Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Gülhan İnal Yaran Kararı 2019/36152 B.

Anayasa Mahkemesi Gülhan İnal Yaran Kararı 2019/36152 B.

Bu karar, özel hukuk iş ilişkileri kapsamında işçi ile işveren arasındaki uyuşmazlıklarda devletin pozitif yükümlülüklerinin sınırlarını çizmesi bakımından büyük bir öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, iş sözleşmesinin feshinin haklı veya geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığına yönelik derece mahkemelerince yapılan zorlu değerlendirmeleri özel hayata saygı hakkı bağlamında ayrıntılı şekilde ele almıştır. Karar, işverenin kamu kurumu niteliğinde veya ülke ekonomisi için kritik öneme sahip bir anonim şirket olduğu hâllerde, çalışanlardan duyulan ciddi ve objektif şüphenin taraflar arasındaki güven ilişkisini temelden sarsabileceğini çok net bir biçimde ortaya koymaktadır.
search

Anayasa Mahkemesi
Gülhan İnal Yaran Kararı 2019/36152 B.

6 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 2. Bölüm
Başvuru No 2019/36152
Karar Tarihi 30.10.2024
Taraf Gülhan İnal Yaran
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
Öne Çıkan Hükümler
İşverenin makul şüphesi iş akdinin feshini haklılaştırabilir.
Özel hukuk uyuşmazlıklarında devletin pozitif yükümlülükleri denetlenir.
İşçi ve işveren arasındaki çatışan çıkarlar dengelenmelidir.
Güven ilişkisinin sarsılması işin devamını imkânsız kılabilir.

Bu karar, özel hukuk iş ilişkileri kapsamında işçi ile işveren arasındaki uyuşmazlıklarda devletin pozitif yükümlülüklerinin sınırlarını çizmesi bakımından büyük bir öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, iş sözleşmesinin feshinin haklı veya geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığına yönelik derece mahkemelerince yapılan zorlu değerlendirmeleri özel hayata saygı hakkı bağlamında ayrıntılı şekilde ele almıştır. Karar, işverenin kamu kurumu niteliğinde veya ülke ekonomisi için kritik öneme sahip bir anonim şirket olduğu hâllerde, çalışanlardan duyulan ciddi ve objektif şüphenin taraflar arasındaki güven ilişkisini temelden sarsabileceğini çok net bir biçimde ortaya koymaktadır.

Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu yargısal metin, işverenin çalışan hakkında sonradan ortaya çıkan geçmişe dönük fiil veya iltisak şüphelerini iş sözleşmesinin feshine geçerli dayanak yapabileceğini ve bunun özel hayata saygı hakkını tek başına ihlal etmeyeceğini göstermektedir. Bilhassa olağanüstü dönemlerin sonrasında veya millî güvenliği doğrudan ilgilendiren adli soruşturmalarda, kişi hakkında ceza davası açılmamış veya takipsizlik kararı verilmiş olsa dahi, işverenin organizasyonel güvenliği sağlama konusundaki takdir yetkisinin geniş yorumlanabileceği güçlü bir şekilde vurgulanmıştır. Uygulamada iş mahkemelerinin, çalışanın mesleki hayatına yönelen müdahalelerin orantılılığını denetlerken, çalışanın fiilen başka bir işte çalışma imkânının kısıtlanıp kısıtlanmadığını dikkate almaları gerektiği bir içtihat prensibi olarak sağlamlaşmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, Borsa İstanbul A.Ş. Bünyesinde bölüm sekreteri olarak çalışan bir işçinin, hizmetlerine ihtiyaç duyulmadığı gerekçesiyle iş sözleşmesinin feshedilmesi üzerine işverene karşı açtığı işe iade davasından kaynaklanmaktadır. Başvurucu, fesih sebebinin kendisine açıkça bildirilmediğini, feshin geçersiz olduğunu ve gerçek sebebinin sonradan değiştirilemeyeceğini belirterek işe iadesini talep etmiştir. İşveren taraf ise olağanüstü koşullar altında çalışanın hizmetlerine duyulan ihtiyacın ortadan kalktığını savunmuştur. Yargılama sürecinde mahkemeler, başvurucu hakkında sonradan yürütülen ancak takipsizlikle sonuçlanan bir ceza soruşturmasındaki geçmişe dönük bilgileri (FETÖ/PDY ile ilişkili yurtlarda kalması ve müzahir üniversitede eğitim görmesi vb.) temel alarak taraflar arasındaki güven ilişkisinin telafi edilemez biçimde bozulduğuna kanaat getirmiş ve işe iade talebini reddetmiştir. Başvurucu, bu durumun masumiyet karinesini, eşitlik ilkesini ve özel hayata saygı hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.20 kapsamında düzenlenen özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını esas almıştır. Ayrıca uyuşmazlığın, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu çerçevesinde kurulmuş, genel hükümlere ve özel hukuk kurallarına tabi bir anonim şirket olan Borsa İstanbul A.Ş. İle çalışanı arasında geçmesi sebebiyle konu, devletin pozitif yükümlülükleri doktrini etrafında ayrıntılı şekilde şekillenmiştir.

