Anasayfa Karar Bülteni AYM | Recep Acar | BN. 2021/20151

Karar Bülteni

AYM Recep Acar BN. 2021/20151

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2021/20151
Karar Tarihi 16.04.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Konutu terk etmeme tedbiri gerekçelendirilmelidir.
  • Adli kontrol, tutuklama ile benzer şartlara tabidir.
  • Gerekçesiz tedbirler kişi hürriyeti hakkını ihlal eder.
  • Haksız koruma tedbiri toplanma hakkını caydırır.

Bu karar, demokratik bir hukuk devletinde bireylerin temel anayasal haklarını kullanırken maruz kaldıkları koruma tedbirlerinin sınırlarını ve mahkemelerin bu kararları verirken uyması gereken hukuki gerekçelendirme zorunluluğunu net bir biçimde ortaya koyması bakımından büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, ceza muhakemesi pratiğinde sıkça başvurulan "konutu terk etmeme" şeklindeki adli kontrol tedbirinin, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ağır bir müdahale oluşturduğunun altını kuvvetle çizmiştir. İlgili karar ile mahkemelere, tıpkı tutuklama kararlarında olduğu gibi, adli kontrol kararlarında da kuvvetli suç şüphesini, tedbirin meşru amacını ve orantılılığını somut delillerle gerekçelendirme yükümlülüğü getirilmiştir. Basmakalıp, matbu ve soyut ifadelerle verilen adli kontrol kararlarının hukuka aykırı olacağı tescillenmiştir.

Kararın uygulamadaki emsal etkisi, özellikle toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ile koruma tedbirleri arasındaki hassas dengeyi kurmasından ileri gelmektedir. Yargı mercilerince somut ve ikna edici hukuki gerekçeler sunulmadan uygulanan ev hapsi gibi ağır adli kontrol tedbirlerinin, yalnızca kişi hürriyetini ihlal etmekle kalmayıp, aynı zamanda bireylerin barışçıl toplanma ve ifade özgürlüğü hakları üzerinde doğrudan "caydırıcı etki" (chilling effect) yaratacağı kabul edilmiştir. Benzer davalarda, sulh ceza hâkimliklerinin adli kontrol taleplerini değerlendirirken anayasal hakların özüne dokunmamaya özen göstermesi ve tedbirin gerekliliğini şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıklaması zorunlu hâle gelmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Üniversite öğrencisi olan başvurucu, bir üniversiteye rektör atanmasını protesto etmek amacıyla düzenlenen ve önceden idarece yasaklanmış olan bir gösteriye katılmıştır. Kolluk kuvvetlerinin gösteriye müdahalesi sırasında yaşanan arbede neticesinde başvurucu yakalanarak gözaltına alınmıştır. Ardından sulh ceza hâkimliği tarafından başvurucu hakkında "konutu terk etmeme" (ev hapsi) ve yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbirleri uygulanmasına karar verilmiştir.

Başvurucu, olay sırasında polise direnmediğini, şiddet içeren hiçbir eyleme karışmadığını, sadece demokratik bir hak olarak gördüğü basın açıklamasına katılmak amacıyla orada bulunduğunu ve hakkında kuvvetli suç şüphesini gösteren hiçbir somut delil olmamasına rağmen haksız yere ev hapsine mahkûm edildiğini ileri sürmüştür. İtirazlarının derece mahkemelerince gerekçesiz şekilde reddedilmesi üzerine başvurucu, hukuka aykırı olarak uygulanan adli kontrol tedbiri nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile toplanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile Anayasa'nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını temel almıştır. Ceza muhakemesi sisteminde, kişi hürriyetine yönelik müdahalelerin anayasal sınırlar içinde kalabilmesi için kanuni bir dayanağının bulunması, haklı bir sebebe dayanması ve her şeyden önemlisi ölçülülük ilkesine sıkı sıkıya uygun olması zorunludur.

Bu bağlamda, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.109 hükmünde düzenlenen "konutu terk etmeme" şeklindeki adli kontrol tedbiri, kişinin fiziksel özgürlüğünü ciddi şekilde kısıtlayan, ev hapsi niteliğinde olan ve tutuklamaya alternatif olarak öngörülen oldukça ağır bir koruma tedbiridir. Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, bu tedbirin uygulanabilmesi için tıpkı tutuklamada olduğu gibi 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.100 kapsamında isnat edilen suçun işlendiğine dair kuvvetli şüphe uyandıran somut delillerin varlığı şarttır. Bununla birlikte, şüphelinin adaletten kaçması, saklanması veya maddi hakikati ortaya çıkaracak delilleri karartması ihtimalinin somut olgularla desteklenmesi ve seçilen tedbirin ulaşılmak istenen meşru amaç bakımından mutlaka ölçülü olması gerekmektedir.

Öte yandan, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamında yasa dışı olarak değerlendirilen bir gösteriye salt katılmış olmak, şahıslar hakkında doğrudan doğruya ağır koruma tedbirlerinin uygulanmasını hiçbir şekilde haklı kılmaz. Yargı mercileri, kişilerin temel bir demokratik hak olan barışçıl toplanma hakkını kullanmaları nedeniyle keyfî yaptırımlara veya hürriyeti bağlayıcı ağır tedbirlere maruz bırakılmamalarını hassasiyetle gözetmekle yükümlüdür. Gerekçesiz veya şablon ifadeler içeren yetersiz gerekçelerle uygulanan koruma tedbirlerinin, bireylerin anayasal haklarını kullanmaları üzerinde ağır bir caydırıcı etki yaratacağı evrensel hukuk ilkeleri ışığında tartışmasız olarak kabul edilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucu hakkında uygulanan "konutu terk etmeme" şeklindeki adli kontrol tedbirini dosya kapsamındaki deliller ışığında detaylı bir şekilde incelemiştir. Başvurucunun kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılarak ihtara ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar etme suçundan adli kontrol altına alındığı görülmüştür. Ancak kolluk görevlilerince tutulan tutanaklarda, başvurucunun şiddet içeren eylemlere bizzat iştirak ettiğine veya güvenlik güçlerine karşı aktif bir direniş gösterdiğine dair somut hiçbir bilgiye yer verilmemiştir. Başvurucu yalnızca kalabalık bir grup içinde yer aldığı tespit edilen bir fotoğraf karesi üzerinden suçlanmıştır.

Sulh Ceza Hâkimliği kararının gerekçesi incelendiğinde, başvurucuya adli kontrol tedbiri uygulanmasının zorunluluğuna ilişkin herhangi bir somut olgunun tartışılmadığı ve hukuki bir değerlendirme yapılmadığı görülmüştür. Mahkeme kararında yalnızca "mevcut delil durumu ve tüm dosya kapsamı" gibi son derece basmakalıp, soyut ve genel geçer ifadelere yer verilmiştir. Başvurucunun isnat edilen suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesini doğrulayan somut delillerin neler olduğu, başvurucunun kaçma veya delilleri karartma şüphesinin bulunup bulunmadığı veya adli kontrol tedbirinin neden zorunlu görüldüğü hususları yargısal kararda hiçbir şekilde aydınlatılmamıştır. Yetersiz ve matbu gerekçelerle uygulanan konutu terk etmeme tedbiri, başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yapılmış keyfî ve haksız bir müdahale olarak nitelendirilmiştir.

Diğer yandan, bir birey hakkında hukuki dayanaktan ve geçerli gerekçelerden yoksun olarak böylesine ağır bir koruma tedbirinin uygulanması, doğrudan doğruya ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı üzerinde de ağır bir baskı oluşturmaktadır. Hukuka aykırı adli kontrol tedbiri, yargısal gerekçeden yoksun olması sebebiyle başvurucunun ve toplumdaki diğer bireylerin demokratik haklarını kullanma konusunda ciddi bir caydırıcı etkiye neden olmuştur. Dolayısıyla, demokratik bir toplumda gereklilik ve ölçülülük ilkelerine aykırı olan bu müdahalenin, toplanma hakkını da zedelediği açıkça tespit edilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: