Anasayfa Karar Bülteni AYM | Eda Özgül Olgun | BN. 2021/21874

Karar Bülteni

AYM Eda Özgül Olgun BN. 2021/21874

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2021/21874
Karar Tarihi 15.01.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Mahkeme kararları iddia ve itirazları karşılamalıdır.
  • Davanın sonucunu etkileyecek deliller gerekçede tartışılmalıdır.
  • Soyut ve matbu gerekçeler adil yargılanmayı zedeler.
  • İtiraz mercileri esaslı savunmalara açık yanıt vermelidir.

Bu karar, adil yargılanma hakkının en temel yapı taşlarından biri olan gerekçeli karar hakkının ne denli kritik bir güvence olduğunu somut bir olay üzerinden gözler önüne sermektedir. Yargı makamlarının, vatandaşların idari yaptırımlara karşı yaptıkları itirazları incelerken salt idarenin sunduğu belgelere dayanarak şeklî bir inceleme yapmaları, hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Anayasa Mahkemesi, bu kararında itiraz merciinin başvurucunun esasa etkili savunmalarını ve sunduğu somut, resmî delilleri dikkate almadan, matbu ve klişeleşmiş bir ret kararı vermesinin hukuka aykırı olduğunu net bir şekilde vurgulamıştır. Özellikle trafik para cezalarına itiraz süreçlerinde sulh ceza hâkimliklerinin dosya üzerinden yaptıkları incelemelerde, vatandaşın sunduğu aksi yöndeki resmî hastane raporlarının kararda hiç tartışılmaması, hakkaniyete uygun yargılanma ilkesini derinden zedelemektedir.

Uygulamada her gün binlerce kişinin karşılaştığı trafik idari para cezalarına itiraz süreçleri açısından bu karar, oldukça güçlü ve yol gösterici bir emsal teşkil etmektedir. Karar, sulh ceza hâkimliklerinin kolluk tutanaklarını kesin ve aksi ispat edilemez mutlak bir doğru olarak kabul etme eğiliminden uzaklaşmaları gerektiğine işaret etmektedir. Başvurucuların iddialarını desteklemek amacıyla sundukları bilimsel veya resmî nitelikteki karşı delillerin mahkemelerce ciddiyetle ele alınması, gerekçeli kararlarda detaylı biçimde tartışılması Anayasal bir zorunluluktur. Vatandaşların kendilerini haksız bir ceza karşısında savunabilmelerinin ve yargı sistemine olan güvenlerinin tam anlamıyla tesis edilebilmesi, itirazlarının şablon cümlelerle geçiştirilmemesine bağlıdır. Bu içtihat, mahkemelerin olaya özgü, doyurucu ve tarafları tatmin edici gerekçelendirme yapması gerektiğini kesin bir dille hatırlatarak uygulamadaki eksikliklere önemli bir uyarı getirmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, gece saatlerinde kendi aracıyla seyir hâlindeyken trafik polisleri tarafından rutin bir yol kontrolü sırasında durdurulmuştur. Trafik ekiplerince alkolmetre cihazıyla yapılan ölçüm neticesinde başvurucunun 0,67 promil alkollü olduğu iddia edilmiş ve kendisine yüksek miktarda idari para cezası kesilerek sürücü belgesine de altı ay süreyle el konulmuştur. Başvurucu, kesinlikle alkol kullanmadığını, küçük bir bebeği olduğu için böyle bir durumun mümkün olamayacağını, pandemi koşulları sebebiyle hem aracının direksiyonunda hem de ellerinde yoğun miktarda yüzde seksen oranında alkol içeren dezenfektan kullandığını ve ölçüm cihazındaki yanıltıcı sonucun doğrudan bu dezenfektandan kaynaklandığını polis ekiplerine anlatmaya çalışmıştır. Haklılığını kanıtlamak isteyen başvurucu, olaydan sadece bir saat sonra tam teşekküllü bir devlet hastanesine giderek kan testi yaptırmış ve kanındaki alkol oranının 0,1 promilin altında olduğunu gösteren resmî bir rapor almıştır. Bu resmî hastane raporunu dilekçesine ekleyerek trafik cezasına ve ehliyetinin alınması işlemine karşı sulh ceza hâkimliğine itiraz etmiştir. Ancak hâkimlik, başvurucunun sunduğu bu resmî kan testi sonucunu ve dezenfektan kullanımına dayanan savunmasını hiçbir şekilde incelemeden ve kararda tartışmadan itirazı doğrudan reddetmiştir. Davasının esasına etki edecek delillerinin dikkate alınmadığını düşünen başvurucu, hakkını aramak üzere Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi önüne gelen bu uyuşmazlığı, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biri olan gerekçeli karar hakkı çerçevesinde ele almış ve değerlendirmiştir. Gerekçeli karar hakkının temel felsefesi, kişilerin yargı organları önünde hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamak ve mahkeme kararlarının denetlenebilirliğini, şeffaflığını mümkün kılmaktır. Yüksek Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, yargılamayı yürüten mahkemelerin kararlarında davanın esasına yönelik temel hukuki ve maddi sorunları aydınlatması zorunludur. Taraflarca ileri sürülen iddia ve savunmaların, sunulan delillerle anlamlı bir bağ kurularak tek tek tartışılması yasal ve Anayasal bir yükümlülüktür. Uyuşmazlığın çözümüyle doğrudan ilgisi bulunmayan, sadece şeklî anlamda yazılmış kalıplaşmış, matbu ve soyut ifadelerin gerekçe olarak sunulması, gerekçeli karar hakkının açık bir ihlali anlamına gelmektedir.

Trafik idari para cezalarının dayanağını oluşturan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m. 48 kapsamında uygulanan yaptırımlara karşı yapılan itiraz incelemelerinde de bu kural tavizsiz bir şekilde geçerlidir. İtirazları inceleyen mercilerin, idarenin tuttuğu tutanaklar ile vatandaşın itirazlarını aynı hassasiyetle, objektif bir biçimde tartması gerekmektedir. Mahkemeler, özellikle kanun yolu incelemelerinde veya itiraz üzerine verdikleri nihai kararlarda, ilk derece makamlarınca karşılanmamış veya ilk kez o aşamada dile getirilmiş esaslı savunmalara açık, anlaşılır ve ikna edici yanıtlar vermekle yükümlüdür. Yargılama sürecinde bir tarafın davanın seyrini değiştirebilecek, suçsuzluğunu ispatlayabilecek nitelikteki resmî bir belgeyi veya raporu dosyaya sunmasına rağmen, kararı veren makamın bu belgeyi tamamen görmezden gelerek hiçbir araştırma yapmaksızın sadece idarenin kolluk tutanağı üzerinden hüküm kurması, adil yargılanma ilkesinin özünü zedelemektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun kendisine uygulanan idari para cezasına ve sürücü belgesinin geri alınmasına karşı yürüttüğü itiraz sürecindeki mahkeme kararlarını ve dosya kapsamını detaylı bir şekilde incelemiştir. Başvurucunun trafik denetimi sırasında 0,67 promil alkollü çıkmasına itiraz ederek hemen ardından tam teşekküllü bir devlet hastanesine gittiği ve burada yapılan resmî kan testinde alkol oranının 0,1 promilin çok altında çıktığı dosyadaki belgelerle sabittir. Ayrıca başvurucu, sulh ceza hâkimliğine sunduğu itiraz dilekçesinde pandemi koşulları sebebiyle yoğun bir şekilde alkol içerikli dezenfektan kullandığını, alkolmetre cihazındaki yanıltıcı ölçümün de bu durumdan etkilenmiş olabileceğini gayet makul, hayatın olağan akışına uygun ve tutarlı bir savunma olarak ileri sürmüştür.

Sulh Ceza Hâkimliğinin itirazı değerlendirdiği süreçte, sadece Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünden gelen idari yaptırım evraklarına dayanarak karar verdiği tespit edilmiştir. Mahkemenin, başvurucunun dosyaya sunduğu hastane kan testi sonucuna ve dezenfektan kullanımına ilişkin detaylı savunmalarına gerekçeli kararında hiçbir şekilde yer vermediği, bu iddiaları tamamen cevapsız bıraktığı anlaşılmıştır. Üstelik idarece hâkimliğe sunulan cevap yazısında, olaydan yaklaşık bir saat sonra yapılan kan testinde alkol çıkmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu iddia edilmiş olsa da, mahkeme bu ciddi çelişkiyi gidermeye yönelik herhangi bir ek araştırma yapmamış, adli tıp veya bilirkişi incelemesine başvurmamış ve tarafların birbiriyle çatışan bu iddialarını kararda asla tartışmamıştır.

Anayasa Mahkemesi, yargılamayı yapan yetkili mercilerin delilleri değerlendirme yetkisine doğrudan müdahale etmemekle birlikte, davanın sonucunu tamamen değiştirebilecek nitelikteki somut ve resmî bir tıbbi belgenin kararda hiç tartışılmamasını adil yargılanma hakkı açısından kabul edilemez bulmuştur. Başvurucunun atılı kabahati işlemediğine dair devlet hastanesi raporu sunmasına rağmen bu delilin mahkemece neden itibar edilmeye değer bulunmadığının kararda izah edilmemesi, yargılamanın hakkaniyetini kökünden sarsmıştır. Esaslı iddiaların göz ardı edilmesi, yargılama sürecinin adalete olan inancı zedelemesine neden olmuştur.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun esaslı iddialarının mahkeme kararlarında karşılanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve yeniden yargılama yapılması amacıyla başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: