Anasayfa Karar Bülteni AYM | 2021/36521 BN.

Karar Bülteni

AYM 2021/36521 BN.

Anayasa Mahkemesi | Aysun Gençtanır ve Diğerleri | 2021/36521 BN.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2021/36521
Karar Tarihi 23.10.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kötü muamele iddialarında etkili soruşturma yürütülmesi zorunludur.
  • Soruşturmada sadece kolluk tutanaklarıyla yetinilmesi hukuka aykırıdır.
  • Barışçıl gösterilere müdahale, zorunlu toplumsal ihtiyaca dayanmalıdır.
  • İfade ve toplanma özgürlüğü demokratik toplumun temelidir.
  • Şiddet içermeyen eylemlere hoşgörü gösterilmesi demokrasinin gereğidir.

Bu karar, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının barışçıl kullanımına kamu gücü tarafından yapılan müdahalelerin sınırlarını ve sonrasında yürütülmesi gereken adli soruşturmaların asgari standartlarını ortaya koyması bakımından hukuken büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, kamu makamlarının iddia edilen polis şiddetini soruştururken yalnızca kolluk kuvvetleri tarafından tek taraflı tutulan tutanaklara dayanarak kovuşturmaya yer olmadığı kararı vermesinin, devletin anayasal bir görevi olan etkili soruşturma yükümlülüğü ile bağdaşmadığını net bir şekilde vurgulamıştır. Bireylerin şiddet içermeyen, tamamen barışçıl amaçlarla bir araya gelerek düşüncelerini ifade etmelerine yönelik müdahalelerin, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması ve mutlaka zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması gerektiği yinelenmiştir.

Karar aynı zamanda, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasında başvurulan idari gerekçelerin yargısal denetimden muaf olmadığını göstermektedir. Salt bildirimde bulunulmaması veya pandemi koşulları gibi idari gerekçeler, barışçıl niteliğini kaybetmeyen bir toplanmaya doğrudan fiziksel müdahale edilmesini kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmemektedir. Kolluk kuvvetlerinin kamu düzenini sağlama yetkisi, vatandaşların anayasal haklarının özüne dokunacak düzeyde geniş yorumlanamaz.

Benzer davalar açısından bu karar, özellikle izinsiz olduğu gerekçesiyle yasaklanan veya dağıtılmak istenen toplantılara yapılan kolluk müdahalelerine karşı son derece güçlü bir emsal oluşturmaktadır. Karar, kolluk güçlerinin zor kullanma yetkisinin denetiminde savcılıkların eksik veya yüzeysel inceleme yapamayacağını açıkça ortaya koymaktadır. Olay yeri kamera kayıtlarının celbedilmesi, tarafsız tanık ifadelerinin alınması ve tüm delillerin titizlikle toplanarak orantılılık değerlendirmesinin yapılmasının anayasal bir zorunluluk olduğu teyit edilmiştir.

Uygulamadaki önemi bakımından ise bu içtihat, barışçıl niteliğini kaybetmeyen gösterilere müdahale edilmesinin doğrudan hak ihlali sayılacağını belirterek adli makamlara ve kolluk güçlerine temel hakların kullanımında daha toleranslı davranılması gerektiğine dair ciddi bir yargısal uyarı niteliğindedir. Hak arama hürriyeti kapsamında vatandaşların kamusal alanda seslerini duyurma çabalarının idari engellerle orantısız biçimde bastırılması, demokratik çoğulculuk ilkesine aykırı bulunarak tazminat yaptırımına bağlanmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucular, 12 Ağustos 2020 tarihinde İstanbul Sözleşmesi'ne yönelik eleştirileri protesto etmek amacıyla Ankara Kolej Meydanı'nda bir araya gelerek bir basın açıklaması ve toplantı düzenlemek istemiştir. Kolluk kuvvetleri, pandemi kurallarını, yaya ve araç trafiğinin aksamasını ve gösterinin izinsiz olduğunu gerekçe göstererek gruba dağılmaları yönünde uyarılarda bulunmuş, ardından gruba fiziksel olarak müdahale etmiştir.

Yaşanan bu müdahale sırasında başvurucuların birçoğu vücutlarının çeşitli yerlerinden yaralanmış ve gözaltına alınmıştır. Olayın ardından başvurucular, kolluk görevlilerinin kendilerine karşı hiçbir makul sebep yokken orantısız ve aşırı güç kullandığını belirterek Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Ancak savcılık tarafından polis memurları hakkında deliller toplanıp etkili bir soruşturma yürütülmeden takipsizlik (kovuşturmaya yer olmadığı) kararı verilmiştir. Başvurucular, hem kendilerine yönelik şiddet eyleminin anayasal standartlara uygun şekilde soruşturulmaması hem de barışçıl bir şekilde toplanma ve basın açıklaması yapma haklarının polis müdahalesiyle engellenmesi nedenleriyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken temel olarak Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında güvence altına alınan kötü muamele yasağı ve Anayasa'nın 34. maddesi kapsamında yer alan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ilkelerine dayanmıştır.

Öncelikle kötü muamele yasağı kapsamında devletin etkili soruşturma yapma şeklindeki pozitif usul yükümlülüğü vurgulanmıştır. Kişilerin devletin kontrolü altındayken, özellikle gözaltı ve yakalama işlemleri sırasında yaralanması durumunda, kamu makamlarının bu olaya tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirme zorunluluğu bulunmaktadır. İddiaların araştırılması sürecinde, yürütülen savcılık soruşturmalarının bağımsız ve tarafsız olması, olayı aydınlatabilecek tüm delillerin ivedilikle toplanması gerekmektedir. Yalnızca kolluk kuvvetlerinin tuttuğu kendi tutanaklarıyla yetinilmesi, olay yerindeki kamera görüntülerinin incelenmemesi ve sivil tanıkların dinlenmemesi, şikayetçi olunan olayın aydınlatılmasını engellediği için etkili soruşturma ilkesine ağır bir aykırılık teşkil etmektedir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı yönünden ise 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamında kamu düzeninin korunması amacıyla yapılan müdahalelerin Anayasal sınırlar içinde ve orantılı kalması gerektiği belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, fikirlerin silahsız ve saldırısız şekilde ortaya konulması demokratik toplumun vazgeçilmez bir unsurudur. Barışçıl amaçlarla bir araya gelmiş kişilerin toplantı hakkını kullanırken kamu düzeni açısından açık ve somut bir tehlike oluşturmayan, şiddet içermeyen davranışlarına idarenin sabır ve hoşgörü göstermesi çoğulcu demokrasinin temel bir gereğidir. Temel hak ve özgürlüklere yapılacak herhangi bir müdahalenin, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için mutlak surette zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması şarttır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucuların iddialarını hem kötü muamele yasağının usul boyutu hem de toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı açısından dosya kapsamındaki tüm deliller ışığında incelemiştir. İlk olarak başvurucu Linda Sevinç Hocaoğulları yönünden alınan gözaltı giriş sağlık raporunda vücudunda herhangi bir darp ve cebir izine rastlanmadığı tespit edildiğinden, bu başvurucu açısından kötü muamele iddiaları savunulabilir bulunmamış ve açıkça dayanaktan yoksun bulunarak reddedilmiştir.

Diğer başvurucular yönünden yapılan incelemede, kişilerin vücutlarındaki ekimoz, sıyrık ve morluk gibi yaralanmaları gösteren adli muayene raporları ile kolluk kuvvetlerinin güç kullandığına dair kendi düzenledikleri olay tutanakları dikkate alınmıştır. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının, şikâyet üzerine olay yeri güvenlik kamerası görüntülerini tarafsız bir şekilde bizzat incelemediği veya bir bilirkişiye inceletmediği saptanmıştır. Ayrıca olayın potansiyel bağımsız tanıklarının tespit edilip ifadelerine başvurulmadığı ve yalnızca müdahaleyi gerçekleştiren kolluk görevlilerinin tuttuğu tutanaklar esas alınarak aceleci bir şekilde takipsizlik kararı verildiği tespit edilmiştir. Savcılığın, şüpheli olabilecek kamu görevlilerini dahi tespit etmeden ve kullanılan gücün orantılı olup olmadığına dair hiçbir hukuki değerlendirme yapmadan soruşturmayı sonlandırmasının, Anayasa ile devlete yüklenen etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün açık bir ihlali olduğu kanaatine varılmıştır.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı bakımından ise, başvurucuların kamuoyunu yakından ilgilendiren İstanbul Sözleşmesi ile ilgili barışçıl bir basın açıklaması yapmak üzere toplandıkları sabittir. Olayın gelişiminde başvurucuların başlangıçta şiddete başvurmadığı ve grubun eylemlerinin kamu düzenini ciddi biçimde bozacak düzeyde bir tehlike oluşturmadığı anlaşılmıştır. Nitekim gösteriye katılan başvurucular hakkında sonrasında açılan ceza davasında da bağımsız mahkemelerce beraat kararı verilmiştir. Toplantı bir süre barışçıl devam etmiş olup kolluk tutanaklarında dahi eylemin barışçıl niteliğini kaybettiğine dair ikna edici somut bir bulgu ortaya konulamamıştır. Bu bağlamda, salt pandemi kuralları ve bildirimsiz toplanma gerekçeleri öne sürülerek, yaya ve araç trafiğinin bir miktar aksaması bahanesiyle barışçıl bir protestoya kalkanlarla fiziksel müdahale edilmesinin, demokratik bir toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelmediği tespit edilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, kötü muamele yasağının usul boyutunun ve toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: