Karar Bülteni
AYM A. E. Derman ve M. Uçar BN. 2021/16510
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/16510 |
| Karar Tarihi | 05.06.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Konutu terk etmeme kişi hürriyetini kısıtlar.
- Adli kontrol kararında meşru amaç gösterilmelidir.
- Kaçma şüphesi yoksa ev hapsi ölçüsüzdür.
- Ölçüsüz tedbirler toplanma hakkı üzerinde caydırıcıdır.
Bu karar, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullanmak isteyen bireylere yönelik ceza muhakemesi tedbirlerinin anayasal sınırlarını net bir biçimde çizmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik çok ağır bir müdahale teşkil eden ev hapsi uygulamasının, tıpkı tutuklama tedbirinde olduğu gibi kaçma şüphesi veya delilleri karartma tehlikesi gibi meşru, somut temellere dayanması gerektiğini açıkça vurgulamıştır. Yargı mercilerinin, somut olayda bu tehlikelerin varlığını somut olgularla ortaya koymadan, eksik veya matbu gerekçelerle özgürlük kısıtlayıcı önlemlere başvurması hukuka aykırı bulunarak hukuk devleti ilkesinin güvenceleri hatırlatılmıştır.
Uygulamadaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu önemli içtihat, sulh ceza hâkimliklerinin adli kontrol kararlarında çok daha hassas ve tatmin edici bir inceleme yapmalarını zorunlu kılmaktadır. Mahkemelerin hem kaçma şüphesi bulunmadığını açıkça belirtip hem de ev hapsi kararı vermesinin kendi içinde ciddi bir çelişki yarattığı tespiti, ilerideki ceza muhakemesi pratiklerine yön verecek güçtedir. Ayrıca haksız uygulanan koruma tedbirlerinin, anayasal bir hak olan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme özgürlüğü üzerinde caydırıcı bir etki yarattığı tespiti, temel hakların birbiriyle olan organik bağlantısını koruyan ve sivil toplumun nefes alma alanını genişleten güçlü bir hukuki kalkan sağlamaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Olay, 4 Şubat 2021 tarihinde İstanbul Kadıköy ilçesinde meydana gelmiştir. Başvurucular, sosyal medya platformları üzerinden çeşitli gruplarca yapılan bir toplanma çağrısı sonrası ilgili bölgede bulunurken, idari makamların koronavirüs pandemisi sebebiyle aldığı genel yasaklama kararına muhalefet ettikleri gerekçesiyle polis müdahalesiyle karşılaşmışlardır. Emniyet güçlerinin dağılma ihtarında bulunmasına rağmen yürüyüşe devam etmek isteyen kalabalığa müdahale edilmiş ve başvurucuların da aralarında bulunduğu birçok kişi gözaltına alınmıştır.
Emniyetteki işlemlerinin tamamlanmasının ardından adliyeye sevk edilen başvurucular hakkında, sulh ceza hâkimliği tarafından konutu terk etmeme ve yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbirleri uygulanmıştır. Başvurucular, haklarında uygulanan bu özgürlük kısıtlayıcı kararlara itiraz etmiş ancak itiraz mercileri taleplerini reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucular, haksız yere gözaltına alındıklarını ve ölçüsüz bir şekilde uygulanan konutu terk etmeme tedbiri yüzünden hem kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının hem de barışçıl nitelikteki toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarının ağır bir biçimde ihlal edildiğini belirterek hak arama mücadelelerini bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine taşımışlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi bu karmaşık uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın 19. maddesinde güvenceye kavuşturulan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının temel ilkelerini merkeze almıştır. Olayda kişi hürriyetine yönelik müdahalenin hukuki zeminini ise 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.109 hükmü oluşturmaktadır. İlgili kanun maddesi, tutuklama sebeplerinin varlığı hâlinde şüphelinin tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına karar verilebileceğini detaylıca düzenlemektedir.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, konutu terk etmeme (ev hapsi) şeklindeki adli kontrol tedbiri, kişinin fiziksel özgürlüğünü önemli ölçüde kısıtladığı ve daralttığı için tutuklamaya alternatif olarak görülen ve kişi hürriyetine müdahale teşkil eden ağır bir koruma tedbiridir. Bu tedbirin hukuka uygun şekilde uygulanabilmesi için, 5271 sayılı Kanun m.100 kapsamında açıkça belirtilen suçluluk hakkında kuvvetli belirtinin bulunması, tedbirin orantılı olması ve yasal şartları sağlaması gerekir. Ayrıca şüphelinin kaçması, saklanması veya delilleri karartması yönünde somut, akla yatkın şüphelerin bulunması hukuki bir zorunluluktur.
Bununla birlikte, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yönelik gerçekleştirilen müdahalelerde temel yargısal kural, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ve sınırlamanın ölçülülük ilkesidir. Temel hakların kullanımına ilişkin pratik durumlarda bireylere uygulanan adli tedbirlerin, hukuki dayanağı zayıf ve gerekçesiz olduğunda kişilerin barışçıl protesto haklarını kullanmaları üzerinde ciddi bir caydırıcı etki yaratacağı kabul edilmektedir. Bu nedenle yargısal mekanizmaların ve ceza muhakemesi araçlarının, temel hakların kullanımını dolaylı yoldan cezalandıracak şekilde ölçüsüz biçimde uygulanamayacağı hukuk devletinin vazgeçilmez gereği olarak içtihatlarda ortaya konulmuştur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı değerlendirirken öncelikle başvurucular hakkında ilk derece yargı makamları tarafından uygulanan konutu terk etmeme adli kontrol tedbirinin hukuki ve mantıksal gerekçelerini mercek altına almıştır. Sulh ceza hâkimliği tarafından verilen kararda, tedbirin uygulanmasına karar verilirken başvurucuların sabit ikametgâh sahibi oldukları, kaçacaklarına veya delilleri karartabileceklerine ilişkin olarak dava dosyasına yansıyan herhangi bir olumsuz bilginin bulunmadığı bizzat ilgili mahkeme tarafından karar metninde ifade edilmiştir.
Yüksek Mahkeme, adli kontrol kararı veren sulh ceza hâkimliğinin, bir yandan şüphelilerin kaçma ve delil karartma şüphesinin bulunmadığını açıkça kabul edip diğer yandan kişi hürriyetini son derece ağır bir şekilde kısıtlayan ev hapsi tedbirini uygulamasının hukuki açıdan açık bir tutarsızlık ve ölçüsüzlük oluşturduğunu net bir şekilde tespit etmiştir. İsnat edilen kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşe silahsız katılarak ihtara rağmen dağılmama suçunun, kanun gereği tutuklama nedeni varsayılan katalog suçlardan olmadığı da bu değerlendirmede ayrıca dikkate alınmıştır. Tüm bu nesnel veriler ışığında, uygulanan ağır adli kontrol tedbirinin gerekliliğini ve meşru amacını ortaya koymak bakımından alt derece mahkemesinin gösterdiği gerekçenin oldukça yetersiz kaldığı kanaatine varılmıştır.
Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik meşru ve zorunlu bir amaca dayanmayan bu ölçüsüz müdahalenin, aynı zamanda başvurucuların temel bir anayasal hak olan toplanma hakkı üzerinde de dolaylı ve doğrudan bir etki yarattığı derinlemesine değerlendirilmiştir. Hukuki dayanağı son derece zayıf olan ve sosyal gerekliliği ortaya konulamayan bu tür ağır koruma tedbirlerinin, demokratik toplumlarda bireylerin barışçıl protesto ve toplantılara katılma iradeleri üzerinde baskıcı ve caydırıcı bir etki yarattığı tespit edilmiştir. İdarenin yasaklama kararına muhalefet iddiası somut olarak bulunsa dahi, ceza muhakemesi süreçlerinin temel demokratik hakların kullanımını cezalandıracak ve sindirecek şekilde uygulanamayacağı yüksek bir sesle belirtilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.