Karar Bülteni
AYM Ceylan Nergiz BN. 2021/50842
KARARIN KÜNYESİ
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
|---|---|
| Başvuru No | 2021/50842 |
| Karar Tarihi | 05.06.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- HAGB kararları hükmen sabit olma sonucu doğurmaz.
- Salt HAGB kararına dayanılarak iş akdi feshedilemez.
- Şüphe feshinde objektif ve güçlü nedenler aranır.
- İşveren feshin haklı gerekçelerini somutlaştırmakla yükümlüdür.
- Bireyin masumiyet karinesi anayasal güvence altındadır.
Bu karar, işçi ile işveren arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesine dayandırılan "şüphe feshi" uygulamalarında, işçiler hakkında daha önceden verilmiş olan Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararlarının tek başına haklı fesih nedeni oluşturamayacağını hukuken net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, HAGB kararının hukuki bir sonuç doğurmayacağını ve bireyin masumiyetinin devam ettiğini kuvvetle vurgulayarak, iş akdinin sonlandırılması gibi ağır idari veya özel hukuk tasarruflarının doğrudan ve kategorik olarak bu tür yargısal ertelemelere dayandırılamayacağına hükmetmiştir. Bu durum, masumiyet karinesi ile özel hayata saygı hakkının çalışma hayatındaki yansımaları açısından büyük bir hukuki teminat sağlamaktadır.
Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi dikkate alındığında, bu karar hem işverenlerin hem de derece mahkemelerinin işe iade uyuşmazlıklarındaki yaklaşımını doğrudan değiştirecek niteliktedir. İşverenler, millî güvenlik veya kamu düzeni endişesiyle dahi olsa bir personeli işten çıkarırken sadece ceza soruşturmalarına veya kesinleşmemiş HAGB kararlarına sığınamayacak; işçinin somut eyleminin işyeri düzenini ve güven ilişkisini nasıl zedelediğini bireyselleştirilmiş, güçlü ve ikna edici delillerle ispat etmek zorunda kalacaktır. Mahkemeler ise feshin geçerliliğini denetlerken, ceza dosyasındaki şüphenin işin niteliğine etkisini doğrudan tartışmak ve somut olgularla gerekçelendirmek yükümlülüğü altına girmiştir. Bu yönüyle karar, çalışma hayatında keyfî işten çıkarmalara karşı emsal teşkil eden temel bir referans belgesidir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi bünyesinde hizmet veren özel bir şirkette taşeron işçi olarak çalışan başvurucu, belediyenin terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı olabileceği yönündeki bildirimi üzerine şirket tarafından işten çıkarılmıştır. İşveren, bu bildirim doğrultusunda başvurucu ile arasındaki güven ilişkisinin sarsıldığını iddia etmiştir.
Bunun üzerine başvurucu, iş sözleşmesinin haksız ve gerekçesiz yere feshedildiğini, yasa dışı hiçbir örgütle bağının bulunmadığını belirterek feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade talebiyle dava açmıştır. Yerel mahkeme ve itiraz mercii, başvurucu hakkında daha önceden terör örgütü propagandası yapma suçundan verilmiş bir Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması kararı bulunduğunu tespit ederek feshin geçerli olduğuna ve işverenden başvurucuyu çalıştırmasının beklenemeyeceğine hükmetmiş, davanın reddine karar vermiştir. Başvurucu, bu sürecin özel hayatına saygı hakkını zedelediğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı karara bağlarken Anayasa m.20 kapsamında güvence altına alınan özel hayata saygı hakkını ve bu hakkın çalışma hayatındaki koruma alanını temel almıştır. İşçinin mesleki hayatına yönelik olarak kamu gücü ayrıcalıklarıyla donatılmış kurumlar veya bunlara bağlı işverenler tarafından yapılan müdahaleler, özel hayata saygı hakkına yapılmış bir müdahale olarak değerlendirilmektedir. Bu hak, bireyin sadece özel alanını değil, çalışma ortamında geliştirdiği ilişkileri ve mesleki itibarını da koruma altına almaktadır.
Uyuşmazlığın çözümünde dayanılan en temel kurallardan bir diğeri 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.231 hükmünde düzenlenen Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kurumudur. Kanun gereğince HAGB kararı, kurulan hükmün sanık hakkında herhangi bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade eder. Bu karar, Anayasa m.38 anlamında "hükmen sabit olma" sonucunu doğuran kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı niteliği taşımaz. Hakkında HAGB kararı verilen kişinin suç işlediği henüz hukuken ve kesin olarak sabit kabul edilemez, dolayısıyla bu kişilerin masumiyet karinesi anayasal koruma altındadır. İdari işlemlerin doğrudan bu kararlara dayandırılması hukuka aykırıdır.
İş hukuku prensipleri ve Yargıtay'ın yerleşik içtihatları gereğince, 4857 sayılı İş Kanunu m.25 çerçevesinde değerlendirilen şüphe feshinin haklı veya geçerli bir nedene dayanabilmesi için salt bir şüphe hiçbir zaman yeterli görülmemektedir. İşvereni fesih sonucuna götüren şüphenin; ciddi, önemli ve somut nitelikteki objektif olay ve vakıalar ile mutlaka desteklenmesi zorunludur. İşveren ile işçi arasındaki güven ilişkisinin tamamen çöktüğünün kabul edilebilmesi için, çalışandan kaynaklanan nedenlerin işverenin menfaatine açıkça zarar verdiğinin somut olgularla ortaya konulması gerekmektedir. Aksi takdirde, yalnızca beraat kararı, takipsizlik veya HAGB kararlarına dayanılarak gerçekleştirilen fesihe yönelik idari ve yargısal işlemler hukuki güvenlik ilkesini derinden zedelemektedir. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü hâl döneminde uygulanan kısıtlamaların dahi Anayasa m.15 çerçevesinde ölçülülük ilkesiyle uyumlu olması gerektiğini açıkça hatırlatmıştır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut başvuruya konu olayda iş sözleşmesinin feshedilmesi işleminin haklı bir nedene dayanıp dayanmadığını derece mahkemelerinin kararları üzerinden oldukça kapsamlı bir şekilde incelemiştir. Başvurucunun iş akdinin feshine temel gerekçe olarak, terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı olabileceği yönündeki idari şüphe ve bu sebeple işverenle arasındaki güven ilişkisinin ortadan kalkması gösterilmiştir. İşveren kurumu, geniş takdir yetkisine sığınarak sözleşmeyi feshetmiştir.
Derece mahkemeleri, fesih işleminin hukuka uygunluğunu değerlendirirken başvurucu hakkında geçmiş yıllarda yürütülen bir ceza yargılamasına ve bu yargılama sonucunda terör örgütü propagandası yapma suçundan verilmiş olan Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararına dayanmıştır. Ancak Mahkeme, sadece HAGB kararının varlığı ile yetinmiş, başvurucunun terör örgütüyle iltisaklı olabileceğine dair somut delillerin gerçekte neler olduğunu, şüphenin boyutunu ve bu durumun başvurucunun yürüttüğü göreve ne şekilde olumsuz bir etki ettiğini gerekçeli kararında hiçbir şekilde tartışmamıştır.
Anayasa Mahkemesi, sadece kişinin geçmişte yargılanmış olmasından ve hakkında hukuki sonuç doğurmayan HAGB kararı verilmiş olmasından hareketle iş akdinin feshinin hukuka uygun bulunmasının, Anayasa ile korunan hakların açık bir ihlali anlamına geleceğini tespit etmiştir. İdare ve davanın esasına bakan derece mahkemeleri, başvurucudan duyulan şüphenin ciddi, güçlü ve objektif olduğuna dair kişiselleştirilmiş ve ikna edici gerekçeler sunamamıştır. İşçinin somut eyleminin işyeri menfaatini nasıl zarara uğrattığı, işyerindeki düzeni ne şekilde bozduğu ve güven bağını ne şekilde kopardığı somut delillerle ispat edilmeden, sırf geçmişte kalmış bir HAGB kararı gerekçe gösterilerek iş akdinin sonlandırılması hukuka aykırı bulunmuştur. Söz konusu idari işlemin ve buna dayanak olan mahkeme kararlarının, olağanüstü hâl döneminde dahi demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine tamamen aykırı olduğu kanaatine varılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.