Karar Bülteni
AYM S.A. BN. 2021/2240
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/2240 |
| Karar Tarihi | 02.05.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kolluğun güç kullanımı kesin bir zorunluluğa dayanmalıdır.
- Güç kullanımı kişinin tutumuyla orantılı ve ölçülü olmalıdır.
- Kötü muamele iddialarında etkili ceza soruşturması yürütülmesi zorunludur.
- Gözaltı kararı yokken zorla araca bindirme hukuka aykırıdır.
Bu karar hukuken, kolluk kuvvetlerinin zor kullanma yetkisinin sınırlarını çok net bir şekilde çizmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Herhangi bir savcılık kararı veya hukuki zorunluluk bulunmadığı hâlde vatandaşların zor kullanılarak polis aracına bindirilmesi, anayasal güvence altındaki maddi ve manevi bütünlüğe açık bir saldırı olarak nitelendirilmiştir. Karar, devletin sadece doğrudan fiziksel şiddet uygulamama (negatif yükümlülük) prensibini değil, aynı zamanda bu tür iddiaları derinlemesine, tarafsız ve objektif bir şekilde soruşturma yükümlülüğünü de vurgulamaktadır. Soruşturma makamlarının yalnızca kolluk tutanaklarını esas alıp bağımsız delilleri görmezden gelerek dosyaları kapatamayacağı açıkça ortaya konulmuştur.
Benzer davalardaki emsal etkisine bakıldığında bu karar, özellikle trafik çevirmeleri veya rutin kimlik kontrolleri sırasında yaşanan sivil-kolluk gerginliklerinde kolluğun yetkisini aşan keyfî eylemlerine karşı önemli bir yargısal güvence oluşturmaktadır. Savcılıkların, bilirkişi raporları ve kamera kaydı çözümleri gibi somut delilleri göz ardı ederek yalnızca polisin tutanaklarına dayalı "pasif direniş" gerekçesiyle takipsizlik kararları vermesinin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda, kamu görevlilerinin orantısız güç kullanımının cezasız kalmaması ve mağdurların hak arama hürriyetinin etkin bir şekilde korunması adına güçlü bir içtihat niteliği taşımaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, trafikte durdurulan bir avukat olan başvurucunun polis memurları tarafından darbedilmesi ve sonrasında polisler hakkında açılan soruşturmanın takipsizlikle sonuçlanması etrafında şekillenmektedir. Olay günü aracıyla seyir hâlindeyken trafik polislerince durdurulan başvurucu, avukatlık kimliğini ibraz etmesine rağmen polislerin ısrarcı ve saygısız tutumuyla karşılaşmış, alkolmetreye üfleme konusunda tartışma yaşanmıştır. Başvurucu sonrasında alkolmetreye üflemiş ve yasal sınırın altında alkollü olduğu tespit edilmiştir.
Ancak olay yerinden ayrılmak isterken çağrılan takviye polis ekiplerince yere yatırılmış, darbedilmiş ve ters kelepçe takılarak zorla ekip aracına bindirilmiştir. Başvurucu, olay sonrasında basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde yaralandığına dair sağlık raporu alarak polis memurlarından şikâyetçi olmuştur. Başsavcılık ise polislerin eylemini zor kullanma yetkisi kapsamında değerlendirerek kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Bunun üzerine başvurucu, kötü muamele yasağının ve haksız yakalama nedeniyle kişi hürriyeti hakkının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.17 hükmünde düzenlenen kişinin dokunulmazlığı ile maddi ve manevi varlığını koruma hakkına dayanmıştır. İlgili kural, kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağını, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamayacağını mutlak bir şekilde yasaklamaktadır. Devletin bu kapsamdaki negatif yükümlülüğü, kolluk görevlilerinin zorunlu olmayan durumlarda vatandaşlara karşı kesinlikle fiziksel güç kullanmamasını emreder.
İlgili yerleşik içtihatlar uyarınca, yetkili kamu görevlilerinin zor kullanma yetkisi sınırsız değildir. Kişinin kendi tutumu nedeniyle güç kullanılması kesin olarak hukuki bir zorunluluk teşkil etmiyorsa, en ufak bir fiziksel müdahale dahi kötü muamele yasağının ihlali anlamına gelir. Güç kullanımının zorunlu olduğu ve yasal şartların oluştuğu yakalama veya direnme gibi meşru durumlarda bile bu güç, aşırıya kaçmadan ve salt amaca ulaşmakla sınırlı olarak orantılı bir şekilde uygulanmalıdır.
Diğer yandan, kötü muamele iddialarında devletin pozitif yükümlülüğü devreye girmektedir. Bu pozitif yükümlülük, kolluk şiddetine dair savunulabilir iddiaların ciddiyetle ele alınmasını ve derhâl resen etkili bir ceza soruşturması başlatılmasını şart koşar. Yürütülecek olan ceza soruşturması; bağımsız olmalı, mağdurun sürece katılımına imkân tanımalı, olay yerindeki tüm delilleri ve kamera/ses kayıtlarını özenle incelemeli, makul bir özen ve süratle sonuçlandırılmalıdır. Savcılıkların yüzeysel incelemelerle veya kolluk görevlilerini koruma refleksi uyandıracak şekilde aceleci takipsizlik kararları vermesi, temel hak ve özgürlüklerin usul boyutunun açık bir ihlali olarak kabul edilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda öncelikle kolluk görevlilerince uygulanan gücün yasal sınırlarını ve gerekliliğini irdelemiştir. Savcılığın verdiği kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda, başvurucunun pasif direniş gösterdiği ve bu nedenle polisin zor kullanma yetkisine başvurduğu iddia edilmiştir. Ancak Mahkeme, başvurucu hakkında savcılık tarafından verilmiş yasal bir gözaltı kararı olmadığını, rutin bir trafik denetiminde sadece idari bir işlem yapılacakken başvurucunun hangi meşru amaçla ve neden zorla polis aracına bindirilmeye çalışıldığının soruşturma mercilerince hiçbir şekilde açıklanmadığını saptamıştır.
Soruşturma sürecinde elde edilen bilirkişi raporlarına göre, polis memurlarının başvurucuya çelme takarak yere düşürdüğü ve kelepçeledikten sonra "Nasıl vurdum kelepçeyi?" şeklinde tahrik edici ifadeler kullandığı sabittir. Anayasa Mahkemesi, savcılık kararında bu kritik objektif delillerin ve polis memurunun sözlerinin hiç tartışılmadığını, dolayısıyla başvurucuya uygulanan şiddetin kesin bir hukuki zorunluluktan kaynaklandığının kamu makamlarınca ispatlanamadığını vurgulamıştır. Orantısız bir şekilde gerçekleştirilen bu güç kullanımı, olay bir bütün olarak değerlendirildiğinde insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele eşiğine ulaşmıştır.
Usul boyutu açısından yapılan incelemede ise, yürütülen soruşturmanın etkililik kriterlerinden tamamen uzak olduğu tespit edilmiştir. Savcılığın, başvurucunun zorla polis aracına bindirilmesinin yasal dayanağını araştırmaması, bilirkişi raporlarındaki aleyhe hususları görmezden gelmesi ve kolluk tutanaklarını mutlak doğru kabul ederek dosyayı hızla kapatması temel hakların korumasız bırakılması anlamına gelmektedir. Sorumluların tespitine yönelik tarafsız ve derinlemesine bir analiz yapılmadan verilen takipsizlik kararı, hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucuya yönelik fiziksel müdahale ve sonrasındaki etkisiz soruşturma süreci nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiğine karar vermiş, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması ve yeniden soruşturma yapılması için kararın Denizli Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine hükmetmiştir.