Anasayfa Karar Bülteni AYM | Mehmet Emin Akgün | BN. 2020/31479

Karar Bülteni

AYM Mehmet Emin Akgün BN. 2020/31479

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2020/31479
Karar Tarihi 11.12.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Olmadığı
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kolluk görevlilerinin güç kullanımı orantılı olmalıdır.
  • Sağlık raporları kolluk tutanaklarıyla uyumlu olmalıdır.
  • Etkili soruşturma için derhâl harekete geçilmelidir.
  • Soyut iddialar kötü muamele ihlali sayılmaz.

Bu karar, yakalama ve arama işlemleri sırasında kolluk kuvvetlerinin güç kullanma yetkisinin sınırlarını ve bu tür iddialar üzerine yürütülen ceza soruşturmalarının etkililiğini anayasal düzeyde ele almaktadır. Anayasa Mahkemesi, kolluk kuvvetlerinin görevlerini ifa ederken direnişle karşılaşması durumunda orantılı güç kullanmasının hukuka uygun olduğunu ve kişinin maruz kaldığını iddia ettiği fiziksel şiddet bulgularının, bu direnişi kırmak amacıyla kullanılan zorunlu ve orantılı güçle uyumlu olabileceğini hukuken tespit etmiştir. Aynı zamanda, kötü muamele iddialarına yönelik savcılık soruşturmalarının, olayın tüm boyutlarını aydınlatacak temel adımları atması hâlinde etkili kabul edileceği vurgulanmıştır.

Benzer davalar açısından bu karar, kolluk görevlilerinin zor kullanma yetkisi ile kötü muamele yasağı arasındaki ince çizgiyi belirleyen önemli bir emsal teşkil etmektedir. Karar, uygulamada sıklıkla karşılaşılan yakalama anındaki direniş vakalarında, salt adli raporda yer alan basit tıbbi müdahale ile giderilebilir yaralanmaların tek başına kötü muamele yasağının ihlali anlamına gelmeyeceğini netleştirmektedir. Ayrıca, soruşturma makamlarının kötü muamele iddialarını incelerken somut tutanaklar, tıbbi raporlar ve tanık beyanlarını bir bütün olarak değerlendirmesinin hukuki güvenlik açısından taşıdığı önem uygulayıcılara bir kez daha hatırlatılmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, hakkında yürütülen bir soruşturma kapsamında evine yapılan polis baskını ve arama sırasında kendisine fiziksel şiddet uygulandığını iddia ederek kolluk görevlilerinden şikâyetçi olmuştur. Olay günü polis memurları, kapının açılmaması üzerine kapıyı kırarak içeri girmiş ve başvurucunun da aralarında bulunduğu kişilerin direnerek silahları almaya çalışması üzerine zor kullanmıştır. Başvurucu; yere yatırılıp darbedildiğini, kendisine şok cihazı ile elektrik verildiğini ve köpekle saldırıldığını öne sürmüştür.

Avukatı aracılığıyla savcılığa başvuran kişi, polisler hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesini, kamera kayıtlarının incelenmesini ve tam teşekküllü bir hastaneden yeniden sağlık raporu alınmasını talep etmiştir. Savcılık tarafından başlatılan soruşturma sonucunda, iddiaların soyut olduğu ve yaralanmaların direniş sırasında meydana gelebilecek nitelikte olduğu belirtilerek takipsizlik kararı verilmiştir. Başvurucu, bu karara yaptığı itirazın reddedilmesi üzerine kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.17 hükmünde düzenlenen maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile kötü muamele yasağını merkeze almıştır. Anayasa'nın bu maddesine göre, kimseye işkence ve eziyet yapılamaz, kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.

Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, kötü muamele yasağının ihlal edildiğinden söz edilebilmesi için uygulanan muamelenin asgari bir ağırlık derecesine ulaşması gerekmektedir. Güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin, tutumu nedeniyle kendisine karşı güç kullanılması kesin olarak gerekli olmayan bir kişiye karşı fiziksel güce başvurmaları ilke olarak hak ihlali sayılır. Ancak kişinin direnmesi veya saldırısı gibi kesin olarak güç kullanılmasının zorunlu olduğu hâllerde, kullanılan gücün aşırıya kaçmaması ve kişinin eylemiyle orantılı olması şarttır.

Somut olayda, kolluk kuvvetlerinin zor kullanma yetkisinin sınırları 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu m.16 çerçevesinde de değerlendirilmiştir. Bu kurala göre polis, görevini yaparken direnişle karşılaşması hâlinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir. Ayrıca, kötü muamele iddialarına ilişkin usul yükümlülüğü bağlamında devletin, bu tür olayları aydınlatmak ve sorumluları tespit etmek amacıyla derhâl, bağımsız, tarafsız ve etkili bir ceza soruşturması yürütmesi gerektiği prensibi temel kural olarak benimsenmiştir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı değerlendirirken öncelikle polis tutanağını, alınan sağlık raporlarını ve başvurucunun iddialarını incelemiştir. Olay günü düzenlenen tutanakta, polis memurlarının eve girdiği sırada başvurucunun da dâhil olduğu kişilerin memurların silahlarını almaya çalıştığı ve direndiği, bu nedenle kademeli olarak güç kullanıldığı açıkça belirtilmiştir. Başvurucunun da imzaladığı bu tutanağa karşı herhangi bir baskı altında imza atıldığına dair bir itiraz öne sürülmemiştir.

Başvurucunun vücudundaki izlerin, polislerin şok cihazı kullanması, köpekle saldırması veya üzerinde zıplaması gibi ağır işkence iddialarını doğrulayacak ciddiyette olmadığı adli raporlarla sabit görülmüştür. Alınan birden fazla raporda, başvurucunun vücudundaki basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikteki çizik ve kızarıklıkların, polis memurlarına gösterilen fiziki direncin kırılması sırasında oluşan orantılı güç kullanımı neticesinde meydana geldiği değerlendirilmiştir. Bu nedenle maddi boyut itibarıyla kötü muamele yasağının ihlal edilmediği kanaatine varılmıştır.

Usul boyutu yönünden yapılan incelemede ise, savcılığın şikâyet üzerine derhâl soruşturma başlattığı, nezarethane kamera kayıtlarının bilirkişi aracılığıyla incelendiği ve başvurucunun farklı bir hastaneden yeniden rapor almasının sağlandığı tespit edilmiştir. Yeniden alınan rapordaki bulguların da ilk raporla aynı olduğu ve iddia edilen ağır darp fiillerini desteklemediği görülmüştür. Savcılığın, olaya karışan polislerin ifadelerini almamış olması bir eksiklik olarak nitelendirilmiş olsa da bu durumun olayın gerçekleşme koşullarının tespit edilmesine engel olmadığı vurgulanmıştır. Savcılığın, kolluk tutanağı ve uyumlu sağlık raporları doğrultusunda kullanılan gücün gerekli ve orantılı olduğu yönündeki tespitinin hukuka uygun olduğu saptanmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: