Karar Bülteni
AYM Abdurrahman Görken ve Diğerleri BN. 2020/39937
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi / Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/39937 |
| Karar Tarihi | 27.05.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Dava açma süresi aşırı şekilci yorumlanmamalıdır.
- Yargılama bitmeden süre aşımı kararı verilemez.
- Etkili başvuru yolu pratikte başarı şansı sunmalıdır.
- Temyiz süreci devam ederken yargılama sona ermez.
Bu karar, makul sürede yargılanma hakkının ihlaline yönelik yapılan başvurularda idari ve yargısal mercilerin başvuru sürelerini nasıl yorumlaması gerektiği açısından kritik bir hukuki anlam taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, İnsan Hakları Tazminat Komisyonu ve idare mahkemelerinin başvuru sürelerini hesaplarken aşırı şekilci ve katı bir tutum sergilemesini hukuka aykırı bulmuştur. Özellikle temyiz aşaması devam eden bir davanın, sırf ilk derece mahkemesinin karar tarihi esas alınarak sona ermiş gibi kabul edilmesi ve bu yoruma dayanılarak süre aşımı kararı verilmesi, bireylerin hak arama özgürlüğünü kullanmalarını imkânsız kılmaktadır. Mahkeme, hak arama yollarının sadece kâğıt üzerinde kalmaması, aynı zamanda fiilen de ulaşılabilir ve etkili olması gerektiğini vurgulamıştır.
Kararın benzer davalardaki emsal etkisi oldukça güçlüdür ve uygulamada Tazminat Komisyonuna yapılacak başvurular için yol gösterici niteliktedir. Tazminat Komisyonu ve bölge idare mahkemeleri, uzun süren yargılamalar nedeniyle yapılan başvurularda süre hesaplaması yaparken yargılamanın tam anlamıyla kesinleştiği tarihi dikkate almak zorundadır. Yargıtay nezdindeki kanun yolu süreçleri tamamlanmadan yargılamanın bittiği kabul edilerek başvuruların usulden reddedilmesi uygulaması bu kararla birlikte son bulacaktır. Karar, idari ve yargısal mercilerin mevzuatı yorumlarken temel hak ve özgürlükleri daraltan değil, hakkın özünü koruyan ve adalete erişimi kolaylaştıran bir yaklaşım benimsemeleri gerektiğini net bir biçimde ortaya koymaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucuların miras bırakanları, Batman'ın Karayün köyünde bulunan bazı arazilerin hazine adına kaydedilmesi üzerine 1955 yılında tespit tutanaklarının iptali ve arazilerin kendi adlarına tescil edilmesi amacıyla dava açmıştır. Bu kadastro ve tescil davası altmış yılı aşkın bir süre devam etmiştir. Başvurucular, davanın bu kadar uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini belirterek tazminat almak amacıyla Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonuna başvurmuştur. Ancak Tazminat Komisyonu ve itiraz üzerine konuyu inceleyen mahkeme, yerel mahkemenin 2015 yılında verdiği kararı davanın bitiş tarihi olarak kabul etmiş ve başvuruyu otuz günlük yasal sürenin geçtiği gerekçesiyle reddetmiştir. Başvurucular ise davanın Yargıtay aşamasının 2020 yılına kadar devam ettiğini, yargılamanın bitmediği bir dönemde süre aşımı kararı verilmesinin haksız olduğunu belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş ve uğradıkları mağduriyetin giderilmesini talep etmişlerdir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken öncelikle makul sürede yargılanma hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkını temel almıştır. Etkili başvuru hakkı, kişilerin ihlal iddialarını sunabileceği, erişilebilir ve yeterli giderim sağlama kapasitesine sahip hukuki yolların bulunmasını zorunlu kılar. Bu yolların sadece mevzuatta düzenlenmiş olması yeterli değildir; aynı zamanda pratikte de başarı şansı sunması, idari veya yargısal merciler tarafından öngörülebilir şekilde uygulanması şarttır. Kişilerin mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla öngörülen kanun yollarının uygulanmasında, uyuşmazlığın özellikleri göz önünde bulundurulmalıdır.
Olayda, uzun süren yargılamalar nedeniyle uğranılan zararların tazmini için 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun ile kurulan İnsan Hakları Tazminat Komisyonu etkili bir başvuru yolu olarak öngörülmüştür. Makul sürede yargılanma hakkının ihlaline yönelik başvurularda yargılama süresinin başlangıcı davanın ikame edildiği tarih, sona erdiği tarih ise icra aşaması da dâhil olmak üzere yargılamanın tamamen bittiği tarihtir. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun uyarınca bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir. Ancak, mahkemelerin dava açma veya kanun yollarına başvuru sürelerini yorumlarken aşırı şekilcilikten kaçınmaları, kuralları bireylerin adalete erişimini imkânsız kılacak şekilde katı yorumlamamaları gerekmektedir. Süre sınırları hukuki güvenlik ve istikrar için mutlaka gerekli olsa da, bu kısıtlayıcı kuralların hakkın özünü zedeleyecek ve davayı ayakta tutma ilkesine aykırı düşecek biçimde dar bir yorumla uygulanması açıkça hukuka aykırılık oluşturmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi somut olayı incelediğinde, başvurucuların taraf olduğu kadastro davasının 1955 yılında başladığını ve yerel mahkeme tarafından 29.01.2015 tarihinde temyiz yolu açık olmak üzere reddedildiğini tespit etmiştir. Davanın diğer taraflarınca kararın temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay'a gitmiş ve Yargıtay 05.02.2020 tarihinde temyiz taleplerini reddederek kararı onamıştır. Başvurucular, bu süreç devam ederken 19.02.2019 tarihinde İnsan Hakları Tazminat Komisyonuna başvurmuşlardır. Ancak Komisyon ve itirazı inceleyen Bölge İdare Mahkemesi, yerel mahkemenin 2015 yılında verdiği kararı yargılamanın sona erdiği tarih olarak kabul etmiş ve başvuruyu otuz günlük süre aşıldığı gerekçesiyle reddetmiştir.
Anayasa Mahkemesi, bir davada kararın temyiz edilmiş olmasının yargılamanın devam ettiği anlamına geldiğini, henüz Yargıtay aşaması bitmeden davanın kesinleşmiş gibi kabul edilmesinin hukuki gerçeklikle bağdaşmadığını vurgulamıştır. Komisyonun ve derece mahkemesinin yargılamanın bitiş tarihini yerel mahkeme kararına sabitleyen yorumu, son derece katı, aşırı şekilci ve öngörülemez bulunmuştur. Bu yorum, henüz derdest olan bir davada başvurucuların uzun yargılama şikâyetlerini dile getirmelerini imkânsız hâle getirerek, onlara sağlanan etkili başvuru yolunu tamamen işlevsiz kılmıştır.
Temel hakların korunmasında mahkemelerin usul kurallarını, hakkın kullanımını zorlaştıracak şekilde değil, davayı ayakta tutacak şekilde yorumlaması gerektiği ilkesi hatırlatılmıştır. Somut uyuşmazlıkta, Tazminat Komisyonunun ve idare mahkemesinin yaklaşımı, başvurucuların tazminat hakkına ulaşmasını haksız yere engellemiştir. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, makul sürede yargılanma hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine karar vermiştir.