Karar Bülteni
AYM 2020/3816 BN.
Anayasa Mahkemesi | Emirhan Taş | 2020/3816 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 2. Bölüm |
| Başvuru No | 2020/3816 |
| Karar Tarihi | 05.06.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kamulaştırma bedeli enflasyon karşısında eriyemez.
- Gecikmiş faiz mülkiyet hakkına ölçüsüz müdahaledir.
- Malik aleyhine vekâlet ücreti hükmedilmesi anayasaya aykırıdır.
- Kamulaştırmada gerçek karşılığın ödenmesi mutlak kuraldır.
Bu karar, kamulaştırma hukukunda vatandaşların mülkiyet hakkının idarenin gücü karşısında etkin bir biçimde korunması açısından son derece kritik bir öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, idarenin açtığı bedel tespiti ve tescil davalarında yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle taşınmaz malikine ödenecek bedelin veya bu bedele sonradan işletilen faizin enflasyon karşısında değer kaybetmesini, mülkiyet hakkının özünü zedeleyen orantısız bir külfet olarak nitelendirmiştir. Enflasyonist ortamlarda mülkiyet hakkının gerçek anlamda korunabilmesi için bedellerin alım gücünün telafi edilecek şekilde güncellenmesi zorunluluğu bir kez daha teyit edilmiştir.
Kararın hukuken devrim niteliğindeki asıl etkisi, kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında taşınmaz maliki aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmesine yönelik uygulamanın Anayasa'ya aykırı bulunmasıdır. Anayasa Mahkemesi, kamulaştırılan mülkün gerçek karşılığının ödenmesi anayasal ilkesini merkeze alarak, malik aleyhine hükmedilecek idare lehine vekâlet ücretinin bu bedelde fiilî ve haksız bir eksilmeye yol açtığını saptamıştır.
Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu ihlal kararı, kamulaştırma bedeli davalarında idare lehine vekâlet ücreti çıkartılması dönemini fiilen sona erdiren Yargıtay içtihat değişikliğini anayasal bir güvenceye kavuşturmaktadır. Uygulamadaki temel önemi ise, idarenin düşük bedel teklifini kabul etmeyerek yargı yoluna başvuran vatandaşların, hak arama süreçlerinde karşı taraf vekâlet ücreti tehdidiyle cezalandırılmayacak olmasıdır. Artık taşınmaz malikleri, sırf idare ile uzlaşmadıkları için ek masraf ve ücret yükü altına sokularak adil ve gerçek kamulaştırma bedelinden mahrum bırakılamayacaktır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Emirhan Taş'a ait Mersin ili Tarsus ilçesinde bulunan bir taşınmazın, Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından kamulaştırılmasına karar verilmiştir. Sürecin başında, idarenin kıymet takdir komisyonu tarafından taşınmaza bir bedel biçilmiş ancak taraflar bu bedel üzerinde anlaşma sağlayamamıştır. Bunun üzerine Karayolları Genel Müdürlüğü, kamulaştırma bedelinin mahkemece tespiti ve taşınmazın idare adına tescil edilmesi amacıyla başvurucuya karşı dava açmıştır.
Yerel mahkeme, taşınmazın değerini idarenin ilk teklifinden çok daha yüksek bir meblağ olarak belirlemiş ve tescile karar vermiştir. Ancak başvurucu; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle kamulaştırma bedeline uygulanan faizin enflasyon karşısında eriyerek ciddi şekilde değer kaybettiğini, ayrıca davanın sonunda kendisi aleyhine (idare lehine) vekâlet ücretine hükmedilerek cebinden haksız kesinti yapıldığını iddia etmiştir. Yargıtay kanun yollarının bu mağduriyeti tam olarak giderememesi üzerine başvurucu, eksik ve değer kaybetmiş ödeme ile aleyhe vekâlet ücreti nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini öne sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken, mülkiyet güvencelerini düzenleyen Anayasa m.35 ve kamulaştırmanın anayasal sınırlarını belirleyen Anayasa m.46 hükümlerini merkeze almıştır. İlgili kurallar uyarınca, kamu yararı sebebiyle mülkiyete el atılması durumunda taşınmazın gerçek karşılığının peşin ve nakden ödenmesi anayasal bir zorunluluktur. Ayrıca bu teknik süreç, temel hatlarıyla 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu uyarınca yürütülmektedir.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, kamulaştırma yoluyla mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin orantılı kabul edilebilmesi için malike ödenen gerçek bedelin, tespit tarihi ile ödeme tarihi arasındaki süreçte gerçekleşen enflasyona nispetle hissedilir derecede değer kaybetmemiş olması şarttır. Enflasyonun etkilerinden zamanında arındırılmamış, faiz ile derhâl güncellenmemiş veya makul süreyi çok aşan yargılamalarda eriyen ödemeler, bireylere şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemekte olup mülkiyet hakkının açık bir ihlali anlamına gelmektedir.
Doktrin ve uluslararası yargısal içtihatlarda, özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yerleşik kararlarında kabul edildiği üzere, kamulaştırma davalarında idare lehine ve malik aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmesi "gerçek karşılığın ödenmesi" ilkesine aykırılık teşkil eder. Devletin kamulaştırma bedeli olarak ödediği tutarın önemli bir kısmını, yargılama gideri veya vekâlet ücreti adı altında tekrar vatandaştan geri alması büyük bir paradoks yaratmaktadır. Malik, idarenin masada belirlediği düşük bedeli kabul etmemekte mahkeme nezdinde haklı çıktığında, davanın açılmasına haksız yere sebebiyet vermiş sayılamaz. Bu sebeple kamulaştırma bedelinden fiilî bir kesinti yaratan vekâlet ücreti uygulamaları, adil dengeyi malik aleyhine bozan hukuka aykırı işlemlerdir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı mülkiyet hakkının devlete yüklediği güvenceler çerçevesinde iki ana başlıkta inceleyerek başvurucu lehine tespitlerde bulunmuştur. İlk olarak, kamulaştırma bedeline işletilen gecikmiş faizin enflasyon karşısında değer kaybına uğratılması hususu incelenmiştir. Başvurucuya ödenmesi gereken kamulaştırma bedeli için yerel mahkeme tarafından başlangıçta herhangi bir faize hükmedilmemiş, kanun yolu incelemeleri sonucunda tam beş yıl sonra yasal faiz işletilmesine ancak karar verilebilmiştir. Ancak, ilk yerel mahkeme kararının verildiği tarih ile faiz ödemesinin nihai olarak kararlaştırıldığı tarih arasında Türkiye'de gerçekleşen enflasyon oranları dikkate alındığında, kamulaştırma bedelinin ve sonradan uygulanan yasal faizin hissedilir derecede eridiği ve değer kaybettiği saptanmıştır. Bu ağır değer kaybı, kamulaştırılan mülkün gerçek bedelinin malike ödenmesi yönündeki anayasal zorunluluğu etkisiz kılmış ve başvurucuya haksız, orantısız bir şahsi külfet yüklemiştir.
İkinci olarak, başvurucu aleyhine idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi konusu değerlendirilmiştir. Olayda Karayolları Genel Müdürlüğünün kıymet takdir komisyonu tarafından taşınmaz için 591.129,87 TL bedel belirlenmiş, ancak başvurucu bu tutarın düşük olduğu gerekçesiyle uzlaşmayı reddetmiştir. Mahkemece yürütülen yargılama ve alınan bilirkişi raporları sonucunda ise taşınmazın gerçek değerinin idarenin teklifinden çok daha yüksek olan 790.421,90 TL olduğu kesin olarak tespit edilmiştir. Bu veri, başvurucunun idarenin ilk düşük teklifini reddetmekte sonuna kadar haklı olduğunu ve yargılama sürecinin açılmasına kötü niyetle veya haksız yere sebebiyet vermediğini tartışmasız şekilde kanıtlamaktadır.
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun yargılamada haklı çıkmasına ve daha yüksek bir bedel elde etmesine rağmen aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmesinin, fiilen kamulaştırma bedelinin gerçek değerinin altında ödenmesi sonucunu doğurduğunu saptamıştır. Kamu gücünün bir eliyle zorunlu olarak ödediği anayasal kamulaştırma bedelini, diğer eliyle vekâlet ücreti adı altında geri alması orantısız ve haksız bir müdahaledir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.