Karar Bülteni
AYM 2020/36408 BN.
Anayasa Mahkemesi | Ahmet Cevat Çalık ve Diğerleri | 2020/36408 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/36408 |
| Karar Tarihi | 05.06.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Esaslı iddialar kararlarda kesinlikle gerekçelendirilmelidir.
- Usuli kazanılmış hak itirazı yanıtsız bırakılamaz.
- Gerekçeli karar hakkı adil yargılanmanın güvencesidir.
- İstinaf mercii iddiaları makul şekilde karşılamalıdır.
Bu karar, hukuki uyuşmazlıkların çözümünde taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu doğrudan etkileyebilecek nitelikteki iddia ile itirazların, derece mahkemelerince büyük bir titizlikle incelenmesi ve gerekçeli kararda mutlaka karşılanması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Özellikle usuli kazanılmış hak gibi yargılamanın seyrini, temel sınırlarını ve tarafların maddi menfaatlerini doğrudan ilgilendiren köklü usul kurallarının göz ardı edilmesi, adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biri olan gerekçeli karar hakkının ihlali olarak kabul edilmektedir. Anayasa Mahkemesi, yargı mercilerinin her türlü iddiaya uzun uzadıya yanıt vermek zorunda olmamakla birlikte, hükmün sonucunu tamamen değiştirebilecek itirazların dikkatsizce veya bütünüyle sessiz kalınarak geçiştirilemeyeceğinin altını çizmektedir.
Uygulamadaki emsal etkisi ve önemi bakımından bu karar, bilhassa istinaf ve temyiz incelemesi yapan üst derece mahkemelerine çok kritik bir yasal yükümlülük hatırlatması yapmaktadır. İstinaf mercileri, ilk derece mahkemesi kararlarını onarken veya itirazları esastan reddederken, tarafların ısrarla üzerinde durduğu ve hukuki bir temele dayanan iddiaları makul ve tatmin edici bir gerekçe ile cevaplamak zorundadır. Bu içtihat, usuli kazanılmış hak müessesesinin korunmasının hukuki güvenlik ve istikrar ilkeleri açısından taşıdığı önemi pekiştirmekte; vatandaşların adalete ve yargı kararlarına olan güvenini sarsabilecek nitelikteki eksik gerekçeli istinaf kararlarının Anayasa Mahkemesi denetiminden mutlaka döneceğini gösteren güçlü ve yol gösterici bir dayanak niteliği taşımaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Olay, Trabzon ilinin Yomra ilçesinde bulunan ve paylı mülkiyet esasına tabi olan taşınmazların fiilî kullanımıyla ilgili olarak paydaşlar arasında ortaya çıkan hukuki bir anlaşmazlığa dayanmaktadır. İki paydaş, ortak mülkiyete konu taşınmazları haksız yere kullandıkları iddiasıyla diğer paydaşlar olan başvuruculara karşı haksız işgal tazminatı, bilinen adıyla ecrimisil davası açmıştır.
İlk derece mahkemesi, keşif ve bilirkişi incelemeleri sonucunda başvurucuların davacılara yaklaşık 23 bin Türk Lirası tazminat ödemesine hükmetmiştir. Başvurucuların karara itiraz etmesi üzerine istinaf mahkemesi kararı kaldırarak yeniden ve detaylı hesaplama yapılması için dosyayı yerel mahkemeye iade etmiştir. Yerel mahkeme bu kez yapılan hesaplamalarla bedeli artırarak yaklaşık 36 bin Türk Lirası tazminata hükmetmiştir. Başvurucular, ilk kararda belirlenen düşük bedele davacıların itiraz etmediğini, bu yüzden düşük bedelin kendileri lehine "usuli kazanılmış hak" oluşturduğunu belirterek son karardaki yüksek meblağa istinaf yolunda itiraz etmişlerdir. Uyuşmazlık, istinaf mahkemesinin başvurucuların bu hayati itirazını hiçbir gerekçe göstermeden kesin olarak reddetmesi üzerine Anayasa Mahkemesinin önüne taşınmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, bu uyuşmazlığı temel olarak Anayasa m. 36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın ayrılmaz, organik bir parçası olan gerekçeli karar hakkı çerçevesinde detaylıca değerlendirmiştir. Anayasa'nın adil yargılanmayı güvence altına alan genel hükümlerinin yanı sıra, doğrudan mahkemelerin görevlerini düzenleyen Anayasa m. 141 hükmünün üçüncü fıkrasında yer alan "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır" şeklindeki amir kural, yargı mercilerine mutlak bir anayasal sorumluluk yüklemektedir.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, mahkemelerin yargılama sırasında taraflarca ileri sürülen her türlü iddia, itiraz ve savunmaya ayrıntılı bir şekilde tek tek yanıt verme zorunluluğu elbette bulunmamaktadır. Ancak mahkemeler, davanın esasını oluşturan sorunları ve düğüm noktalarını detaylıca incelediklerini gerekçeli kararlarında açıkça göstermekle mükelleftir. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen, davanın sonucunu etkileme ve değiştirme potansiyeline sahip olan esaslı iddia ve itirazlara mahkemelerce mutlaka, mantıklı ve makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekmektedir.
Bununla birlikte, bir davanın kanun yolu aşamasında, istinaf ya da temyiz merciinin yerel mahkeme kararını uygun bularak onaması veya itirazları reddetmesi hâlinde aynı gerekçeleri kullanması veya ilk karara atıf yapması kural olarak yeterli görülmektedir. Buna karşın, ilk derece mahkemesinde yeterince tartışılmayan veya doğrudan kanun yolu aşamasında ortaya çıkan, hukuki bir karşılık bulması zaruri olan usul ya da esasa dair itirazların, istinaf mercilerince tamamen sessiz kalınarak cevapsız bırakılması, gerekçeli karar hakkının ağır bir ihlali olarak kabul edilmektedir. Zira bir tarafın haklılık payı barındıran hukuki bir argümanının yargı mercii tarafından görmezden gelinmesi, hem yargılamanın hakkaniyetine gölge düşürür hem de kararın keyfilik barındırmadığına dair inancı sarsar.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucuların adil yargılanma ve gerekçeli karar haklarına yönelik ihlal iddialarını incelerken öncelikle yargılama sürecindeki kronolojik gelişmeleri ve tarafların ileri sürdüğü iddiaların hukuki niteliğini mercek altına almıştır. İlk derece mahkemesince başlangıçta 23.833,72 TL olarak belirlenen ecrimisil bedeli, istinaf kanun yoluna sadece davalı konumundaki başvurucular tarafından taşınmıştır. İstinaf merciinin bozma (kaldırma) kararı üzerine yapılan yeni yargılamada miktar 36.579,94 TL'ye yükseltilmiş ve başvurucular aleyhine bir tablo ortaya çıkmıştır.
Başvurucular, ilk karara nazaran aleyhlerine daha yüksek bir bedel tayin edilen bu yeni karara karşı yaptıkları ikinci istinaf başvurusunda, hukukun temel kurallarından birini öne sürmüşlerdir. Şöyle ki; ilk mahkeme kararında hükmedilen 23.833,72 TL'lik bedele karşı davacılar tarafından herhangi bir istinaf başvurusunda bulunulmamıştır. Davacıların itiraz etmediği bu miktar, davalılar (başvurucular) lehine usul hukuku kuralları gereğince "usuli kazanılmış hak" teşkil etmiştir. Dolayısıyla, üst mahkemenin bozma veya kaldırma kararı sonrasında yerel mahkemece yapılacak olan yeni yargılamada, ilk kararla davalılar lehine kesinleşmiş sayılan bu sınırın aşılarak daha yüksek bir meblağa hükmedilmesi hukuken mümkün değildir.
Anayasa Mahkemesi yaptığı incelemede, başvurucuların istinaf aşamasında öne sürdüğü bu "usuli kazanılmış hak" itirazının son derece somut, davanın sonucunu ve hükmedilecek bedeli doğrudan değiştirebilecek nitelikte, esaslı ve kritik bir iddia olduğunu tespit etmiştir. Ancak dosyaya yansıyan kararlar incelendiğinde; Bölge Adliye Mahkemesinin, istinaf başvurusunu esastan reddederken başvurucuların davanın seyrini bütünüyle değiştirebilecek bu hayati itirazına ilişkin en ufak bir hukuki değerlendirme yapmadığı ve iddiayı tamamen yanıtsız bıraktığı saptanmıştır. Yüksek Mahkeme, istinaf merciinin iddiayı görmezden gelen bu tavrının, davanın sonucuna etkili olabilecek önemli bir hukuki argümanın makul ve yeterli bir gerekçeyle karşılanması zorunluluğuna açıkça aykırı düştüğünü vurgulamıştır. Bölge Adliye Mahkemesinin, usuli kazanılmış hak müessesesi gibi temel bir yargılama ilkesine dair itirazı hiç tartışmadan davanın esastan reddine karar vermesi, Anayasa ile teminat altına alınan gerekçeli karar hakkının özüne dokunan bir eksiklik olarak nitelendirilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde başvuruyu kabul etmiştir.