Özel hukuk kişileri arasındaki uyuşmazlıklarda devletin temel pozitif yükümlülüğü; yargısal ve yasal altyapının adil yargılanma gereklerine uygun biçimde oluşturulmasını, işçi ve işveren arasındaki karşılıklı menfaat çatışmalarının nesnel ölçütlerle dengelenmesini ve anayasal güvencelerin yargılamalarda titizlikle gözetilmesini mutlak surette zorunlu kılar. İş sözleşmesinin feshini konu alan hukuki ihtilaflarda derece mahkemelerinin, işverenin aldığı fesih kararının meşru bir amaca dayanıp dayanmadığını ve bu müdahalenin çalışanın hakları bağlamında ölçülü olup olmadığını denetlemesi gerekmektedir.

Özellikle işçi ile işveren arasındaki karşılıklı "güven ilişkisi"nin bozulması veya sarsılması, özel sektör bağlamında işverenin sözleşmeyi tek taraflı olarak feshetmesi için geçerli bir hukuki neden olarak kabul edilmektedir. İlgili yerleşik içtihat prensipleri uyarınca, hakkında adli makamlarca takipsizlik kararı verilmiş olsa dahi bir çalışan hakkında elde edilen ciddi, güçlü ve objektif şüpheler, ülke ekonomisi veya güvenliği için kritik öneme sahip kurumlarda o çalışanın istihdama uygunluğunu ortadan kaldırabilir. Bu tür spesifik durumlarda işverenin yönetim hakkından kaynaklanan takdir yetkisi geniş kabul edilmekle birlikte, işçiye mesleğini diğer yerlerde icra etmesini engelleyecek düzeyde genel kısıtlamalar getirilip getirilmediği, müdahalenin ölçülülüğünün saptanmasında en kritik yargısal kriter olarak değerlendirilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı kapsamlı bir şekilde incelerken öncelikle başvurucunun mesleki hayatına yönelik işten çıkarma şeklindeki müdahalenin, kişinin özel hayatını ciddi düzeyde ve doğrudan etkilediğini saptamış, bu nedenle de bireysel başvuruyu devletin pozitif yükümlülükleri bağlamında ele almayı uygun bulmuştur. Olayın gelişiminde, başvurucunun iş sözleşmesi en başta yalnızca hizmetlerine ihtiyaç duyulmaması gerekçesiyle feshedilmiştir. Ancak daha sonra yargı mercilerinde açılan işe iade davasında, başvurucu hakkında FETÖ/PDY ile iltisak şüphesine dayanan ve nihayetinde kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla (takipsizlik) sonuçlanan bir ceza soruşturması dosyasındaki hukuki ve fiilî deliller dikkate alınmıştır.

