Anasayfa Karar Bülteni AYM | Tuğba Geyik | BN. 2024/19895

Karar Bülteni

AYM Tuğba Geyik BN. 2024/19895

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2024/19895
Karar Tarihi 06.01.2026
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Konutu terk etmeme tedbiri kişi hürriyetini kısıtlar.
  • Adli kontrol kararlarında meşru amaç gerekçelendirilmelidir.
  • Gerekçesiz adli kontrol tedbiri özgürlük hakkını ihlal eder.

Bu karar, ceza muhakemesi pratiğinde sıklıkla başvurulan "konutu terk etmeme" şeklindeki adli kontrol tedbirinin hukuki niteliğine dair son derece önemli bir hukuki sınırlandırma getirmektedir. Anayasa Mahkemesi, ev hapsi olarak da bilinen bu tedbirin yalnızca bir seyahat özgürlüğü kısıtlaması olmadığını, etkileri ve yoğunluğu bakımından doğrudan doğruya kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik ağır bir müdahale, yani özgürlükten yoksun bırakma hâli olduğunu bir kez daha güçlü bir biçimde vurgulamıştır. Bu bakımdan, tutuklama kararlarında aranan meşru amaç ve ölçülülük kriterlerinin, ev hapsi kararlarında da aynı titizlikle aranması gerektiği hukuken tescillenmiştir.

Uygulamadaki emsal etkisi ve önemi bakımından bu karar, sulh ceza hâkimliklerinin adli kontrol kararlarında matbu ve soyut gerekçelerden kesinlikle kaçınmaları gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bir kişinin ev hapsine alınabilmesi için sadece kuvvetli suç şüphesinin bulunması asla yeterli değildir; aynı zamanda kişinin kaçma şüphesi veya delilleri karartma ihtimali gibi yasal meşru bir amacın kararda somut olgularla tartışılması ve tatmin edici şekilde gerekçelendirilmesi şarttır. Bu durumun eksikliği, tutuklamaya alternatif olarak görülen adli kontrol tedbirlerini keyfî hâle getirecek ve hukuk devleti ilkesini zedeleyecektir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Vatandaş, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı bazı paylaşımlar nedeniyle Cumhurbaşkanına hakaret ettiği iddiasıyla savcılık tarafından ifadeye çağrılmış ve ardından tutuklanması talebiyle mahkemeye sevk edilmiştir. Sulh Ceza Hâkimliği, kişinin tutuklanmasını ağır bir tedbir olarak değerlendirerek bu talebi reddetmiş ancak bunun yerine kişiye konutu terk etmeme (ev hapsi) şeklinde adli kontrol tedbiri uygulamıştır.

Vatandaş, kaçma veya delilleri karartma gibi bir şüphesi bulunmadığını, ortada bu tedbiri haklı kılacak somut bir gerekçe olmadığını belirterek karara defalarca itiraz etmiş ve tedbirin kaldırılmasını talep etmiştir. Ancak bu itirazlar mahkeme tarafından kalıplaşmış ifadelerle reddedilmiştir. Sonrasında yargılaması tamamlanarak hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen vatandaş, uzun süre ev hapsinde tutulmasının haksız ve ölçüsüz olduğu, özgürlüğünün gerekçesiz yere kısıtlandığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak ihlalin tespitini ve manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.109 hükmünde düzenlenen adli kontrol kurumunu temel almıştır.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbiri, uygulanış şekli ve hareket serbestisi üzerindeki kısıtlayıcı etkisinin yoğunluğu dikkate alındığında basit bir seyahat özgürlüğü sınırlaması değildir. Bu tedbir, doğrudan doğruya kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yapılmış ağır bir müdahale olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, bu tedbire hükmedilebilmesi için tıpkı tutuklama tedbirinde olduğu gibi Anayasa'da belirtilen meşru sebeplerin somut olayda varlığının incelenmesi zorunludur.

Bir kişiye yönelik hürriyeti kısıtlayıcı tedbir uygulanabilmesi için öncelikle suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunmalıdır. Ancak bu ön koşul tek başına yeterli değildir. Aynı zamanda şüphelinin kaçması, saklanması veya delilleri yok etme, tanık ve mağdurlar üzerinde baskı kurma girişimi gibi meşru bir amacın somut olgularla ortaya konulması gerekir. İlgili yargı makamları, kişinin özgürlüğünü kısıtlayan bu tür kararları verirken tedbirin zorunluluğunu ve ölçülülüğünü tatmin edici, olayla ilişkilendirilmiş ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklamakla yükümlüdür.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken öncelikle başvurucu hakkında uygulanan konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinin kanuni bir dayanağının bulunduğunu tespit etmiştir. Ardından, başvurucunun sosyal medya hesabı üzerinden farklı tarihlerde yaptığı paylaşımların bir bütün olarak değerlendirildiğinde, isnat edilen suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti (suç şüphesi) oluşturduğu sonucuna varılmıştır.

Ancak hukuki sorun, bu tedbirin uygulanmasında güdülen meşru amacın varlığı noktasında düğümlenmektedir. Anayasa Mahkemesi, Sulh Ceza Hâkimliğinin verdiği ev hapsi kararını incelediğinde; başvurucunun kaçma şüphesinin bulunup bulunmadığına veya delilleri yok etme, değiştirme yahut başkaları üzerinde baskı kurma ihtimalinin olup olmadığına dair hiçbir değerlendirme yapılmadığını belirlemiştir. Mahkemenin karar gerekçesinde, yalnızca suçun vasfına ve mevcut delil durumuna genel geçer atıflar yapıldığı, adli kontrolün neden gerekli olduğuna dair somut ve kişiselleştirilmiş bir gerekçe sunulmadığı vurgulanmıştır. İlerleyen süreçte adli kontrolün devamına ilişkin verilen kararlarda da benzer şekilde meşru amacı ortaya koyan hiçbir somut gerekçeye yer verilmemiştir.

Bu tespitler ışığında, bir kişinin hürriyetini ciddi şekilde kısıtlayan konutu terk etmeme tedbirinin, kaçma şüphesi veya delil karartma tehlikesi gibi yasal ve meşru bir amaca dayanmaksızın uygulanması hukuka aykırı bulunmuştur. Mahkemenin gerekçesiz ve şablona dayalı kararlarla bireyi aylarca ev hapsinde tutması, temel hakların ağır bir ihlali olarak değerlendirilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, meşru amacı ortaya konulmadan konutu terk etmeme tedbirinin uygulanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönünde başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: