Anasayfa Karar Bülteni AYM | Aysel Tufan | BN. 2021/31417

Karar Bülteni

AYM Aysel Tufan BN. 2021/31417

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi / 1. Bölüm
Başvuru No 2021/31417
Karar Tarihi 27.05.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal / Kabul Edilemez
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kötü muamele iddiaları ivedilikle ve etkili soruşturulmalıdır.
  • Soruşturmada sorumluları belirleyecek tüm deliller toplanmalıdır.
  • Eksik incelemeye dayalı takipsizlik kararı hak ihlalidir.
  • Devlet kontrolündeki yaralanmalar inandırıcı şekilde açıklanmalıdır.

Bu karar, toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında kolluk kuvvetlerinin güç kullanımı neticesinde meydana gelen yaralanmalara ilişkin yürütülecek ceza soruşturmalarının asgari standartlarını ortaya koyması bakımından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, devletin gözetimi altındayken meydana gelen veya kamu görevlilerinin eylemleri sonucu oluştuğu iddia edilen yaralanmalarda, salt idari bir ön inceleme raporuna dayanılarak soruşturmanın kapatılamayacağını vurgulamıştır. Hukuk devletinde, bireylerin bedensel bütünlüğüne yönelik müdahalelerin cezasız kalmaması için bağımsız, tarafsız ve derinlemesine bir soruşturma yürütülmesi zorunludur.

Emsal niteliğindeki bu karar, uygulamada sıklıkla karşılaşılan ve sadece kolluk görevlilerince tutulan tutanakların veya yüzeysel incelemelerin esas alınarak kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar verilmesi pratiğine güçlü bir eleştiri getirmektedir. Mahkeme, tıbbi raporlarla sabit olan yaralanmaların kaynağının mutlaka bilirkişi marifetiyle araştırılması, kamera kayıtlarının uzmanlarca incelenmesi ve olaya karışan tüm görevliler ile tanıkların dinlenmesi gerektiğini hüküm altına almıştır. Benzer davalar için bağlayıcı bir yol haritası çizen bu içtihat, kötü muamele iddialarının aydınlatılmasında savcılıkların eksik veya üstünkörü soruşturma yapmasını engelleme potansiyeli taşımakta ve temel hakların usul güvencelerini güçlendirmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, cezaevinde açlık grevi yapan çocuklarına destek olmak amacıyla diğer ailelerle birlikte bir parkta oturma eylemi yapmak istemiştir. Bu esnada polis memurları grubun dağılmasını istemiş, reddedilmesi üzerine gruba müdahalede bulunmuştur. Başvurucu, müdahale sırasında polislerin kendisini kollarından, boynundan ve saçından tutarak çekiştirdiğini, sırtına ve bacaklarına vurduklarını, bindiği araçta kendisine tokat atıldığını ve hakarete uğradığını belirterek şikâyetçi olmuştur. Olay sonrasında alınan iki ayrı sağlık raporunda başvurucunun vücudunun çeşitli yerlerinde morluklar tespit edilmiştir. Ancak Cumhuriyet Başsavcılığı, müdahalede bulunan polisleri dinlemeden ve kamera kayıtlarını uzman bilirkişilere inceletmeden, sadece valiliğin hazırlattığı idari nitelikteki ön inceleme raporuna dayanarak olayda güç kullanılmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı vermiştir. Başvurucu, haksız yere gözaltına alındığını ve uğradığı şiddete yönelik etkili bir ceza soruşturması yürütülmediğini belirterek haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken temel olarak Anayasa m. 17 kapsamında koruma altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması hakkı ile kötü muamele yasağı prensiplerine dayanmıştır. Anılan madde, devletin temel amaç ve görevlerini düzenleyen Anayasa m. 5 ile birlikte değerlendirildiğinde, devlete sadece bireylerin vücut bütünlüğüne keyfî olarak müdahale etmeme yükümlülüğü getirmez; aynı zamanda devlet görevlilerinin hukuka aykırı muamelesine uğradığına dair savunulabilir bir iddia bulunduğunda, bunu aydınlatacak etkili bir resmi soruşturma yürütme pozitif yükümlülüğü de yükler.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edilmemesi için soruşturmanın derhâl başlatılması ve makul bir özenle yürütülmesi şarttır. Bu kapsamda, soruşturmayı yürüten mercilerin olaya karışan kişilerden tamamen bağımsız olması, olayı aydınlatabilecek nitelikteki tüm delillerin (kamera kayıtları, tıbbi raporlar, tanık beyanları vb.) titizlikle toplanması gerekmektedir. Özellikle kişinin devletin kontrolü altındayken yaralanması durumunda, yetkili makamlar bu olayın nasıl gerçekleştiğine dair tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirmekle yükümlüdür.

Soruşturma makamları, yetersiz ve temelden yoksun sonuçlara dayanarak soruşturmayı aceleyle sonlandırmamalıdır. İşkence veya kötü muamele belirtileri taşıyan tıbbi raporların varlığı hâlinde, bu bulguların iddia edilen güç kullanımıyla uyumlu olup olmadığının uzman bilirkişilerce değerlendirilmesi hukuki bir zorunluluktur. Ayrıca, güç kullanılmasının kesin olarak gerekli olduğu hâllerde dahi bu gücün kişinin tutumuyla orantılı olması ve aşırıya kaçmaması gerektiği evrensel bir hukuk kuralıdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun polis merkezine başvurarak şikâyetçi olması üzerine başlatılan ceza soruşturmasının yürütülme şeklini detaylı olarak incelemiştir. Başvurucunun olay gününe ait iki farklı tıbbi muayene raporunda vücudunun çeşitli yerlerinde ekimozlar (morluklar) bulunduğu açıkça tespit edilmiştir. Bu raporlara rağmen Cumhuriyet savcısının, söz konusu yaralanmaların kaynağını, morlukların oluşum sürelerini ve bunların başvurucunun iddialarıyla uyumlu olup olmadığını belirlemek adına bağımsız bir bilirkişi incelemesine başvurmadığı saptanmıştır.

Olayın aydınlatılması açısından kritik öneme sahip olan kamera kayıtlarının, teknik donanıma ve uzmanlığa sahip olmayan polis memurları tarafından incelenmesi ve hazırlanan yetersiz tutanaklarla yetinilmesi soruşturmadaki ciddi bir eksiklik olarak görülmüştür. Ayrıca, müdahaleyi gerçekleştiren kolluk görevlilerinin kimliklerinin tespit edilerek şüpheli sıfatıyla ifadelerinin alınmaması ve olay yerindeki görgü tanıklarının dinlenmesi için hiçbir adım atılmaması, soruşturmanın derinlikten yoksun olduğunu ortaya koymuştur.

Cumhuriyet Başsavcılığının, elde edilen tıbbi bulguları tartışmaksızın sadece Valilik tarafından idari bir prosedür kapsamında hazırlatılan ve polislerin güç kullanmadığını belirten ön inceleme raporunu esas alarak kovuşturmaya yer olmadığına karar vermesi makul ve yeterli bulunmamıştır. Etkili bir soruşturmada idari incelemeler ceza soruşturmasının yerini tutamaz. Mevcut deliller toplanmadan ve başvurucunun iddiaları ile tıbbi bulgular arasındaki illiyet bağı araştırılmadan verilen bu karar, kötü muamele yasağının usul güvencelerini tamamen işlevsiz hâle getirmiştir. Öte yandan, başvurucunun haksız yere gözaltına alınarak kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiası, olağan kanun yolları tüketilmediği (tazminat davası açılmadığı) gerekçesiyle kabul edilemez bulunmuştur. Olayın maddi koşulları yeterince aydınlatılamadığından, kötü muamelenin maddi boyutu hakkında bu aşamada bir değerlendirme yapılamamıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, etkili bir soruşturma yürütülmemesi nedeniyle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: