardiya sonunda dahi üretim alanını terk etmeme ve işyerini fiilen işgal etme şeklindeki eylemlerin zamanlaması, katılımcı sayısı ve devam ettiği süre göz önüne alındığında, barışçıl ve demokratik hak arama sınırlarının ölçüsüz bir şekilde aşıldığı saptanmıştır. Olayların doğrudan işverenden ziyade işçilerin kendi bağlı oldukları yetkili sendikaya yönelik bir tepki karakteri taşıdığı, buna rağmen doğrudan işverenin üretim faaliyetinin ve idare hakkının hukuka aykırı şekilde engellendiği belirlenmiştir.
Ayrıca, işverenin eylemi sonlandırmak için defalarca iyi niyetli çağrıda bulunduğu, hukuki sınırları anlattığı, ancak buna rağmen sloganlar atılarak işgalin sürdürüldüğü anlaşılmıştır. Neticede emniyet güçlerinin fiziki müdahalesiyle eylemin sona erdirilebildiği ve işçilerin iş akitlerinin, yapılan tüm sözlü ve yazılı uyarılara uyulmaması sonucunda son çare ilkesi çerçevesinde feshedildiği tespit edilmiştir. İlaveten, işverenin sendikalı olan ve olmayan işçiler arasında ayrım yaptığına veya belirli bir sendikayı hukuka aykırı şekilde korumaya yönelik dahli olduğuna dair dosyada hiçbir somut delil bulunmadığı görülmüştür. Bu değerlendirmeler ışığında, kanun dışı iş bırakma ve işgal eylemine bizzat katılan işçinin iş sözleşmesinin feshinin geçerli ve haklı nedene dayandığı kanaatine varılmıştır.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, feshin haklı nedene dayandığının işverence ispatlandığı ve davanın reddedilmesi gerektiği gerekçesiyle yerel mahkeme kararını bozmuştur.