Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Rafet Batman Kararı 2020/16624 B.

Anayasa Mahkemesi Rafet Batman Kararı 2020/16624 B.

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken **Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36** kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın ayrılmaz bir parçası olan gerekçeli karar hakkı üzerinde durmuştur. Bu hak, kişilerin mahkemeler önünde iddia ve savunmalarının gerçekten duyulduğundan emin olmalarını sağlayan en önemli anayasal teminatlardan biridir. Anayasa'nın **141. maddesi** "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." amir hükmünü içermektedir. Bu kural, yargılama süreçlerinin şeffaflığını, tarafların hukuki dinlenilme hakkını ve mahkeme kararlarının bir üst merci tarafından objektif denetime açık olmasını güvence altına alır.
search
7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 2. Bölüm
Başvuru No 2020/16624
Karar Tarihi 02.05.2024
Taraf Rafet Batman
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Mahkeme kararları iddialara yönelik makul gerekçe içermelidir.
  • gavel Esaslı itirazların cevapsız bırakılması adil yargılanmayı zedeler.
  • gavel Kanun yolu mercileri de itirazları gerekçelendirmekle yükümlüdür.
  • gavel Eksik inceleme ile hüküm kurulması hukuka aykırıdır.

Bu ihlal kararı, devletin gözetimi ve denetimi altında bulunan kişilerin yaşamlarını yitirmesi durumunda açılan idari davalarda, mahkemelerin çok daha titiz bir inceleme yapması gerektiğini hukuken ortaya koymaktadır. Vazife malullüğü gibi kritik idari uyuşmazlıklarda, mahkemelerin sadece şeklî bir inceleme ile yetinerek genel geçer ifadelerle davayı reddetmesi, adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olan gerekçeli karar hakkının açık bir ihlalidir. Anayasa Mahkemesi bu tespitiyle, idare mahkemelerinin vatandaşın davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki somut iddialarına mutlaka detaylı ve mantıklı yanıtlar üretmesi gerektiğinin altını çizmiştir.

Kararın emsal etkisi, özellikle askerlik hizmeti, ceza infaz kurumları veya benzeri devlet otoritelerinin doğrudan kontrolü altındaki alanlarda meydana gelen sağlık sorunları ve ölüm olaylarına ilişkindir. İdare ve istinaf mahkemelerine verilen temel mesaj, ölüme neden olan hastalığın hizmetin şartlarından kaynaklanıp kaynaklanmadığına veya hizmet sırasındaki tıbbi ihmallerin sonuca etki edip etmediğine dair itirazların derinlemesine araştırılması gerektiğidir. Bu tür davalarda iddiaların teknik inceleme ve bilirkişi mütalaası ile desteklenmeden cevapsız bırakılması yargılamanın hakkaniyetini bozmaktadır. Bu karar, idari yargı pratiğinde gerekçelendirme standartlarını yükseltmesi açısından büyük bir öneme sahiptir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Rafet Batman, Bilecik Söğüt'te askerlik görevini ifa ederken tezkeresine sadece dört gün kala kışla tuvaletinde baygın hâlde bulunan ve sonrasında kaldırıldığı hastanede peritonit (karın zarı iltihabı) sebebiyle hayatını kaybeden oğlunun durumuyla ilgili Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) başvurmuştur. Başvurucu, oğlunun vefatından dolayı vazife malullüğü hükümleri uygulanarak aylık bağlanmasını talep etmiştir.

Talebinde, oğlunun askere alınırken tamamen sağlıklı olduğunu, ancak ölümcül nitelikteki hastalığının askerlik süresince teşhis ve tedavi edilemediğini, bu nedenle ölüm olayında askerlik hizmetinin doğrudan etkisi bulunduğunu savunmuştur. SGK'nın bu talebi reddetmesi üzerine işlemin iptali için idare mahkemesinde dava açmıştır. Ancak yargı mercileri, ölümün doğal yollarla gerçekleştiğini belirterek, askerlik hizmeti ile ölüm arasındaki muhtemel illiyet bağını detaylıca araştırmadan davayı reddetmiştir. Başvurucu, esaslı iddialarının araştırılmadığı ve mahkeme kararlarının gerekçesiz olduğu şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın ayrılmaz bir parçası olan gerekçeli karar hakkı üzerinde durmuştur. Bu hak, kişilerin mahkemeler önünde iddia ve savunmalarının gerçekten duyulduğundan emin olmalarını sağlayan en önemli anayasal teminatlardan biridir. Anayasa'nın 141. maddesi "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." amir hükmünü içermektedir. Bu kural, yargılama süreçlerinin şeffaflığını, tarafların hukuki dinlenilme hakkını ve mahkeme kararlarının bir üst merci tarafından objektif denetime açık olmasını güvence altına alır.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, mahkemelerin yargılama sırasında taraflarca ileri sürülen her bir iddiaya teferruatlı bir şekilde cevap verme zorunluluğu bulunmamaktadır. Ancak, muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen, davanın kaderini ve sonucunu doğrudan değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddia ve savunmalara mahkemelerce mutlaka makul, mantıklı ve tatmin edici bir gerekçeyle yanıt verilmesi zorunludur.

Kanun yolu incelemesi yapan mercilerin (istinaf veya temyiz), ilk derece mahkemesinin kararına aynı hukuki gerekçelerle katılması kural olarak yeterli görülebilmektedir. Ne var ki, ilk derece mahkemesince hiç karşılanmayan veya kararın hukuki denetimi aşamasında ilk defa ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı itirazların, kanun yolu mercilerince de incelenmemesi ve tamamen cevapsız bırakılması gerekçeli karar hakkının ihlali olarak kabul edilmektedir. İdare hukukunda idari işlemin sebep ve konu unsurlarının yargı mercilerince etkin bir şekilde denetlenmesi, iddia edilen hukuka aykırılıkların resen araştırma ilkesi gereği aydınlatılması adil yargılanma hakkının temel bir gerekliliğidir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun idare mahkemesi ve istinaf süreçlerindeki dava ve itiraz dilekçelerini detaylı bir şekilde incelemiştir. Başvurucunun yargılama sürecinin başından itibaren en temel iddiası; askerlik öncesinde tamamen sağlıklı olan murisinin, devletin otoritesi altındayken ölümcül bir hastalığa yakalandığı ancak bunun idarece tespit edilemediği yönündedir. Başvurucu, askerlik hizmetinin kısıtlayıcı şartlarının ve bireylerin istedikleri zaman sivil sağlık hizmetlerine ulaşamamalarının hastalık sürecini etkilediğini, bu nedenle ölüm olayında askerlik hizmetinin etkisi olduğunu iddia etmiştir.

Dosya kapsamı incelendiğinde, davanın sonucunu tamamen değiştirebilecek nitelikte olan bu esaslı iddialara rağmen, ilk derece mahkemesinin otopsi raporundaki ölümün "doğal ölüm" olduğu yönündeki tespitiyle yetindiği görülmüştür. İdare mahkemesi, ölüm olayında askerlik hizmetinin zorluklarının, teşhis eksikliğinin veya tıbbi müdahale süreçlerinin bir nedensellik bağı yaratıp yaratmadığı hususunda hiçbir somut hukuki değerlendirme yapmamıştır. Davacının hastalık ile hizmet arasındaki bağa yönelik iddiaları teknik bir analize tabi tutulmadan doğrudan reddedilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesine taşınan istinaf sürecinde de başvurucu aynı esaslı iddiaları yinelemiş, eksik inceleme yapıldığını ve idare mahkemesinin kararında ölüm ile askerlik görevi arasındaki ilişkinin hiç irdelenmediğini açıkça vurgulamıştır. Ancak istinaf mercii de bu spesifik iddialara dair herhangi bir ek inceleme yapmamış, idare mahkemesinin eksik bıraktığı gerekçelendirmeyi tamamlamamış ve itirazı kesin olarak reddetmiştir. Bu durum, davanın sonucunu doğrudan etkileyecek nitelikteki argümanların hiçbir yargı mercii tarafından ele alınmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, davanın sonucuna etkili olabilecek nitelikteki esaslı iddiaların mahkemelerce karşılanmaması nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için kararın yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 18. İdare Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Çocuğum askerde hastalanıp vefat etti, vazife malulü sayılır mı? expand_more
Askerlik gibi bireylerin doğrudan devletin gözetimi ve otoritesi altında bulunduğu dönemlerde meydana gelen sağlık sorunları ve ölüm olaylarında, vefat eden kişinin yakınlarının Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) başvurarak vazife malullüğü aylığı talep etme hakkı bulunmaktadır. Ancak kurumun bu talebi reddetmesi durumunda idari yargıda iptal davası açılması gerekir. İdare mahkemelerinin bu tür uyuşmazlıklarda şeklî bir inceleme ile yetinmesi ve askerlik hizmetinin kısıtlayıcı şartlarının, sivil sağlık hizmetlerine erişim zorluğunun veya idarenin teşhis ve tedavi süreçlerindeki muhtemel ihmallerinin ölüm üzerinde bir etkisi olup olmadığını araştırmadan "doğal ölüm" gerekçesiyle davayı reddetmesi hukuka aykırıdır. Mahkemeler, ölüm ile askerlik hizmeti arasındaki illiyet bağını mutlaka teknik inceleme ve bilirkişi mütalaası ile destekleyerek derinlemesine araştırmalıdır.
Mahkeme iddialarımızı hiç incelemeden davayı reddedebilir mi? expand_more
Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre mahkemeler, yargılama sırasında ileri sürdüğünüz ve davanın kaderini doğrudan değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddia ve savunmaları cevapsız bırakarak davayı reddedemez. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve 141. maddesinde belirtilen mahkeme kararlarının gerekçeli olması kuralı gereğince, öne sürdüğünüz somut itirazlara mutlaka makul, mantıklı ve tatmin edici bir gerekçeyle yanıt verilmesi zorunludur. İdare hukukunda resen araştırma ilkesi gereği, mahkemelerin idari işlemin sebep ve konu unsurlarını etkin bir şekilde denetlemesi adil yargılanmanın temel bir gerekliliğidir. Aksi takdirde, davanın sonucunu etkileyecek hususlarda eksik incelemeyle kurulan hüküm, gerekçeli karar hakkının açık bir ihlalini oluşturur.
Hastalık ölümle sonuçlanırsa devletin hiç mi sorumluluğu yok? expand_more
Kişinin ölüm nedeni tıbben bir hastalık (örneğin karın zarı iltihabı) olsa dahi, eğer bu durum ceza infaz kurumu veya askerlik gibi devletin doğrudan kontrolü altındaki alanlarda gerçekleşmişse devletin sorumluluğu yakından incelenmelidir. Anayasa Mahkemesi, bireylerin istedikleri zaman sivil sağlık hizmetlerine ulaşamamalarının hastalık sürecini olumsuz etkileyebileceğini kabul etmektedir. Bu nedenle, mahkemelerin otopsi raporundaki "doğal ölüm" ibaresiyle yetinmesi kabul edilemez; hastalığın askerlik süresince teşhis ve tedavi edilememesinde idarenin hizmet kusuru olup olmadığı veya tıbbi müdahale süreçlerinin nedensellik bağı yaratıp yaratmadığı titizlikle değerlendirilmelidir. Bu hususların mahkemelerce aydınlatılmaması açık bir hak ihlalidir.
İstinaf mahkemesi de itirazlarımızı dikkate almazsa ne yapmalıyız? expand_more
İlk derece mahkemesinin kararında hiç karşılanmayan veya kararın hukuki denetimi aşamasında ilk defa ileri sürdüğünüz davanın esasına yönelik kritik itirazların, kanun yolu merci olan istinaf (Bölge İdare Mahkemesi) veya temyiz mahkemelerince de incelenmeden reddedilmesi gerekçeli karar hakkının ihlalidir. Bölge İdare Mahkemesinin, eksik yapılan incelemeyi tamamlamaması ve argümanlarınızı cevapsız bırakması halinde olağan kanun yollarının tükenmesinin ardından Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunma hakkınız doğar. Anayasa Mahkemesi, bu tür hak ihlali tespitlerinde, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla kararı bozarak dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili ilk derece mahkemesine gönderilmesine hükmetmektedir.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir