Anasayfa Karar Bülteni AYM | Merve Berrin Bostan | BN. 2020/39725

Karar Bülteni

AYM Merve Berrin Bostan BN. 2020/39725

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2020/39725
Karar Tarihi 11.12.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Temyizde duruşma yapılması mahkemenin takdirindedir.
  • Sözlü yargılanma hakkı mutlak bir hak değildir.
  • Her ceza davasında temyiz duruşması zorunlu değildir.
  • Yargılamanın bütününün hakkaniyeti esas alınarak değerlendirilir.

Bu karar, ceza yargılamalarının temyiz aşamasında sanıkların veya müdafilerinin duruşmalı inceleme taleplerinin karşılanmamasının, tek başına ve otomatik olarak adil yargılanma hakkının bir unsuru olan sözlü yargılanma hakkının ihlali anlamına gelmeyeceğini hukuki bir netlikle ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, ilk derece mahkemesinde yargılamanın çelişmeli olarak yürütüldüğü, sanığa iddia ve delillerini sunma, tanıkları dinleme ve aleyhindeki beyanları çürütme hususunda yeterli ve etkili bir fırsat verildiği durumlarda, kanun yolu mercilerinin incelemelerini dosya üzerinden tamamlamasını hukuka uygun bulmaktadır. Yüksek Mahkeme, temyiz mercilerinin usul kanunlarının kendilerine tanıdığı takdir yetkisi sınırları içinde kalarak duruşma açmama yönünde tasarrufta bulunabilmelerine onay vermektedir.

Benzer ceza davalarındaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu karar, Yargıtay dairelerinin duruşmalı inceleme yapma konusundaki yasal takdir yetkisinin anayasal sınırlarını pekiştirmekte ve kanun yolu incelemelerinin doğasını açıklamaktadır. Uygulamada tarafların üst derece mahkemelerinden sıklıkla bekledikleri sözlü savunma hakkının, ancak ilk derece mahkemesindeki eksiklikleri giderecek veya davanın sonucunu değiştirecek nitelikte yeni olguların tartışılmasını gerektiren istisnai hâllerde zorunlu olabileceği vurgulanmaktadır. Karar, kanun yolu mahkemelerinin iş yükünün makul sınırlar içinde tutulması ile sanığın adil yargılanma hakkı arasında hassas ve adil bir denge kurarak, usul ekonomisi ve iyi adalet yönetimi ilkelerine de önemli bir katkı sunmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Merve Berrin Bostan, ağır ceza mahkemesinde kasten öldürmeye yardım etme suçundan yargılanmış ve yapılan yargılama sonucunda beş kez on beş yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Bu ağır mahkûmiyet kararına karşı avukatı aracılığıyla temyiz kanun yoluna başvuran başvurucu, kanun yolu incelemesinin Yargıtay huzurunda duruşmalı olarak yapılmasını talep etmiştir.

Ancak dosyayı inceleyen Yargıtay ilgili ceza dairesi, aynı dosya kapsamında yargılanan bir başka sanık yönünden duruşma açarak inceleme yapmasına rağmen, başvurucunun bu yöndeki talebini işleme almamış ve dosyayı başvurucu açısından duruşmasız olarak, evrak üzerinden inceleyerek cezayı onamıştır. Başvurucu, temyiz aşamasında sözlü savunma yapma ve duruşma açılması talebinin herhangi bir gerekçe gösterilmeden değerlendirme dışı bırakılması nedeniyle kendisini tam anlamıyla ifade edemediğini, bu durumun savunma ve adil yargılanma haklarını zedelediğini ileri sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ile 141. maddesinde yer alan yargılamanın kamuya açık ve duruşmalı yapılması ilkelerine dayanmaktadır. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan sözlü yargılanma ilkesi gereğince bireyler; yargı mercileri önünde davalarını sözlü olarak dile getirme, savunma yapma, aleyhlerindeki ifadelere cevap verme ve tanıkları sorgulatma imkânına sahip olmalıdır.

Ancak yerleşik içtihat prensipleri doğrultusunda duruşma yapma yükümlülüğü mutlak bir zorunluluk teşkil etmez. Adil yargılanma hakkının güvenceleri, ceza hukukunun çekirdeğini oluşturan ağır suçlarda daha katı bir biçimde uygulanması gerekse de, kanun yolu incelemelerinde bu zorunluluk, davanın niteliğine ve yasal düzenlemelere göre esnetilebilmektedir. Temyiz incelemesinde uygulanacak usul kuralları, ilgili kararların verildiği döneme göre mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu m.318 veya güncel mevzuat olan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.299 çerçevesinde şekillenmektedir.

Her iki temel kanuni düzenlemede de temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılıp yapılmaması hususunda Yargıtaya açık bir takdir yetkisi tanınmıştır. Özellikle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.299 uyarınca, on yıl veya daha fazla hapis cezalarına ilişkin hükümlerde Yargıtayın uygun görmesi hâlinde incelemeyi duruşma yoluyla yapabileceği kurala bağlanmıştır. Yargıtayın yasadan kaynaklanan bu takdir yetkisini kullanırken duruşma açmamayı tercih etmesi, tek başına ve otomatik olarak adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurmamaktadır. İhlal tespiti yapılabilmesi için yargılamanın bütününün hakkaniyetine bakılması esastır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun temyiz aşamasında duruşmalı inceleme yapılmamasına yönelik şikâyetini, yargılama sürecinin tamamını kapsayacak şekilde bütüncül bir değerlendirmeye tabi tutmuştur. Dosya kapsamındaki verilere göre başvurucu, ilk derece mahkemesindeki bozma öncesi ve bozma sonrası yapılan toplam on üç celsede duruşmalı olarak yargılanmıştır. Bu uzun yargılama sürecinde başvurucu, iddialarını dile getirebilecek, aleyhindeki delilleri tartışabilecek ve kapsamlı bir şekilde savunma yapabilecek çok sayıda fırsat yakalamıştır.

Başvurucu ve müdafii, yasal süresi içinde temyiz kanun yoluna başvurmak üzere süre tutum dilekçesi vermiş, ardından gerekçeli kararın tebliğ edilmesiyle birlikte ayrıntılı gerekçeli temyiz dilekçesini mahkemeye ibraz etmiştir. Daha sonra UYAP sistemi üzerinden gönderilen ek bir dilekçeyle duruşmalı inceleme talebinde bulunulmuştur. Temyiz incelemesini yapan Yargıtay ilgili ceza dairesi, dosyayı incelerken bir başka sanık yönünden duruşma açmış ancak başvurucunun talebini değerlendirmeyerek incelemeyi başvurucu açısından dosya üzerinden duruşmasız olarak tamamlamıştır.

Yüksek Mahkeme incelemesinde, başvurucunun temyiz aşamasında yeniden duruşma açılmasını gerektirecek nitelikte, olayın seyrini ve hukuki nitelemeyi değiştirecek mahiyette yeni veya değişen bir koşul öne sürmediğini, bireysel başvuru formunda da genel itibarıyla ilk derece mahkemesindeki savunmalarını tekrar etmekle yetindiğini tespit etmiştir. Başvurucunun kendisine iddialarını yazılı olarak sunma ve aleyhindeki delillere itiraz etme imkânı tanınmadığına ya da bu hakkının zorlaştırıldığına dair herhangi bir somut iddiası da bulunmamaktadır. Başvurucu, temyizde duruşma açılmamasının kendisini iddia ve savunmalarını sunma noktasında ne şekilde dezavantajlı duruma düşürdüğü hususunda tatmin edici ve yeterli bir açıklama yapamamıştır. Temyiz merciinin, usul kanunlarının kendisine tanıdığı takdir yetkisi sınırları içinde kalarak duruşmalı inceleme talebini değerlendirmemiş olması, yargılamanın bütününe bakıldığında hakkaniyeti zedeleyen bir unsur olarak nitelendirilmemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, sözlü yargılanma hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: