Karar Bülteni
AYM B.E. BN. 2021/45041
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/45041 |
| Karar Tarihi | 22.01.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kötü muamele iddialarında etkili soruşturma yürütülmelidir.
- Mahkemeler toplanan kritik delilleri açıkça tartışmak zorundadır.
- Cinsel saldırı vakalarında tıbbi bulgular gözardı edilemez.
- Delillerin eksik değerlendirilmesi usul yükümlülüğünü ihlal eder.
Bu karar, üçüncü kişiler tarafından gerçekleştirilen cinsel saldırı iddialarına ilişkin yürütülen ceza yargılamalarında devletin pozitif yükümlülüklerinin sınırlarını ve mahkemelerin delil değerlendirme standartlarını net bir biçimde ortaya koyması bakımından hukuken büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, yargı makamlarının delilleri takdir yetkisi bulunmakla birlikte, mağdurun iddialarını destekleyen somut ve kritik tıbbi raporlar ile tanık beyanlarının mahkeme kararlarında hiçbir şekilde tartışılmamasının, yargılamayı temelden sakatlayacağını açıkça vurgulamıştır. Özellikle adli tıp raporları, psikiyatri muayene formları ve olay sonrası iletişime dair kayıtların bütünüyle göz ardı edilerek salt sanık savunmasına veya eski tarihli rızaya dayalı eylemlere odaklanılması, devletin kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma yükümlülüğünün usul boyutuyla çelişmektedir.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar yerel mahkemeler ile Yargıtay açısından bağlayıcı bir nitelik taşımaktadır. Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlarda, mağdurun beyanlarını destekleyen adli tıp raporu, psikososyal destek kayıtları ve tanık beyanları gibi yan delillerin mahkemelerce titizlikle ele alınması, aksi bir kanaate varılacaksa dahi bu kanaatin tatmin edici ve denetlenebilir bir gerekçeyle açıklanması zorunlu hâle gelmiştir. Aksi takdirde, eksik delil analiziyle verilen beraat kararlarının Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlali sonucunu doğuracağı uygulamada bir kez daha teyit edilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, başvurucu B.E.'nin eski erkek arkadaşı E.E. tarafından cinsel saldırıya uğradığı iddiasıyla yaptığı şikâyet neticesinde yürütülen yargılama sürecinin etkililiği hakkındadır. Başvurucu, olay günü eski erkek arkadaşının evine kendisine ait bir eşyayı (hard disk) almaya gittiğini, ayrılmak istediğini söyleyerek evden çıkmaya yeltendiğinde şahsın buna engel olduğunu, panikleyip kilitlenmesinden faydalanarak kendisiyle zorla cinsel ilişkiye girdiğini belirterek şikâyetçi olmuştur. Başsavcılık tarafından yürütülen soruşturma sonucunda şüpheli hakkında nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kamu davası açılmıştır. Ancak ağır ceza mahkemesince yapılan yargılamada, tarafların geçmişteki rızaya dayalı birliktelikleri ile başvurucunun daha önce yazdığı bazı notlar gerekçe gösterilerek, isnat edilen suçun işlendiğine dair somut ve inandırıcı delil bulunmadığı kanaatiyle sanık hakkında beraat kararı verilmiştir. Başvurucu, mahkemenin tıbbi raporları ve tanık anlatımlarını dikkate almadığını belirterek bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 17 hükmünde güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile kötü muamele yasağı çerçevesinde değerlendirme yapmıştır. İnsan onurunun korunması amacıyla kişilere eziyet yapılması veya insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir muameleye tabi tutulması mutlak olarak yasaklanmıştır.
Kötü muamele yasağı, devlete yalnızca bireylerin haklarına müdahale etmeme yönünde negatif bir yükümlülük değil, aynı zamanda bireyleri üçüncü kişilerin eylemlerine karşı korumak için gerekli hukuki ve fiilî tedbirleri alma yönünde pozitif yükümlülükler de yüklemektedir. Bu kapsamda, kişilerin maddi ve manevi varlığına yönelen saldırılara karşı caydırıcı ve koruyucu yasal altyapının oluşturulması zorunludur. Koruma ödevi, özellikle fiziksel ve ruhsal bütünlüğe yönelik en ciddi saldırı durumlarında ceza hukuku hükümlerinin etkili bir şekilde işletilmesini gerektirir.
Devletin bu kapsamdaki pozitif yükümlülüklerinin usuli bir boyutu da bulunmaktadır. Usul yükümlülüğü, savunulabilir nitelikteki her kötü muamele iddiası karşısında, olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm delillerin eksiksiz toplandığı etkili bir ceza soruşturması ve kovuşturması yürütülmesini şart koşar. Yargılama aşamasında mahkemeler, toplanan delilleri objektif bir şekilde analiz etmeli ve kritik öneme sahip kanıtları tamamen değerlendirme dışı bırakmamalıdır. Yargı makamlarının delil değerlendirme ve hukuki yorum yetkisi bulunsa da, ulaşılan sonuçların Anayasa'da güvence altına alınan hakları işlevsiz hâle getirmemesi, soruşturma ve kovuşturmanın makul bir özen ve süratle yürütülmesi yerleşik içtihat prensipleri gereğidir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda yürütülen ceza yargılaması sürecini kötü muamele yasağının usul boyutu açısından incelemiştir. Dosya kapsamında, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı tarafından düzenlenen ek raporda, başvurucunun genital muayenesindeki görünümün akut cinsel saldırı bulgusu olarak değerlendirilebileceği yönünde açık bir tıbbi tespit bulunmaktadır. Bunun yanı sıra, başvurucunun olay sonrasında travma sonrası stres bozukluğu nedeniyle Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfından düzenli psikolojik destek aldığı ve özel bir hastanenin psikiyatri kayıtlarında erkek arkadaşının cinsel saldırısına uğradığını ifade ettiği belgelenmiştir.
Ayrıca sanığın olay sonrasında başvurucunun cep telefonuna gönderdiği "Çok pişmanım... Ne iğrenç bir adam olduğumu gördün" şeklindeki mesajı ile olayın hemen ertesi günü başvurucunun durumuna şahit olan tanıkların mahkemedeki anlatımları da cinsel saldırı iddialarını destekler niteliktedir. Buna karşılık, derece mahkemesi sanık hakkında beraat kararı verirken başvurucunun iddialarını doğrulayan bu son derece kritik delillerin hiçbirini kararda tartışmamıştır. Mahkemenin sanığa atfedilen suçla ilgili bir sonuca varmadan önce, dosyaya sunulan lehe ve aleyhe tüm delilleri açıkça tartışması, eğer aksi bir kanaate varacaksa bunu destekleyen nedenleri tereddüt yaratmayacak şekilde ve somut gerekçelerle izah etmesi gereklidir. Ancak somut olayda bu zorunluluğa uyulmamış ve başvurucunun iddialarını destekleyen objektif deliller bütünüyle göz ardı edilmiştir.
Öte yandan, yürütülen ceza yargılamasının bu denli uzamasını haklı kılacak karmaşık bir hukuki durum veya fiili engel bulunmamasına rağmen, soruşturma ve kovuşturma sürecinin sekiz yılı aşan bir sürede sonuçlandırılması yargılamanın makul bir özen ve süratle yürütülmediğini açıkça ortaya koymuştur. Tüm bu eksiklikler ve delillerin tatmin edici bir hukuki incelemeden geçirilmemesi, cinsel saldırı iddiasına ilişkin yürütülen yargılamanın etkililiğini ortadan kaldırmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.