Karar Bülteni
AYM Adnan Mutlu BN. 2022/88206
KARARIN KÜNYESİ
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
|---|---|
| Başvuru No | 2022/88206 |
| Karar Tarihi | 12.06.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Koruma kararları güncel risk analizine dayanmalıdır.
- Tedbirler ebeveyn ile çocuk ilişkisini tamamen koparmamalıdır.
- Çocuğun üstün yararı ile güvenlik dengelenmelidir.
- Uzaklaştırma kararlarında ilgili ve yeterli gerekçe şarttır.
- Otomatik uzatılan tedbirler aile hayatını ihlal edebilir.
Bu karar, şiddetin önlenmesi amacıyla verilen tedbir kararlarının, ebeveyn ile çocuk arasındaki kişisel ilişkiyi nasıl etkilediği ve aile hayatına saygı hakkı bağlamında mahkemelerin sahip olduğu gerekçelendirme yükümlülüğü açısından kritik bir öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, aile içi şiddet iddiaları üzerine verilen uzaklaştırma ve koruma tedbirlerinin otomatik olarak ve sürekli uzatılmasının, özellikle ebeveyn-çocuk ilişkisini fiilen ortadan kaldırması durumunda ağır bir hak ihlali doğuracağını açıkça ortaya koymuştur. Karar, iddiaların ciddiyeti ile birlikte güncel durumun ve çocuğun üstün yararının her tedbir kararında mahkemelerce yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
Uygulamada, şiddetin önlenmesi kanunu kapsamında verilen tedbir kararlarının itiraz incelemelerinde sıklıkla karşılaşılan matbu gerekçeler ve geçmişteki tekil olaylara dayalı sürekli uzatmalar bu kararla ciddi bir anayasal denetime tabi tutulmuştur. Benzer uyuşmazlıklarda mahkemelerden beklenen, şiddet riskini bertaraf ederken aynı zamanda ebeveyn ile çocuk arasındaki bağın kopmamasını sağlayacak ölçülü tedbirler üretmeleri ve bu dengeyi kararlarında somut bir biçimde tartışmalarıdır. Aksi hâlde, koruma tedbirlerinin bir cezalandırma aracına dönüşebileceği ve çocuk ile ebeveyni arasında onarılmaz yaralar açabileceği bu emsal kararla içtihat hâline getirilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Adnan Mutlu ile eski eşi R. K. 2010 yılında evlenmiş olup, 2015 yılında müşterek ikiz çocukları dünyaya gelmiştir. Tarafların boşanma davası 2019 yılında kesinleşmiş ve müşterek çocukların velayeti anneye verilmiştir. Mahkeme, baba ile çocuklar arasında her ayın belirli günlerinde kişisel ilişki kurulmasına hükmetmiştir. Süreç içerisinde başvurucu baba, kişisel ilişki süresinin uzatılması talebiyle dava açmış; anne ise babanın 2017 yılında çocuklardan birini darbettiği iddiasına (ve bu sebeple sonradan aldığı ceza mahkûmiyetine) dayanarak kişisel ilişkinin tamamen kaldırılmasını talep etmiştir. Aile mahkemesi, alınan sosyal inceleme raporları doğrultusunda kişisel ilişkinin aynen devamının çocukların üstün yararına olacağına kanaat getirerek her iki talebi de reddetmiştir.
Buna karşılık anne R. K., darp iddialarına dayanarak 2019 yılından itibaren sürekli olarak koruma ve uzaklaştırma kararları talep etmiş ve mahkemelerce bu kararlar verilmiştir. Son olarak 2022 yılında, aile mahkemesi tarafından 6 ay süreyle başvurucu aleyhine çocuklarına ve eski eşine yaklaşmama tedbiri öngören yeni bir önleyici tedbir kararı verilmiştir. Başvurucu, asılsız beyanlarla ve eski olaylara dayanılarak sürekli uzatılan tedbir kararları yüzünden üç yıldır çocuklarını göremediğini belirterek karara itiraz etmiş, ancak itirazı mahkemece reddedilmiştir. Başvurucu, bu uygulamaların aile hayatına saygı hakkını ihlal ettiğini ileri sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı Anayasa'nın 20. maddesinde düzenlenen aile hayatına saygı hakkı ve 41. maddesinde yer alan ailenin korunması ve çocuk hakları güvenceleri çerçevesinde ele almıştır. Devletin, ebeveyn ile çocuk arasındaki aile yaşamının boşanma sonrasında dahi devam etmesini sağlama ve bu bağın kopmasını önleme yönünde pozitif tedbirler alma yükümlülüğü bulunmaktadır. Anayasa'nın 41. maddesi, her çocuğun yüksek yararına aykırı olmadıkça anne ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve bu ilişkiyi sürdürme hakkına sahip olduğunu açıkça hüküm altına almaktadır.
Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan yasal düzenleme 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun hükümleridir. Bu kanun, şiddete uğrayan veya tehlike altında olan kişilerin korunması ve şiddetin önlenmesi amacıyla hâkime geniş bir takdir yetkisi tanımakta ve alınacak tedbir kararlarının derhâl infaz edilebilirliğini öngörmektedir. Tedbir kararlarının doğası gereği barındırdığı aciliyet unsuru nedeniyle, şiddetin varlığına yönelik mutlak bir kanıt aranmaması ve gerekçe açısından daha esnek bir yaklaşım usulünün benimsenmesi kanunun amacına uygundur.
Ancak Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, bu esneklik hakkın özüne zarar verecek ve temel anayasal hakları ortadan kaldıracak boyuta ulaşmamalıdır. Özellikle verilen tedbir kararlarına yapılan itirazların incelenmesi aşamasında, ilk baştaki aciliyet unsurunun ortadan kalktığı durumlarda mahkemelerin daha özenli bir inceleme yapması hukuki bir zorunluluktur. Tedbiri veren ve itirazları inceleyen mahkemeler, şiddetin önlenmesi gayesi ile ebeveyn-çocuk ilişkisinin sürdürülmesi gerekliliği arasında adil bir denge kurmakla yükümlüdür. Tedbirin devamını gerektiren yeni, güncel ve somut bir şiddet olgusunun olup olmadığı araştırılmalı ve kararlarda ilgili ve yeterli gerekçelere yer verilmelidir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucu aleyhine 6284 sayılı Kanun kapsamında 2019 yılından itibaren çok sayıda ve farklı sürelerde tedbir kararları verildiğini tespit etmiştir. İncelemeye konu olan son tedbir kararına yapılan itiraz, itirazı inceleyen mahkeme tarafından yalnızca başvurucunun 2017 yılında müşterek çocuklardan birine karşı gerçekleştirdiği kasten yaralama eylemi nedeniyle aldığı mahkûmiyet hükmü gerekçe gösterilerek reddedilmiştir. Mahkeme kararında, aradan geçen süreye ve mevcut güncel duruma ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır.
Hâlbuki bu ceza davasına konu olaydan sonra tarafların boşanma davası görülmüş ve mahkemenin aldırdığı sosyal hizmet uzmanı raporlarına dayanarak çocukların üstün yararı gereğince baba ile çocuklar arasında yatılı olmayacak şekilde kişisel ilişki tesis edilmesine karar verilmiştir. Dahası, annenin bu kişisel ilişkiyi kaldırmaya yönelik açtığı dava da reddedilerek, söz konusu kişisel ilişkinin devamı hukuken onaylanmıştır. Derece mahkemesinin itirazı reddederken, aile mahkemesinin bu kesinleşmiş kişisel ilişki kararlarını ve sosyal inceleme raporlarını hiç dikkate almadığı saptanmıştır.
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun üç yılı aşkın süredir çocuklarını göremediği ve tedbirin artık bir cezalandırmaya dönüştüğü yönündeki esaslı itirazlarının yargı mercilerince cevapsız bırakıldığına dikkat çekmiştir. Özellikle tedbirin sürekli uzatılmasına yol açan süreçte, şiddete neden olabilecek yeni ve güncel bir olgunun mevcut olup olmadığının araştırılmaması büyük bir eksiklik olarak değerlendirilmiştir. Sadece 2017 yılındaki tekil bir olaya dayanılarak ve çocuğun üstün yararı bağlamında güncel bir değerlendirme yapılmaksızın kişisel ilişkiyi fiilen uygulanamaz hâle getiren tedbir kararlarının verilmesinde ilgili ve yeterli bir gerekçe sunulmadığı vurgulanmıştır. Yargı mercilerinin, başvurucunun çocuklarıyla asgari düzeyde iletişim ve temas kurma hakkını gözeten dengeleyici mekanizmaları işletmediği ve devletin pozitif yükümlülüklerinin olay bağlamında yerine getirilmediği tespit edilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.