Karar Bülteni
AYM Fuat Şengül BN. 2021/32144
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/32144 |
| Karar Tarihi | 30.10.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kolluk şiddetinde cezasızlık kabul edilemez.
- HAGB kararı kötü muamelede caydırıcılığı zedeler.
- Soruşturmanın uzaması usul yükümlülüğünü ihlal eder.
- Kötü muamelede haksız tahrik indirimi uygulanamaz.
Bu karar, kolluk görevlilerinin karıştığı kötü muamele ve orantısız güç kullanımına ilişkin iddialarda yargı makamlarının cezasızlık algısı yaratacak kararlar vermesinin hukuka aykırılığını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, gözaltında uygulanan şiddet eylemlerinin basit bir yargılama süreci gibi değerlendirilemeyeceğini, kolluk personelinin keyfî güç kullanımına karşı bireylerin maddi ve manevi varlıklarının titizlikle korunması gerektiğini teyit etmiştir. Özellikle polis memurlarının kasten yaralama suçunu işledikleri sabit olmasına rağmen, yüksek oranda haksız tahrik indirimi uygulanarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar verilmesi, devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerinin açık bir ihlali olarak görülmüştür.
Kararın emsal etkisi, kötü muamele yasağının mutlak doğasından kaynaklanmaktadır. Yargı mercileri, bundan böyle kamu görevlilerinin karıştığı bedensel bütünlüğe yönelik ağır saldırılarda faillerin cezasız kalmasına veya cezalarının af, zamanaşımı ya da HAGB gibi kurumlarla etkisiz hâle getirilmesine izin vermemelidir. Suçun ağırlığı ile verilen ceza arasında açık bir orantısızlık bulunması, kamu görevlilerinin bu tür eylemlerine müsamaha gösterildiği izlenimini yaratmakta ve ceza adalet sisteminin caydırıcılığını ortadan kaldırmaktadır. Uygulamadaki önemi açısından bu karar, mahkemelere insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele dosyalarında failleri korur nitelikteki indirimlerden kaçınmaları ve yargılamaları süratle sonuçlandırmaları hususunda kesin bir anayasal sınır çizmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Fuat Şengül, hacizli olduğu gerekçesiyle motosikletinin çekiciye yüklenmesi sırasında polis memurlarıyla tartışmış ve akabinde gözaltına alınmıştır. Karakola götürülen başvurucu, burada güvenlik kameralarının kör noktasında polis memurları tarafından bacakları açık şekilde aranmaya zorlandığını, itiraz edince darbedildiğini, kendisine ters kelepçe takılarak ağır fiziksel şiddet uygulandığını ve hakarete uğradığını belirterek şikâyetçi olmuştur.
Başlatılan ceza soruşturması sonucunda olayla ilgili yedi polis memuru hakkında dava açılmış, mahkeme üç polisin eylemlerini "kasten yaralama" olarak nitelendirip mahkûmiyet kararı vermiştir. Ancak mahkeme, başvurucunun pasif direnmesini ve hakaretini gerekçe göstererek failler lehine yüksek oranda "haksız tahrik" indirimi uygulamış ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar vermiştir. Başvurucu, maruz kaldığı ağır fiziksel şiddete rağmen sorumlulara caydırıcı bir ceza verilmemesi ve yargılamanın on yılı aşkın sürmesi nedeniyle adalet sisteminin cezasızlık yarattığını öne sürerek bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın temelinde, Anayasa m. 17 kapsamında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı ile işkence ve kötü muamele yasağı bulunmaktadır. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa'nın bu maddesinde, kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı kesin bir dille emredilmiştir.
Kötü muamele yasağının mutlak doğası gereği, Anayasa m. 15 kapsamında savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde dahi bu yasağın ihlal edilmesi ya da askıya alınması mümkün değildir. Güç kullanmaya yetkili kolluk kuvvetlerinin, kişinin tutumu nedeniyle kesin bir zorunluluk bulunmadığı hâllerde dahi fiziksel güç kullanması, doğrudan maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ihlali anlamına gelmektedir.
Yerleşik insan hakları içtihatlarına göre, gözaltı gibi tamamen devletin kontrolü altındaki ortamlarda meydana gelen yaralanmalarda, yetkili makamlar olayın nasıl gerçekleştiğine dair tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirmekle yükümlüdür. Devletin pozitif yükümlülükleri, sorumluların süratle tespit edilip cezalandırılmasını sağlayacak etkili bir ceza soruşturması ve kovuşturması yürütülmesini emreder.
Faili kamu görevlisi olan kasten yaralama ve kötü muamele suçlarında mahkemelerin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında takdir yetkilerini kullanırken, eylemlerin cezasız kalmasına yol açacak şekilde hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) veya para cezası gibi kurumlara başvurmaktan kaçınmaları gerekir. Aksi tutum, caydırıcılığı zedeleyerek hukukun üstünlüğü ilkesine ağır bir darbe vurur ve idarecilerin bu tür orantısız güç kullanımına hoşgörü gösterdiği algısını yaratır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutları yönünden titizlikle incelemiştir. Başvurucunun gözaltına alınma ve karakolda tutulma sürecinde polis memurları tarafından darbedildiği, adli tıp raporlarıyla da maddi bir gerçeklik olarak ortaya konulmuştur. Asliye Ceza Mahkemesi, üç polis memurunun kasten yaralama suçunu işlediklerini açıkça tespit etmiş olmasına rağmen, darbedilme anında elleri arkadan kelepçeli ve savunmasız durumda olan başvurucunun polislere sözlü tepkisi ve pasif direnişini gerekçe göstererek failler lehine üçte iki oranında "haksız tahrik" indirimi uygulamıştır.
Yüksek Mahkeme, kamu görevlilerinin orantısız güç kullanarak devletin gözetimi altındaki bir vatandaşı darbetmesi eyleminde, cezanın bu denli yüksek oranda indirilmesini ve sonuç olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar verilmesini anayasal güvencelerle bağdaşmaz bulmuştur. Cezanın bireyselleştirilmesindeki bu hatalı ve orantısız uygulama, mağdura yeterli bir giderim sağlanmasını engellemiş, aynı zamanda yargı makamlarının takdir haklarını suçun sonuçlarını ve faillerin eylemlerini hafifletmek yönünde kullandığı izlenimini doğurmuştur.
Bununla birlikte, hiçbir makul gerekçe bulunmamasına rağmen, kasten yaralama olayına ilişkin soruşturma ve kovuşturma sürecinin tam 10 yıl 7 ay gibi çok uzun bir sürede tamamlanabilmesi, makul sürede yargılanma ve etkili soruşturma yürütme yükümlülüklerini de açıkça ihlal etmiştir. Mahkemelerin, failin kamu görevlisi olduğu bu tür olaylarda süratle hareket etmemesi, yargı sistemine duyulan güveni sarsan temel bir etkendir. Tüm bu yetersiz usul işlemleri ve hatalı yasal değerlendirmeler neticesinde, başvurucunun maruz kaldığı fiziksel şiddet eyleminin yaptırımsız bırakıldığı tescillenmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, insan haysiyetiyle bağdaşmayan kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.