Derece mahkemeleri; verilen takipsizlik kararında yer alan, başvurucunun anılan örgütle bağlantılı yurtlarda geçmişte kalması, o yapılarda sigortalı çalışması ve örgütle ilişkili bir üniversitede yüksek lisans yapması gibi geçmişe dönük olguların, Borsa İstanbul gibi doğrudan ülke ekonomisi için son derece kritik öneme sahip bir kurum açısından makul, ciddi ve güçlü bir şüphe doğurduğuna hukuken karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin sergilediği bu yaklaşımı detaylıca değerlendirerek, taraflar arasındaki güven ilişkisinin ağır biçimde zedelendiğine ve iş sözleşmesinin sürdürülmesinin artık işverenden beklenemeyeceğine yönelik yapılan tespitlerin herhangi bir keyfîlik içermediği kanaatine varmıştır.

İşverenin takdir yetkisinin yasal sınırlarının aşılmadığına hükmedilirken, çalışana yapılan müdahalenin ölçülülüğü de ayrıca tartışılmıştır. Başvurucunun iş akdinin feshinden sonra genel olarak özel sektörde başka bir işte çalışmasını engelleyecek ilave, harici bir kısıtlamaya veya idari yaptırıma tabi tutulmaması, başvurucuya yüklenen bu fedakârlığın temel haklar bağlamında orantılı bulunduğunu açıkça göstermiştir. Yargılama sürecinin bütününde usule ilişkin anayasal güvencelerin tam anlamıyla sağlandığı, başvurucunun iddia ve delillerini mahkemeler önünde serbestçe ileri sürme imkânı bulduğu, işçi ve işverenin birbiriyle çatışan menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulduğu saptanmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Hakkımda takipsizlik kararı varken işveren beni işten çıkarabilir mi? expand_more
Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre hakkınızda ceza davası açılmamış veya takipsizlik kararı verilmiş olması, işverenin fesih hakkını mutlak surette ortadan kaldırmaz. İşveren, hakkınızda elde edilen ciddi ve objektif şüphelere dayanarak aranızdaki güven ilişkisinin temelden sarsıldığını kanıtlarsa, iş sözleşmenizi tek taraflı olarak feshedebilir.
Geçmişte örgüt yurdunda kalmam işten atılmam için geçerli sebep midir? expand_more
Çalıştığınız kurumun niteliğine göre bu durum geçerli bir sebep teşkil edebilir. Ülke ekonomisi veya güvenliği için kritik öneme sahip kurumlarda çalışıyorsanız, geçmişte bu tür yurtlarda kalmanız, çalışmanız veya ilişkili kurumlarda eğitim almanız, işveren nezdinde makul ve güçlü bir şüphe oluşturarak istihdama uygunluğunuzu ortadan kaldırabilmektedir.
İşveren mahkemede işten çıkarma sebebini sonradan değiştirebilir mi? expand_more
Fesih gerekçesinin sonradan ortaya çıkan ciddi delillerle mahkemede desteklenmesi mümkündür. İlgili emsal kararda, işverenin başlangıçta "hizmete ihtiyaç duyulmaması" gerekçesiyle yaptığı feshin, dava sürecinde dosyaya giren adli soruşturma evraklarındaki geçmişe dönük fiil ve şüphelerle haklılaştırılabileceği yüksek mahkemece hukuka uygun bulunmuştur.
İşten bu şüphelerle atılmam özel hayatıma müdahale sayılmaz mı? expand_more
İş mahkemeleri ve Anayasa Mahkemesi bu tür müdahalelerde öncelikle "ölçülülük" kriterini inceler. İşten çıkarıldıktan sonra fiilen özel sektörde başka bir işte çalışmanızı tamamen engelleyecek ilave bir kısıtlamaya veya idari yaptırıma maruz kalmadıysanız, bu fesih işlemi tek başına özel hayata saygı hakkının ihlali olarak değerlendirilmemektedir.
star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir