Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi A. S. ve U. Ş. Kararı 2023/70494 B.

Anayasa Mahkemesi A. S. ve U. Ş. Kararı 2023/70494 B.

Bu karar, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bağlamında tutuklama tedbirinin uygulanma koşullarına ilişkin son derece kritik anayasal güvenceler içermektedir. Anayasa Mahkemesi, kişinin suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin bulunmasının, tek başına tutuklama tedbirinin uygulanması için yeterli olmadığını, kanunda öngörülen tutuklama nedenlerinin somut olgularla ve şüpheli bazında kişiselleştirilerek ortaya konulması gerektiğini bir kez daha kararlılıkla vurgulamıştır. Özellikle kanunda sayılan katalog suçlar arasında yer almayan isnatlarda, şüphelilerin kaçma veya delilleri karartma şüphesinin varsayımlara ve basmakalıp ifadelere değil, somut davranışlara ve dosya kapsamındaki nesnel verilere dayandırılması zorunluluğunun altı çizilmiştir.
search

Anayasa Mahkemesi
A. S. ve U. Ş. Kararı 2023/70494 B.

7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 1. Bölüm
Başvuru No 2023/70494
Karar Tarihi 28.01.2026
Taraf A. S. ve U. Ş.
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
Öne Çıkan Hükümler
Kuvvetli suç şüphesi tutuklama için tek başına yetmez.
Katalog dışı suçlarda kaçma şüphesi somutlaştırılmalıdır.
Soruşturmanın uzun süredir bilinmesi tutuklama nedenlerini zayıflatır.
Tutuklama kararlarında şahsa özgü ve kişiselleştirilmiş değerlendirme zorunludur.

Bu karar, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bağlamında tutuklama tedbirinin uygulanma koşullarına ilişkin son derece kritik anayasal güvenceler içermektedir. Anayasa Mahkemesi, kişinin suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin bulunmasının, tek başına tutuklama tedbirinin uygulanması için yeterli olmadığını, kanunda öngörülen tutuklama nedenlerinin somut olgularla ve şüpheli bazında kişiselleştirilerek ortaya konulması gerektiğini bir kez daha kararlılıkla vurgulamıştır. Özellikle kanunda sayılan katalog suçlar arasında yer almayan isnatlarda, şüphelilerin kaçma veya delilleri karartma şüphesinin varsayımlara ve basmakalıp ifadelere değil, somut davranışlara ve dosya kapsamındaki nesnel verilere dayandırılması zorunluluğunun altı çizilmiştir.

Emsal etkisi açısından bu karar, uzun süredir devam eden soruşturmalarda şüphelilerin özgürlük durumunun değerlendirilmesi bakımından alt derece mahkemelerine rehber niteliğindedir. Kişilerin soruşturmadan yıllar öncesinden haberdar olmalarına rağmen hiçbir kaçma girişiminde bulunmamaları, adreslerinde sabit olmaları ve delil karartmaya yönelik bir eylemlerinin tespit edilememesi gibi durumlar, tutuklama tedbirini hukuki dayanaktan yoksun bırakmaktadır. Uygulamada sulh ceza hâkimliklerinin genel geçer, soyut ifadelerle tutuklama kararı vermesinin önüne geçilmesi hedeflenmekte; özgürlükten yoksun bırakmanın her zaman bir istisna ve en son çare (ultima ratio), tutuksuz yargılamanın ise kural olduğu temel ceza hukuku prensibi daha da güçlendirilmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucular, özel bir tıp merkezinde göz hastalıkları uzmanı olarak çalışan iki doktordur. İhtilafın temeli, 2013 ile 2015 yılları arasında söz konusu tıp merkezinde simsarlar aracılığıyla yaşlı vatandaşların ücretsiz muayene vaadiyle toplanıp, basit işlemler (örneğin göz kanallarına su verilerek lavaj yapılması) uygulandığı hâlde, Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) cerrahi işlem gerektiren yüksek maliyetli ve sahte ameliyatlar fatura edilerek kurumun milyonlarca lira zarara uğratıldığı iddialarına dayanmaktadır.

Bu iddialar üzerine başlatılan nitelikli dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik soruşturmaları kapsamında başvurucular 2023 yılında evlerinde gözaltına alınarak sulh ceza hâkimliği tarafından tutuklanmıştır. Başvurucular; haklarında kuvvetli suç şüphesinin bulunmadığını, yıllar önce ilgili hastaneden ayrıldıklarını, SGK kayıtlarına erişim imkânları kalmadığı için delil karartma ihtimallerinin söz konusu olmadığını ve yıllardır süren soruşturmadan haberdar olmalarına rağmen kaçmadıklarını belirterek tutuklama kararına itiraz etmiştir. Yargı sürecinde itirazları reddedilen başvurucular, haksız ve dayanaksız tutuklama nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş ve manevi tazminat talep etmişlerdir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken kişi hürriyeti ve güvenliğini güvence altına alan Anayasa'nın 19. maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.100 ve devamında yer alan koruma tedbirlerine ilişkin düzenlemeleri temel kurallar olarak ele almıştır.

Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delilleri yok etmelerini veya değiştirmelerini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerde hâkim kararıyla tutuklanabilirler. Bu anayasal ilke bağlamında bir tutuklama tedbirinin meşru ve hukuki sayılabilmesinin ön şartı, kişinin atılı suçu işlediğine dair objektif gözlemcileri ikna edecek boyutta "kuvvetli belirti" bulunmasıdır.

Bununla birlikte, kuvvetli belirtinin varlığı tutuklama için tek başına yeterli bir zemin sunmaz. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.100 uyarınca, tutuklama kararı verilebilmesi için şüphelinin kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların bulunması ya da delilleri karartma, tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı kurma girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturması emredici bir kuraldır. 5271 sayılı Kanun m.101 hükmü ise tutuklama kararlarının kanuni gerekçelerle değil, dosyanın kendi gerçekliğine uygun somut olgularla gerekçelendirilmesini kesin bir dille şart koşar.

Yerleşik anayasal içtihat prensipleri gereğince, bir tutuklama tedbirinin kaçma şüphesi gibi meşru bir amaca dayanıp dayanmadığı değerlendirilirken şüphelinin şahsi ve sosyal durumu, sabit yerleşim yerinin olup olmadığı, mesleği, mal varlığı, ailevi bağları, soruşturma sürecindeki genel tavrı ve yakalanma şekli gibi kişisel (subjektif) unsurlar yargı makamlarınca bir bütün olarak analiz edilmelidir. Bilhassa katalog suçlar arasında sayılmayan atılı suçlarda, mahkemelerin kaçma veya delil karartma riskini kanuni bir karine olarak varsayması hukuken olanaksızdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucuların tutuklanmasının kanuni bir dayanağının bulunduğunu, soruşturma dosyasındaki müfettiş raporları, bilirkişi incelemeleri ve müşteri olarak ifade veren şahısların beyanları dikkate alındığında, başvurucuların uygulanmayan cerrahi işlemleri SGK'ya fatura ettirme eylemlerine katıldıklarına dair kuvvetli suç şüphesinin ve somut belirtilerin mevcut olduğunu tespit etmiştir. Ancak Anayasa Mahkemesi, tutuklamanın meşru amacı ve ölçülülüğü konusunda derinlemesine bir inceleme yapmıştır.

Değerlendirmelerde, başvuruculara isnat edilen "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.100 kapsamında yer alan ve tutuklama nedeni varsayılabilen "katalog suçlar" listesinde olmadığı vurgulanmıştır. Bu durumda sulh ceza hâkimliğinin, kaçma veya delilleri yok etme riskini somut, kişiselleştirilmiş ve objektif olgulara dayandırarak ispatlaması gerekmektedir. Hâlbuki kararı veren hâkimliğin, başvurucuların kaçma ihtimalinin kuvvetle muhtemel olduğunu belirtirken suçun yaptırımının ağırlığı gibi genel ve soyut gerekçelere dayandığı, şüphelilerin bireysel durumunu yansıtan kişisel hiçbir değerlendirmeye yer vermediği görülmüştür.

Dahası Yüksek Mahkeme, başvurucuların 2022 yılında başlatılan adli soruşturmadan 1 yılı aşkın bir süre, 2017 yılındaki disiplin soruşturmasından ise tam 6 yıl sonra tutuklandıklarına dikkat çekmiştir. Başvurucular, bu uzun süreçte suçlamalardan haberdar olmalarına rağmen yurt dışına çıkma, saklanma veya herhangi bir şekilde kaçma girişiminde bulunmamış, yakalama işlemleri de bizzat ikametgâhlarında gerçekleştirilmiştir. Başvurucuların daha sonra tahliye edilerek tabi tutuldukları adli kontrol tedbirlerine de uydukları belirlenmiştir. Buna rağmen tutuklama kararında bu uzun zaman zarfındaki tutumlarını, mesleki durumlarını ve sabit ikametgâhlarını göz ardı ederek kaçma riskini haklı çıkaracak hiçbir somut nedene veya özel duruma yer verilmemesi büyük bir hukuki eksiklik olarak değerlendirilmiştir. Aynı şekilde delil karartma ihtimaline yönelik hiçbir spesifik açıklama yapılmadığı da saptanmıştır. Tüm bu veriler ışığında, sulh ceza hâkimliğinin tutuklama tedbirinin meşru amacını ortaya koyma bakımından yetersiz kaldığı kanaatine ulaşılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Sadece suçu işlediğimden şüpheleniliyor diye hemen tutuklanabilir miyim? expand_more
Hayır, atılı suçu işlediğinize dair kuvvetli suç şüphesinin bulunması, tek başına tutuklama tedbirinin uygulanması için yeterli bir zemin sunmaz. Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, tutuklamanın hukuki olabilmesi için CMK madde 100 kapsamında kaçma, saklanma veya delilleri karartma gibi risklerin somut olgularla ortaya konulması gerekmektedir. Ceza hukukunda özgürlükten yoksun bırakma en son çare, tutuksuz yargılama ise temel kuraldır.
Suçum katalog suçlardan değilse mahkeme kaçacağımı varsayıp beni tutuklayabilir mi? expand_more
İsnat edilen suç kanunda sayılan "katalog suçlar" arasında değilse, mahkemelerin sizin kaçma veya delil karartma riskinizi otomatik bir yasal karine olarak varsayması hukuken mümkün değildir. Mahkeme tutuklama kararı verirken; sabit yerleşim yerinizi, mesleğinizi, sosyal durumunuzu incelemek ve şahsınıza yönelik riskleri objektif, somut olgularla tek tek ispatlamak zorundadır.
Yıllardır süren bir soruşturmam var, hiç kaçmadım. Şimdi tutuklamaları yasal mı? expand_more
Yıllardır devam eden bir soruşturmadan haberdar olmanıza rağmen hiçbir kaçma ya da saklanma girişiminde bulunmadıysanız ve sabit bir ikametgâhınız varsa, geç bir aşamada uygulanan tutuklama tedbiri hukuki dayanaktan yoksundur. Anayasa Mahkemesi, bu kadar uzun zaman zarfında adli süreçlere uyum sağlayan kişilerin, sırf suçun cezasının ağırlığı gibi soyut gerekçelerle sonradan tutuklanmasını kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali olarak değerlendirmektedir.
Mahkeme genel ifadeler kullanarak, matbu bir gerekçeyle beni tutuklayabilir mi? expand_more
Sulh ceza hâkimliklerinin genel geçer, soyut ve basmakalıp ifadeler kullanarak tutuklama kararı vermesi anayasal hakların ihlali niteliğindedir. Ceza Muhakemesi Kanunu, tutuklama gerekçelerinin dosyanın kendi gerçekliğine ve sizin bireysel durumunuza uygun somut olgularla kişiselleştirilerek açıklanmasını kesin emredici bir kural olarak şart koşmaktadır.
star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir