Karar Bülteni
AYM Arif Sinan Karateke BN. 2020/24450
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/24450 |
| Karar Tarihi | 19.11.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kötü muamele iddiaları ivedilikle ve özenle soruşturulmalıdır.
- Kolluğun güç kullanımı orantılı ve kesinlikle zorunlu olmalıdır.
- Devlet gözetimindeki yaralanmalar inandırıcı şekilde açıklanmalıdır.
- Olağanüstü hâl düzenlemeleri haksız fiillere cezasızlık sağlamaz.
Bu karar hukuken, kolluk kuvvetlerinin zor kullanma yetkisine başvurduğu ve yakalanan şahıslarda yaralanmaların meydana geldiği olaylarda, Cumhuriyet savcılıklarının soruşturma yükümlülüklerinin sınırlarını net bir şekilde çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, yakalama veya gözaltı sürecinde oluşan yaralanmalara ilişkin şikâyetlerin, olağanüstü hâl dönemine ait cezasızlık öngören kanun hükmünde kararnamelere dayanılarak soyut ve eksik incelemelerle kapatılamayacağını kesin bir dille belirtmiştir. Bireyin devletin gözetimi altındayken yaralanması hâlinde, yetkili makamların bu yaralanmanın nasıl gerçekleştiğine dair inandırıcı, makul ve somut delillerle desteklenen bir açıklama getirme zorunluluğu teyit edilmiştir.
Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu karar, savcılık makamlarının kötü muamele iddialarını araştırırken sergilemesi gereken derinlik ve özeni standart hâle getirmektedir. Karar, kolluk görevlilerinin salt "şüpheli kaçarken düştü" veya "direndiği için kademeli güç kullanıldı" şeklindeki soyut beyanlarının yeterli görülmemesi gerektiğini, adli muayene raporlarındaki bulgular ile bu beyanların örtüşüp örtüşmediğinin tıbbi ve hukuki açıdan detaylıca irdelenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Kamu görevlilerine olağanüstü dönemlerde getirilen muafiyet hükümlerinin, kötü muamele yasağını ihlal eden eylemler için bir koruma kalkanı olamayacağı vurgulanarak uygulamadaki keyfî takipsizlik kararlarının önüne geçilmesi hedeflenmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bireysel başvuruya konu uyuşmazlık, kolluk kuvvetleri tarafından şüphe üzerine durdurulan başvurucunun yaşadığı olaylara dayanmaktadır. Başvurucu, polis memurlarına sahte kimlik ibraz ettikten sonra yaya olarak kaçmaya çalışmış, yaşanan kovalamaca sonucunda yere düşerek yakalanmış ve gözaltına alınmıştır. Gözaltı süreci sonrasında tutuklanan başvurucu, yakalanması ve gözaltında tutulması sırasında sivil giyimli polis memurları tarafından kendisine orantısız fiziksel şiddet uygulandığını, darbedildiğini ve makatına cop sokulmakla tehdit edilip çıplak aramaya maruz bırakıldığını iddia ederek Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Başvurucu, vücudundaki darp ve yara izlerinin adli muayene raporlarıyla sabit olmasına rağmen, savcılığın olay hakkında yeterli araştırma yapmadan ve polis memurlarının olağanüstü hâl dönemi mevzuatı uyarınca cezai sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı verdiğini belirtmiştir. Başvurucu, olayla ilgili etkili bir ceza soruşturması yürütülmediği gerekçesiyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğini iddia etmiş ve tazminat talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.17 hükmünde güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve kötü muamele yasağı ilkelerini temel almıştır. Bu yasağın mutlak nitelikte olduğu, Anayasa m.15 uyarınca savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde dahi kişinin maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağı vurgulanmıştır.
Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin, kendi tutumları nedeniyle kesin olarak zorunlu kılmadıkça kişilere fiziksel güç kullanması, ilke olarak Anayasa m.17'nin üçüncü fıkrasının ihlali anlamına gelmektedir. Zorunlu hâllerde kullanılan gücün ise kişinin direnişiyle orantılı olması ve aşırıya kaçmaması hukuki bir gerekliliktir. Bireylerin gözaltı veya tutukluluk gibi devletin kontrolü altında bulundukları süreçte yaralanmaları hâlinde, devlet makamları bu olaya ilişkin tatmin edici ve inandırıcı açıklamalar getirmek zorundadır.
Usul boyutu açısından, bir kişinin devlet görevlilerinin hukuka aykırı muamelesine uğradığına dair savunulabilir bir iddiası varsa, yetkili makamlar tarafından ivedilikle etkili bir ceza soruşturması yürütülmesi şarttır. Soruşturma makamları, sorumluların belirlenmesini sağlayacak tüm delilleri makul bir özen ve süratle toplamalı, temelden yoksun sonuçlara ve kararlara dayanmaktan kaçınmalıdır.
Somut olayda savcılığın takipsizlik kararına dayanak yaptığı 6755 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun m.37 hükmünün amacının olağanüstü dönem tedbirlerinin icrasını kolaylaştırmak olduğu belirtilmiştir. Bu hükmün, haksız fiil veya suç teşkil eden eylemleri kapsamadığı, kötü muamele iddialarını soruşturmaktan kaçınmak için meşru bir yasal zemin oluşturamayacağı kabul edilmiştir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan incelemede, başvurucunun yakalama işlemi sırasında yaralandığına ilişkin sağlık raporları ve ciddi iddiaları karşısında Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmanın etkililiği değerlendirilmiştir. Soruşturma kapsamında, yalnızca yakalama işlemini gerçekleştiren ve olay tutanağında imzası bulunan bir polis memurunun bilgisine başvurulduğu, başvurucunun şikâyet ettiği diğer görevlilerin dinlenmediği tespit edilmiştir. Savcılığın, adli muayene raporlarındaki tıbbi bulguların başvurucunun kaçarken yere düşmesi sonucu mu yoksa polislerin iddia edilen orantısız güç kullanımı sonucu mu meydana geldiğine dair hiçbir objektif, tıbbi veya teknik araştırma yapmadığı görülmüştür.
Başsavcılığın, başvurucunun iddialarını soyut bularak ve bilhassa 6755 sayılı Kanun m.37'de yer alan, kamu görevlilerinin cezai sorumluluğunun doğmayacağına ilişkin olağanüstü hâl hükmünü gerekçe göstererek kovuşturmaya yer olmadığına karar vermesi, temel bir hukuki hata olarak nitelendirilmiştir. İlgili kanuni düzenlemenin, görevlilerin suç teşkil eden haksız fiillerine veya işkence ve kötü muamele eylemlerine cezasızlık zırhı sağlayamayacağı vurgulanmıştır. Savcılığın, iddiaların doğruluğunu saptamak için gerekli tüm delilleri toplama ve adli muayene raporlarını detaylı şekilde irdeleme yükümlülüğünü yerine getirmediği, devletin maddi gerçeği ortaya çıkarma şeklindeki pozitif yükümlülüğüne aykırı davrandığı saptanmıştır.
Bu eksik ve yüzeysel inceleme nedeniyle başvurucunun kötü muamele yasağı bağlamında usul güvencelerinden etkin bir biçimde yararlandırılmadığı kanaatine varılmıştır. Meydana gelen olayın koşullarının tam olarak aydınlatılmamış olması sebebiyle, Anayasa Mahkemesi kötü muamele yasağının maddi boyutu yönünden bu aşamada bir değerlendirme yapılmasını mümkün görmemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, yürütülen ceza soruşturmasının etkisiz olması nedeniyle kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve yeniden soruşturma yapılması amacıyla başvuruyu kabul etmiştir.