Anasayfa Karar Bülteni AYM | Neslihan Sevinç | BN. 2022/24342

Karar Bülteni

AYM Neslihan Sevinç BN. 2022/24342

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2022/24342
Karar Tarihi 19.11.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kuvvetli suç şüphesi somut delillerle kanıtlanmalıdır.
  • Rutin bankacılık işlemleri örgütsel faaliyet sayılamaz.
  • Sadece kurumda çalışmak tek başına delil değildir.
  • Tutuklama tedbiri için kuvvetli belirti şarttır.

Bu karar, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması bağlamında, tutuklama tedbirine başvurulabilmesi için gerekli olan "kuvvetli suç şüphesinin" çerçevesini net bir şekilde çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, bireylerin özgürlüğünden mahrum bırakılmasını gerektirecek ağırlıktaki tedbirlerin, salt varsayımlara veya dolaylı irtibatlara dayandırılamayacağını vurgulamaktadır. Özellikle silahlı terör örgütü yargılamalarında sıklıkla karşılaşılan banka hesap hareketleri, müzahir kurumlarda çalışma veya şüpheli şahıslarla olağan insani ilişkiler gibi durumların, suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilebilmesi için somut ve örgütsel bir amacın ispatlanması gerektiği açıkça ortaya konmuştur.

Uygulamadaki önemi ve emsal etkisi açısından bu karar, soruşturma mercilerinin tutuklama taleplerinde ve sulh ceza hâkimliklerinin tutuklama kararlarında çok daha titiz bir delil değerlendirmesi yapmalarını zorunlu kılmaktadır. Mahkeme, örgütle iltisaklı bir kurumda çalışmanın veya bir bankada mutat işlemler gerçekleştirmenin, tek başına terör örgütü üyeliği suçlaması için yeterli olmadığını yineleyerek yerleşik Yargıtay içtihatlarıyla da uyumlu bir yaklaşım sergilemiştir. Bu durum, benzer soruşturma ve yargılamalarda kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik orantısız ve haksız müdahalelerin önlenmesi adına son derece güçlü bir anayasal güvence teşkil etmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Neslihan Sevinç, kapatılan bir dershanede öğretmen olarak çalışmış ve eşi de aynı kurumda müdürlük yapmıştır. Eşi hakkında FETÖ/PDY üyeliği suçlamasıyla dava açılmasının ardından, başvurucu hakkında da silahlı terör örgütüne üye olma ve terörizmin finansmanı iddialarıyla soruşturma başlatılmıştır.

Soruşturma kapsamında başvurucu; kiralık olarak oturduğu evin sahibinin örgüt şüphelisi olması, evinde eşinin davasına ait belgelerin bulunduğu bir flaş bellek çıkması, geçmişte attığı bazı sosyal medya mesajları ve adına kayıtlı bir banka kartı bulunması gerekçe gösterilerek tutuklanmıştır. Başvurucu, isnat edilen eylemlerin suç teşkil etmediğini, tutuklanmasını gerektirecek somut hiçbir delil bulunmadığını ve tutuklama kararının haksız olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahaleleri incelerken Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 19 hükümlerini esas almaktadır. Bu maddeye göre, bir kişinin tutuklanabilmesi için öncelikle suç işlediğine dair "kuvvetli belirti" bulunması zorunludur. Bu ön koşul sağlanmadan tutuklama nedenlerinin veya ölçülülük ilkesinin incelenmesine geçilemez.

Somut olaydaki tutuklama tedbirinin yasal dayanağı 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 100 hükmüdür. Ancak, kanuni dayanağın bulunması tek başına yeterli olmayıp, isnat edilen suçun işlendiğini gösteren kuvvetli şüphe sebeplerinin somut olgularla desteklenmesi gerekmektedir. Yargıtay içtihatlarına göre, Bank Asya'da hesap açılması veya para yatırılması gibi eylemlerin örgütsel faaliyet sayılabilmesi için, bu işlemlerin örgüt liderinin talimatı doğrultusunda ve mutat bankacılık işlemleri dışında örgütü desteklemek kastıyla yapılmış olması şarttır.

Ayrıca, yine yerleşik içtihatlar doğrultusunda, kişilerin örgütle irtibatlı kurumlarda SGK kayıtlı olarak çalışmaları, tek başına silahlı terör örgütü üyeliği suçlaması için yeterli bir delil olarak kabul edilmemektedir. Ceza hukukunun temel ilkelerinden olan suç ve cezaların şahsiliği ilkesi gereğince, bir kimsenin eşinin veya yakınlarının yargılanıyor olması veya şüpheli şahıslarla olağan kiracı-ev sahibi ilişkisi içinde bulunması, kişiyi otomatik olarak suç şüphelisi hâline getirmez. Anayasa Mahkemesi, tutuklama kararlarında bu tür olguların kuvvetli suç belirtisi olarak gösterilebilmesi için soruşturma mercilerinin bu ilişkilerin örgütsel boyutunu somut delillerle kanıtlaması gerektiğinin altını çizmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun tutuklanmasına gerekçe gösterilen delilleri ve soruşturma mercilerinin değerlendirmelerini tek tek ele almıştır. İlk olarak, ev araması sırasında bulunan flaş belleğin içindeki teşhis tutanağının, başvurucunun eşinin davasına ait olduğu ve mahkemeden bizzat talep edilerek alındığı tespit edilmiştir. Soruşturma mercilerinin bu durumu hiç araştırmadan, söz konusu belgeyi başvurucunun örgüt üyeleriyle irtibatına delil sayması olgusal bir temelden yoksun bulunmuştur.

İkinci olarak, başvurucunun şüpheli bir şahsın evinde kiracı olması, başvurucunun geçmişte o ilçede çalışmış olması dikkate alındığında hayatın olağan akışına aykırı görülmemiş ve bu ilişkinin örgütsel bir niteliği olduğuna dair hiçbir somut tespit ortaya konulamamıştır.

Üçüncü olarak, başvurucunun evinde adına düzenlenmiş bir banka kartının bulunması durumu incelenmiştir. Yargıtayın konuya ilişkin içtihatları açık olup, hesap hareketlerinin örgüt liderinin talimatıyla ve örgütü desteklemek amacıyla yapıldığı kanıtlanmadan, sırf banka kartına sahip olmanın kuvvetli suç belirtisi kabul edilemeyeceği vurgulanmıştır. Başvurucunun 2013 yılına ait dört adet sosyal medya paylaşımı da somut olayın koşullarında silahlı terör örgütü üyeliği açısından tek başına kuvvetli belirti oluşturacak nitelikte görülmemiştir.

Son olarak, başvurucunun kapatılan bir dershanede öğretmen olarak çalışması ve eşinin örgüt üyeliğinden yargılanması gibi olgular, suç ve cezaların şahsiliği ilkesi gereği başvurucunun örgütsel faaliyette bulunduğuna dair kuvvetli bir belirti olarak kabul edilmemiştir. Soruşturma mercileri, başvurucunun somut ve örgütsel bir eylemini ortaya koyamamıştır. Tüm bu hususlar ışığında, başvurucunun tutuklanması için gerekli olan "suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti" unsurunun somut olayda yeterince ortaya konulamadığı anlaşılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve başvurucuya manevi tazminat ödenmesini kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: