Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/31477 E. 2017/3829 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/31477 |
| Karar No | 2017/3829 |
| Karar Tarihi | 13.03.2017 |
| Dava Türü | İşe İade ve Sendikal Tazminat |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Kanun dışı grev haklı fesih nedenidir.
- Toplu eylemler ölçülülük ilkesine uygun olmalıdır.
- İşyerini işgal eylemi demokratik hak sayılamaz.
- Sendikal uyuşmazlıklar kanuni sınırlar içinde çözülmelidir.
Bu karar, işçi ile işveren arasındaki uyuşmazlıklarda başvurulacak toplu eylem haklarının yasal sınırlarını ve kanun dışı grev eylemlerinin hukuki sonuçlarını net bir biçimde ortaya koyması açısından büyük önem taşımaktadır. Yargıtay, sendikal rekabet veya ücret memnuniyetsizliği gibi nedenlerle işyerinde üretimi durdurma ve işyerini işgal etme şeklindeki fiili eylemlerin, yürürlükte bir toplu iş sözleşmesi varken kanuni grev hakkı kapsamında asla değerlendirilemeyeceğini vurgulamıştır. İşçilerin anayasal ve uluslararası sözleşmelerden doğan demokratik ve barışçıl toplu eylem hakları bulunmakla birlikte, bu hakların kullanımının ölçülü olması ve işverene zarar verme kastı taşımaması gerektiği açıkça ifade edilmiştir.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu içtihat, işverenlerin yasa dışı iş bırakma ve işgal eylemlerine karşı başvurabileceği haklı fesih prosedürlerinin kesin sınırlarını çizmektedir. Eylemin barışçıl nitelikten çıkıp işyerinde can ve mal güvenliğini tehlikeye atması, üretimi felce uğratması ve ölçülülük ilkesini tamamen aşması durumunda, işverenin iş sözleşmesini haklı nedenle tazminatsız olarak feshedebileceği en üst perdeden kabul edilmiştir. Uygulamadaki önemi bakımından karar, sendikal uyuşmazlıklarda işçilerin yasal prosedürleri izlemeden giriştikleri fiili durumların iş güvencesi korumasından yararlanamayacağı yönünde kesin ve emsal bir standart oluşturmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, davalıya ait fabrikada çalışırken iş sözleşmesinin haksız yere feshedildiğini belirterek mahkemeye başvurmuştur. İşçi, fabrikada yetkili olan sendikadan istifa ettikleri için kendisi ve arkadaşları üzerinde işveren temsilcilerince yoğun bir baskı kurulduğunu, sendikaya geri dönmemeleri halinde işten atılmakla tehdit edildiklerini ve sürekli psikolojik tacize uğradıklarını iddia etmiştir. Bu iddialara dayanarak iş sözleşmesinin feshinin geçersizliğine, işe iadesine ve ayrıca sendikal tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı işveren ise işyerinde yürürlükte olan bir toplu iş sözleşmesi bulunmasına rağmen, bir kısım işçinin örgütlenerek yasa dışı şekilde iş bıraktığını ve üretimi durdurarak fabrikayı işgal ettiğini savunmuştur. İşveren, iyi niyetli tüm görüşme çağrılarının sloganlarla reddedildiğini, çalışma barışının bozulduğunu ve telafisi imkansız zararları önlemek adına uyarıları dikkate almayan işçilerin iş sözleşmelerinin haklı nedenle tazminatsız olarak sonlandırıldığını belirterek davanın reddini istemiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, uyuşmazlığı karara bağlarken özellikle toplu iş hukuku prensiplerine ve eylem haklarının yasal sınırlarına odaklanmıştır. Kararın temel hukuki dayanağını 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m.58 oluşturmaktadır. İlgili kanun maddesine göre, işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak işi bırakmaları grev olarak tanımlanır. Ancak kanuni grev için aranan yasal prosedürler ve şartlar gerçekleşmeden yapılan her türlü toplu iş bırakma eylemi kanun dışı grev sayılmaktadır.
Mahkeme kararında, işçilerin bireysel veya toplu iş hukukuna dair bazı haklarını savunmak amacıyla uluslararası normlara dayanan eylem hakları bulunduğu hatırlatılmıştır. Bu evrensel haklar, 87 ve 98 sayılı ILO Sözleşmeleri, Avrupa Sosyal Şartı ve Anayasa m.51, 54 ve 90 hükümleri çerçevesinde güvence altına alınmıştır. Yerleşik içtihat prensipleri gereği, bu demokratik eylemlerin mutlaka ölçülülük ilkesine uygun olması ve işverene özel olarak doğrudan zarar verme kastı içermemesi gerekmektedir. İşçilerin işyerini işgal etmesi, üretimi engellemesi ve işverenin mülkiyet hakkını ihlal etmesi barışçıl eylem sınırları içinde görülemez.
Uyuşmazlığa konu eylemin yasadışı boyuta ulaşması halinde, işverenin fesih hakkı doğrudan devreye girmektedir. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m.70 ve 4857 sayılı İş Kanunu m.25/II hükümleri uyarınca, kanun dışı grev ve işgal niteliğindeki eylemlere katılan, çağrılara rağmen eylemi sonlandırmamakta ısrar eden işçilerin iş sözleşmelerinin işveren tarafından haklı nedenle ve tazminatsız olarak feshedilebileceği temel kural olarak benimsenmiştir. Toplu iş sözleşmesinin halihazırda yürürlükte olduğu bir dönemde, tüzel kişiliği olmayan gayri resmi toplulukların işveren nezdinde taleplerde bulunması hukuk düzenince himaye edilmemektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından dosya kapsamında yapılan detaylı incelemede, davalıya ait işyerinde 01.09.2014 ile 31.08.2017 tarihleri arasında yürürlükte olan, usulüne uygun imzalanmış bağlayıcı bir toplu iş sözleşmesinin bulunduğu tespit edilmiştir. Ancak metal sektöründeki diğer bazı fabrikalarda farklı sendikal süreçler sonucunda yaşanan daha yüksek oranlı ücret artışlarından etkilenen davacı ve beraberindeki bir grup işçinin, herhangi bir yasal uyuşmazlık süreci başlatmadan kanun dışı grev niteliğinde eylemlere giriştikleri saptanmıştır.
Somut olayda, işçilerin mesai saatinde kart basarak işyerine girmelerine rağmen planlı şekilde çalışmadıkları, fabrika binasından çıkmayarak üretimi tamamen durdurdukları ve üretim alanını işgal ettikleri belirlenmiştir. Olay yerine emniyet güçlerinin çağrılmasıyla ancak kontrol altına alınabilen bu toplu iş bırakma eyleminin üç gün boyunca kesintisiz şekilde devam ettiği görülmüştür. Yargıtay, eylemin zamanlamasını, yüzlerce kişilik katılımcı sayısını ve sağduyu çağrılarını dikkate almayan direniş süresini değerlendirerek, bu fiili durumun demokratik hak arayışı sınırlarını aştığını ve barışçıl eylem ölçülülüğünden tamamen uzaklaştığını vurgulamıştır.
Bununla birlikte, tanık beyanlarına göre söz konusu eylemlerin doğrudan işverenin çalışma şartlarına değil, o dönem yetkili olan sendikaya yönelik bir tepki olarak gerçekleştirildiği anlaşılmıştır. Eyleme katılan işçilerin; mevcut sendika temsilcilerinin odalarının kaldırılması ve kendi içlerinden belirledikleri gayri resmi sözcülerin işverence protokol ile tanınması gibi yasal dayanaktan yoksun taleplerde bulundukları saptanmıştır. Yargıtay, yürürlükte geçerli bir toplu iş sözleşmesi varken tüzel kişiliği bulunmayan bu tür topluluk temsilcilerinin işverence resmi muhatap olarak tanınmasının hukuken imkansız olduğunu açıkça ifade etmiştir.
Dosyadaki tüm deliller ışığında, işverenin eyleme katılan işçileri işten çıkarırken prosedürleri uyguladığı, sendikalı ve sendikasız işçiler arasında ayrım yaptığına veya belirli bir sendikayı korumak amacıyla hareket ettiğine dair somut bir bulguya rastlanmamıştır. İşverenin güvenlik ihlalleri sebebiyle fesihte haklı olduğu ortaya konulmuştur.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, kanun dışı grev ve işgal eylemine katılan davacının iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı nedenle feshedildiğini belirterek yerel mahkemenin davanın kabulü yönündeki kararını bozmuştur.