Karar Bülteni
AYM Erhan Özdemir BN. 2020/37002
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/37002 |
| Karar Tarihi | 30.10.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Davanın sonucunu değiştirecek iddialar mutlaka karşılanmalıdır.
- Feshin son çare olması ilkesi titizlikle incelenmelidir.
- İstinaf mahkemesi temel itirazları yanıtsız bırakarak karar veremez.
- Yargı mercileri kararlarında tatmin edici gerekçe sunmak zorundadır.
Anayasa Mahkemesinin bu kararı, iş hukuku uyuşmazlıklarında adil yargılanma hakkının en önemli güvencelerinden biri olan gerekçeli karar hakkının sınırlarını ve mahkemelerin bu konudaki yükümlülüklerini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Karar, özellikle işe iade davalarında feshin geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığı incelenirken, işçinin uyuşmazlığın esasına doğrudan etki edecek savunmalarının derece mahkemelerince dikkate alınmasının anayasal bir zorunluluk olduğunu vurgulamaktadır. Yargılama makamları her iddiaya uzun uzadıya yanıt vermek zorunda olmasalar da, davanın kaderini belirleyecek nitelikteki esaslı argümanları göz ardı edemezler.
Uygulamadaki emsal etkisi ve önemi bakımından bu karar, istinaf mahkemelerinin ilk derece mahkemesi kararlarını kaldırırken daha titiz bir inceleme yapmaları gerektiğine işaret etmektedir. İşveren tarafından sağlık sorunları bahane edilerek yapılan fesihlerde, işçinin "aynı durumdaki başka işçilere daha hafif işler verildiği" yönündeki eşitlik ilkesine ve "feshin son çare olması" kuralına dayanan iddiaları, yargılamanın tam merkezinde yer almaktadır. Bu iddiaların somut tanık beyanlarıyla desteklenmesine rağmen istinaf mercii tarafından tamamen görmezden gelinmesi, yargılamanın hakkaniyetini temelden sarsmaktadır. Bu karar, işe iade davalarında istinaf incelemesinin şekli bir denetimden ibaret olamayacağını, adalet duygusunu tatmin edecek somut gerekçelere dayanması gerektiğini bir kez daha tescil etmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, engelli kadrosunda çalışan bir işçi ile işveren Hava Alanları Yer Hizmetleri A.Ş. Arasında yaşanmaktadır. Başvurucu, 2009 yılından bu yana bagaj etiketleme ve yerleştirme gibi fiziksel zorluk içeren işlerde çalışırken, yürüme zorluğu çekmesi nedeniyle daha hafif bir işte çalıştırılması veya mesai saatlerinin düzenlenmesi amacıyla hastaneden sağlık kurulu raporu almıştır. Bu raporu işverene sunarak çalışma koşullarının iyileştirilmesini talep etmiştir.
Ancak işveren, çalışma alanının ağır ve tehlikeli iş kolu olduğunu, başvurucuyu çalıştırabilecekleri daha hafif bir pozisyon bulunmadığını ileri sürerek iş sözleşmesini tek taraflı olarak feshetmiştir. Başvurucu, işverenin kendisiyle aynı durumda olan başka işçilere daha hafif işler verdiğini, feshin son çare olması kuralına uyulmadığını ve hastalığının haksız yere bahane edildiğini belirterek işe iade davası açmıştır. İlk derece mahkemesi işçiyi haklı bularak işe iadesine karar vermiş, ancak istinaf mahkemesi bu kararı kaldırarak davayı kesin olarak reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucu, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa'nın 36. maddesi ve Anayasa'nın 141. maddesi kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ile gerekçeli karar hakkı ilkelerine dayanmıştır. İlgili anayasal kurallara göre, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması zorunludur. Mahkemeler, yargılamada ileri sürülen her türlü iddiaya ayrıntılı yanıt vermek zorunda olmasalar da, uyuşmazlığın çözümünde temel rol oynayan, davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddia ve savunmalara makul ve tatmin edici bir gerekçeyle yanıt vermekle yükümlüdür.
İş hukuku disiplininde, işçinin sağlık sorunları nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilmesi gündeme geldiğinde, 4857 sayılı İş Kanunu hükümleri ve yerleşik Yargıtay içtihatları devreye girmektedir. İş hukukunun evrensel ve temel prensiplerinden biri olan "feshin son çare olması (ultima ratio)" ilkesi gereğince, işveren, işçinin iş sözleşmesini feshetmeden önce onu çalıştırabileceği alternatif yolları ve pozisyonları aramakla mükelleftir.
Eğer işçinin mevcut sağlık durumu asıl işini yapmaya elverişli değilse, işverenin organizasyon yapısı içinde ona uygun daha hafif bir iş bulunup bulunmadığı titizlikle incelenmeli ve varsa işçi bu bölümlerde değerlendirilmelidir. Bu ilkenin göz ardı edilmesi, feshi geçersiz kılar. Derece mahkemeleri, fesih uyuşmazlıklarında bu ilkeye uyulup uyulmadığına yönelik işçi tarafından ileri sürülen delilleri ve argümanları hukuki bir süzgeçten geçirmek, ulaştıkları sonucu ise gerekçeli kararlarında şeffaf bir biçimde göstermek zorundadırlar.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda derece mahkemelerinin yargılama sürecini ve karar gerekçelerini derinlemesine inceleyerek oldukça önemli tespitlerde bulunmuştur. İlk derece mahkemesi olan Kayseri 2. İş Mahkemesi, başvurucunun açtığı işe iade davasını kabul ederken, başvurucu ile aynı işyerinde çalışan bir tanığın beyanlarını temel dayanak yapmıştır. Söz konusu tanık ifadesinde, kendisinin de ağır işlerde çalışamaz raporu olduğunu ancak işverenin kendisine yolcu yönlendirme gibi daha hafif görevler verdiğini, başvurucunun ise çay servisi, kıyafet dağıtımı veya uçak temizliği gibi farklı alanlarda kolaylıkla çalıştırılabileceğini açıkça dile getirmiştir. İlk derece mahkemesi bu somut durum karşısında işverenin, feshin son çare olması ilkesine riayet etmediğini ve başvurucuya uygun farklı bir birim bulma yükümlülüğünü yerine getirmediğini belirlemiştir.
Ancak, işverenin istinaf başvurusu üzerine dosyayı inceleyen Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, ilk derece mahkemesinin bu hukuki kabulünü kaldırarak davayı kesin olarak reddetmiştir. İstinaf mahkemesi bu ret kararını verirken sadece başvurucunun sağlık kurulu raporuna odaklanmış, işçinin "diğer engelli çalışanlara daha hafif işler verildiği ve feshin son çare olarak uygulanmadığı" yönündeki en temel ve esasa etkili iddiasını hiçbir şekilde incelememiştir. Anayasa Mahkemesi, istinaf merciinin bu sessiz ve eksik yaklaşımını anayasal güvencelere aykırı bulmuştur.
Yargı makamları, kendilerine sunulan tüm detay iddialara tek tek cevap vermekle yükümlü olmasalar da, davanın kaderini doğrudan tayin edecek nitelikteki savunma ve itirazları hukuki bir değerlendirmeye tabi tutmak zorundadırlar. İstinaf mahkemesinin, başvurucunun uyuşmazlığın sonucuna etki edecek ağırlıktaki argümanlarını konu ile ilgili ve yeterli bir gerekçeyle karşılamaması, adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan gerekçeli karar hakkını ihlal etmiştir. Bu ihlal nedeniyle dosyanın, anayasal güvencelere uygun yeni bir karar verilmesi amacıyla yeniden incelenmesi zorunluluğu doğmuştur.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılması için başvuruyu kabul etmiştir.