Karar Bülteni
YARGITAY 4. HD 2018/5139 E. 2019/4192 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 4. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2018/5139 |
| Karar No | 2019/4192 |
| Karar Tarihi | 26.09.2019 |
| Dava Türü | Manevi Tazminat |
| Karar Sonucu | Ret |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Karar düzeltme talebi kanuni şartları taşımalıdır.
- Haksız karar düzeltme talebi para cezası gerektirir.
- Mobbing iddiaları ispat kuralları çerçevesinde dinlenmelidir.
Bu karar, Yargıtay tarafından daha önce onanmış olan bir manevi tazminat davasında, davacı tarafın olağanüstü bir kanun yolu olan karar düzeltme kurumuna başvurması üzerine verilmiştir. Hukuken bu kararın anlamı, 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) sistematiğinde yer alan karar düzeltme müessesesinin sınırlarını net bir biçimde çizmesidir. Yargıtay ilgili dairesi, daha önce vermiş olduğu onama ilamında maddi bir hata veya hukuka aykırılık bulunmadığını, davacının karar düzeltme talebinin kanunda kesin ve sınırlı olarak sayılan hiçbir şarta uymadığını açıkça tespit etmiştir. Bu doğrultuda, toplumda sıkça karşılaşılan ve ispatı kendine has zorluklar barındıran mobbing (psikolojik taciz) iddiasına dayalı manevi tazminat talepli davalarda da usul kurallarının katı bir şekilde işlediği, kanun yollarının keyfi olarak kullanılamayacağı görülmektedir. Mahkemelerin hukuki denetimi tam olarak sağladıktan sonra verdiği onama kararlarının, yersiz gerekçelerle tekrar tekrar yargı önüne getirilmesinin önüne geçilmiştir.
Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi ve uygulamadaki önemi, özellikle kanun yollarının kötüye kullanılmasının önüne geçilmesine yöneliktir. Karar düzeltme yolu, her onama kararına karşı otomatik olarak veya sırf kararı geciktirmek maksadıyla başvurulacak sıradan bir aşama değil, yalnızca istisnai ve kanunda açıkça sayılan gerektirici nedenlerin varlığı halinde işletilebilecek özel bir mekanizmadır. Bu kararda Yargıtay, yasal şartları oluşmayan karar düzeltme taleplerinin reddedilmekle kalmayıp, talepte bulunan tarafa caydırıcı mahiyette para cezası kesileceğini göstererek yargılama sürecinin sağlığını ve usul ekonomisini titizlikle korumaktadır. Uygulamada avukat meslektaşların ve adalete erişim arayışındaki vatandaşların, mobbing gibi oldukça hassas iddialar taşıyan ve duygusal yıpranma payı yüksek dosyalarda dahi usul kurallarının istisnasız uygulandığını idrak etmesi gerekir. Geçerli bir hukuki nedene dayanmayan, yersiz ve sırf prosedürü uzatma amaçlı olağanüstü kanun yolu başvurularının maddi maliyetler ve yasal yaptırımlarla sonuçlanacağını dikkate almak, hukuki sürecin doğru yönetilmesi açısından son derece büyük bir önem taşımaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bu hukuki uyuşmazlığın ve davanın temelinde, çalışma hayatında sıkça karşılaşılan ve işçi üzerinde ciddi tahribatlar bırakan işyerinde psikolojik taciz, bir diğer adıyla mobbing eylemleri yatmaktadır. Davacı taraf, çalışma ortamında işveren veya yöneticiler tarafından kendisine yönelik sistematik, sürekli ve kasıtlı bir biçimde mobbing uygulandığını ileri sürmüştür. Davacı, bu haksız eylemler neticesinde yaşadığı yoğun ruhsal yıpranma, stres ve elem nedeniyle manevi yönden zarar gördüğünü iddia ederek manevi tazminat ödenmesi talebiyle dava açmıştır.
Yerel mahkeme tarafından yapılan uzun yargılama sonucunda dosya karara bağlanmış, ardından verilen karar Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından incelenmiş ve 24 Eylül 2018 tarihinde hukuka uygun bulunarak onanmıştır. Ancak davacı taraf, aleyhine sonuçlanan bu onama kararına karşı yasal süresi içinde olağanüstü bir başvuru olan karar düzeltme yoluna başvurmuştur. Davacı, Yargıtay'ın vermiş olduğu onama kararında hukuki isabetsizlikler olduğunu savunarak kararın yeniden incelenmesini ve kendi lehine değiştirilmesini talep etmiştir. Dolayısıyla incelediğimiz bu güncel uyuşmazlık, davacının işyerinde yaşadığını iddia ettiği manevi tazminat davasının esasından ziyade, Yargıtay'ın daha önce verdiği onama kararına karşı yapılan karar düzeltme talebinin usulen haklı olup olmadığı, kanunun aradığı zorunlu şartları taşıyıp taşımadığı ve bu talebin yersiz yere yapılıp yapılmadığı noktasında toplanmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı genel hukuk kurallarının temelini, mülga olmakla birlikte eldeki dosya bakımından yürürlüğünü ve geçerliliğini sürdüren 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu m. 440 ve m. 442 oluşturmaktadır. Söz konusu usul kanununa göre karar düzeltme müessesesi, Yargıtay daireleri veya Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından verilmiş olan kararlara karşı başvurulabilen, ancak sıradan bir temyiz mercii gibi çalışmayan, çok istisnai ve sınırlı sebeplere dayanan olağanüstü bir kanun yoludur.
Özellikle 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu m. 440 uyarınca, karar düzeltme yoluna başvurulabilmesi için mahkeme kararında birbirine aykırı ve çelişkili fıkraların bulunması, Yargıtay kararında davanın esasına doğrudan etkili bir belgenin hiç incelenmemiş olması veya kararın usul ve kanuna açıkça, fahiş bir biçimde aykırı olması gibi oldukça dar kapsamlı nedenlerden birinin varlığı yasal bir zorunluluk olarak aranmaktadır. Herhangi bir sağlam hukuki nedene dayanmayan, davanın esasına ilişkin yeni bir olgu sunmayan ve sadece verilen onama kararına katılmamak, kararı beğenmemek sebebiyle yapılan başvurular bu madde kapsamında kesinlikle kabul görmemektedir.
Yine aynı kanunun 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu m. 442/3 hükmü gereği, karar düzeltme talebi inceleme neticesinde haksız çıkan taraftan takdiren bir para cezası alınmaktadır. Bu katı usul kuralı, olağanüstü kanun yollarının gereksiz yere meşgul edilmesini, yargı mekanizmasının yavaşlatılmasını önlemeyi amaçlayan önemli bir yaptırımdır. Aynı zamanda 4421 sayılı Kanun m. 2 ve m. 4/b-1 hükümleri, haksız karar düzeltme başvurularında verilecek olan bu para cezasının miktarını belirleme ilkelerini ve tahsil edilen tutarın doğrudan hazineye gelir kaydedilmesi süreçlerini düzenler.
Son olarak, her ne kadar uyuşmazlığın özü ve davanın asıl esası işyerindeki mobbing eylemlerinden doğan manevi tazminat istemine dayansa da, burada yargısal makamların altını çizdiği temel kural; psikolojik taciz iddialarının ancak sıkı ispat kuralları çerçevesinde dinlenebileceği ve usul aşamaları usulüne uygun şekilde tamamlandıktan sonra, geçerli ve yeni bir kanuni sebep gösterilmeden sürecin olağanüstü yollarla uzatılamayacağıdır. Yargıtay, yerleşik içtihat prensipleri doğrultusunda, kanunun katı bir biçimde aradığı somut ve hukuken geçerli nedenler sunulmadan yapılan her türlü kanun yolu başvurusunu kesin bir dille reddetmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, dosya üzerinde yaptığı detaylı tetkik hakimi raporu ve sunulan tüm hukuki belgelerin incelenmesi neticesinde, somut olayın özelliklerini uyuşmazlığın esası yerine usul hukuku boyutunda titizlikle ele almıştır. Dosya kapsamında, davacının işyerinde psikolojik tacize (mobbing) maruz kaldığı iddiasıyla açtığı manevi tazminat davasının yerel mahkeme sürecinin tamamlandığı, sonrasında kararın daha önce Daire tarafından onanarak kesinleşme aşamasına yaklaştığı ve esasa ilişkin uyuşmazlığın hukuken çözüldüğü tespit edilmiştir.
Davacı vekili tarafından yasal süresi içinde bir karar düzeltme dilekçesi verilmiş olsa da, sunulan bu dilekçedeki iddialar ile dairenin temyiz ilamında daha önce açıkça bildirilmiş olan gerektirici nedenler tek tek karşılaştırılmıştır. Yapılan bu titiz ve kapsamlı hukuki değerlendirmede, davacının karar düzeltme talebinin, davanın tabi olduğu mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu m. 440 kapsamında sınırlı ve sayma yoluyla belirtilmiş olan hiçbir geçerli ve haklı hukuki nedene uymadığı Yüksek Mahkeme tarafından açıkça belirlenmiştir. Dairenin daha önce vermiş olduğu onama kararında iddia edildiği gibi herhangi bir maddi hata, usule aykırılık veya yasaya açık bir tezat bulunmadığı şüpheye yer bırakmayacak şekilde anlaşıldığından, sunulan dilekçenin sadece yargılama sürecini uzatma veya mevcut aleyhe sonucu kabullenmeme mahiyetinde olduğu görülmüştür.
Bu doğrultuda Yargıtay, usul ekonomisi ilkesi ve yargılamanın makul sürede, gereksiz gecikmeler olmaksızın sonuçlanması ilkeleri gereğince, kanuni şartları taşımayan yersiz karar düzeltme taleplerine karşı kanunun emrettiği yaptırımları somut olaya tavizsiz bir şekilde uygulamıştır. Olağanüstü kanun yollarının haksız ve dayanaksız kullanımını engellemek amacıyla uygulanan bu emredici yaptırımlar çerçevesinde, davacı tarafın haksız talebinin kesin olarak reddedilmesinin yanı sıra, yargısal işleyişi aksattığı gerekçesiyle belirli bir idari para cezasına çarptırılması gerektiği kanaatine varılmıştır. Hukukun bu denetim ve ceza mekanizması, hem yüksek mahkemelerin gereksiz dosyalarla meşgul edilmesini önlemekte hem de yargısal süreçlerin kesinliği ilkesine kalıcı bir biçimde hizmet etmektedir.
Sonuç olarak Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, davacı vekilinin karar düzeltme isteğinin reddine ve takdiren para cezası ile ret karar harcının karar düzeltme isteyenden alınmasına yönünde karar vermiştir.