Karar Bülteni
AYM Oğuzhan Demiraslan BN. 2021/44660
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/44660 |
| Karar Tarihi | 30.10.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kötü muamele iddiaları etkili soruşturulmalıdır.
- Devletin kötü muameleye karşı koruma yükümlülüğü vardır.
- Yaralanma olaylarında makul açıklama idareye aittir.
- Eksik delil toplanması soruşturmayı etkisiz kılar.
Bu karar, kolluk görevlilerinin zor kullanma sınırlarını aştığı ve şüphelilere yönelik insan onuruyla bağdaşmayan muamelelerde bulunduğu iddialarının yargı makamlarınca nasıl ele alınması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, bireylerin devletin kontrolü altındayken meydana gelen yaralanmalarında devletin makul bir açıklama yapma zorunluluğuna dikkat çekmiştir. Özellikle şikayetçi beyanlarını destekleyen tıbbi bulgular ve kamera kayıtlarındaki tespitlerin görmezden gelinerek eksik incelemeyle takipsizlik kararı verilmesinin usuli güvenceleri zedelediği vurgulanmıştır. Hukuk devletinde kamu gücünü kullanan makamların her türlü eyleminin titizlikle denetlenmesi şarttır.
Benzer davalarda bu karar, kötü muamele iddialarının soyut kabul edilerek geçiştirilemeyeceğine yönelik güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Soruşturma makamlarının, olaya karışan kolluk personelini dinlemeden, şüpheli ifadelerinde geçen tanıkları araştırmadan ve olay yeri kamera kayıtlarındaki kritik emareleri değerlendirmeden dosyayı kapatamayacağı bir kez daha tescillenmiştir. Uygulamada bu yaklaşım, işkence ve kötü muamele yasağına ilişkin yürütülen ceza soruşturmalarında derinlik, bağımsızlık ve makul özen standartlarının tavizsiz bir şekilde uygulanmasını zorunlu kılmaktadır. Mahkemelerin ve savcılıkların, kamu görevlilerinin eylemlerini denetlerken objektif delil toplama yükümlülüğüne harfiyen uymaları gerektiği bu ihlal kararıyla perçinlenmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Oğuzhan Demiraslan, yolda yürüdüğü sırada polis memurları tarafından durdurulmuş, yere yatırılarak ters kelepçelenmiş ve darbedilmiştir. Ardından bir polis aracına zorla bindirilerek tüm kıyafetleri çıkartılmış ve bir memur tarafından el feneriyle anüs bölgesinde çıplak arama yapılmıştır. Bu fiziksel şiddet ve onur kırıcı muamele nedeniyle başvurucu, ilgili polis memurları hakkında savcılığa giderek şikayetçi olmuş ve faillerin cezalandırılmasını talep etmiştir.
Ancak savcılık tarafından yürütülen soruşturmada, başvurucunun iddialarını destekleyen hastane darp raporu ve kamera kayıtlarındaki polis aracının içindeki yanıp sönen ışık gibi deliller dikkate alınmamıştır. Savcılık, olaya karışan polisleri dinlemeden ve tanıkları araştırmadan, delil yetersizliği gerekçesiyle takipsizlik kararı vermiştir. Başvurucu, polislerin kendisine uyguladığı şiddetin ve onur kırıcı çıplak aramanın etkili bir şekilde soruşturulmadığını belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 17 kapsamında koruma altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması hakkı ile kötü muamele yasağını merkeze almıştır. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa'nın 17. maddesinin ilk fıkrası bireyin bütünlüğünü güvence altına alırken, üçüncü fıkrası kişilere işkence ve eziyet yapılmasını, insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muameleye tabi tutulmasını mutlak olarak yasaklamaktadır. Bu yasak, olağanüstü hâllerde dahi askıya alınamayan mutlak bir temel haktır.
Mahkemenin yerleşik içtihat prensiplerine göre, bir muamelenin kötü muamele yasağı kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşması gerekmektedir. Güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin, kesin olarak gerekli olmayan durumlarda fiziksel güce başvurmaları ilke olarak bu yasağın ihlali anlamına gelir. Ayrıca kişinin gözaltı gibi devletin kontrolü altında bulunduğu sırada yaralanması hâlinde, yetkili makamlar bu olaya ilişkin tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirmekle yükümlüdür.
Devletin kötü muamele yasağı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin usul boyutu, savunulabilir nitelikteki her iddiaya karşı derhâl ve etkili bir ceza soruşturması yürütülmesini emreder. Bu soruşturmada, olayı aydınlatabilecek ve failleri tespit edecek tüm deliller toplanmalı, şüpheliler ve tanıklar derhal dinlenmeli, tarafsız ve bağımsız bir inceleme yapılmalıdır. Soruşturma makamları aceleci davranarak temelden yoksun sonuçlara dayanmamalı ve elde edilen adli tıp raporları, kamera kayıtları gibi objektif delilleri titizlikle inceleyerek maddi gerçeği ortaya çıkarmalıdır. Aksi durum, hukukun üstünlüğüne zarar verecektir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvuru dosyasını incelerken öncelikle başvurucunun şikayetlerini destekleyen somut emarelerin varlığına dikkat çekmiştir. Başvurucu hakkında düzenlenen genel adli muayene raporunda, çene ve baş bölgesinde hassasiyet bulunduğu açıkça tespit edilmiştir. Bununla birlikte, soruşturma dosyasındaki kamera kayıtlarını inceleyen bilirkişi raporunda, polis aracının içinde bir zaman aralığında yanıp sönen bir ışık olduğu vurgulanmıştır. Bu tespit, başvurucunun anüsüne bir polis memuru tarafından el feneriyle bakıldığı yönündeki onur kırıcı çıplak arama iddiasıyla birebir uyumludur. Ayrıca başvurucu, darp edildiği esnada telefonla konuştuğunu ve hattın ucundaki kişinin atılan tokat seslerini duyduğunu açıkça beyan etmiştir.
Tüm bu somut bulgulara rağmen Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen ceza soruşturmasında kritik eksiklikler saptanmıştır. Savcılık, başvurucuyu darbeden ve çıplak aramaya tabi tutan polis memurlarının teşhis edilmesi için hiçbir işlem yapmamış, olay sırasında telefonla görüşülen tanığın bilgisine başvurmamış ve baz istasyonu kayıtlarını incelememiştir. Dahası, sadece olaya karışan kolluk görevlilerinin tuttuğu tutanak esas alınarak soruşturma hızlıca ve yüzeysel bir biçimde kapatılmıştır. Hastane darp raporlarındaki yaralanma bulguları ile bilirkişi raporundaki araç içi ışık tespitinin, başvurucunun iddialarını doğrulayıp doğrulamadığı hususunda hiçbir hukuki ve fiili değerlendirme yapılmamıştır.
Anayasa Mahkemesi, iddiaların ciddiyeti ve destekleyici delillerin mevcudiyeti karşısında, soruşturmanın bu denli eksik yürütülmesinin devletin etkili soruşturma yükümlülüğüyle bağdaşmadığına hükmetmiştir. Soruşturma makamlarının temel argümanları ve objektif delilleri görmezden gelerek sadece polis tutanağına itibar etmesi, bağımsızlık ve özen yükümlülüklerinin ihlalidir. Olayı çevreleyen koşullar yeterince aydınlatılmadığı için kötü muamele yasağının maddi boyutu hakkında bu aşamada karar verilemese de, usul güvencelerinin ağır bir şekilde zedelendiği açıktır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, devletin etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünü yerine getirmemesi sebebiyle kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine, yeniden soruşturma yapılmasına ve başvurucuya 100.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.