Karar Bülteni
AYM Ahmet Koç ve diğerleri BN. 2020/25884
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/25884 |
| Karar Tarihi | 11.07.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kapalı görüşlerin kaydı kanuni dayanak gerektirir.
- Temel haklara müdahale öngörülebilir kanunla yapılmalıdır.
- İdari işlemler kanun hükmünü aleyhe genişletemez.
- Kanunsuz dinleme haberleşme hürriyetini ihlal eder.
Bu karar, ceza infaz kurumlarında bulunan mahpusların kapalı görüşler sırasındaki iletişimlerinin dinlenmesi ve kaydedilmesi uygulamasının yasal dayanağını tartışması bakımından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, temel hak ve özgürlüklere yapılacak herhangi bir müdahalenin yalnızca idari düzenlemelerle veya mevcut kanunların aleyhe genişletici yorumuyla yapılamayacağını net bir biçimde ortaya koymuştur. Yönetmelik veya tüzük gibi alt normların, anayasal bir hak olan haberleşme hürriyetine kısıtlama getirmekte yetersiz olduğu ve mutlaka öngörülebilir bir kanuni dayanağın var olması gerektiği tescillenmiştir.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu içtihat ceza infaz kurumu idarelerinin mahpuslara yönelik denetim yetkilerinin sınırlarını keskin bir biçimde belirlemektedir. Özellikle sonradan yasal bir düzenleme yapılmış olsa dahi, olayın gerçekleştiği tarihte açık bir kanuni dayanak bulunmayan durumlarda mahkemelerin hak ihlali kararı vermesi gerektiği hukuki bir zorunluluk olarak pekiştirilmiştir. Uygulamada, infaz hâkimlikleri ve idari merciler için haberleşmenin gizliliğine yapılacak müdahalelerin çerçevesini netleştiren bu karar, keyfî uygulamalara karşı bireylerin özel hayatlarının korunması yönünde güçlü ve bağlayıcı bir anayasal güvence sunmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Farklı ceza infaz kurumlarında bulunan mahpuslar ile idare ve infaz hâkimlikleri arasında gerçekleşmiştir. Başvurucular, cezaevinde aileleri ve yakınlarıyla yaptıkları kapalı görüşler sırasında camlı bölmeler ardındaki telefon konuşmalarının idare tarafından dinlenmesi ve sistematik olarak kaydedilmesi uygulamasının hukuka aykırı olduğunu belirterek uygulamanın kaldırılması talebiyle infaz hâkimliklerine şikâyette bulunmuştur. Ancak infaz hâkimlikleri, yönetmelik ve bazı kanun hükümlerine dayanarak kurum güvenliği gerekçesiyle bu şikâyetleri reddetmiştir. Ret kararlarına yapılan itirazların da ağır ceza mahkemelerince reddedilmesi ve sonuç alınamaması üzerine mahpuslar; dinleme uygulamasının kanuni bir dayanağı olmadığını, haberleşme hürriyeti ile özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının zedelendiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş, ihlal tespiti ve manevi tazminat talep etmişlerdir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini ve ceza infaz kurumlarındaki haberleşme hürriyetinin yasal çerçevesini ele almıştır. Bu bağlamda, Anayasa'nın 20. maddesinde düzenlenen özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile 22. maddesinde güvence altına alınan haberleşme hürriyeti değerlendirilmiştir. Temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması ancak Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde, yani mutlaka kanunla yapılabilir. İdare, temel haklara müdahale niteliğindeki işlemleri yalnızca yönetmelik veya tüzük gibi alt düzenleyici işlemlerle gerçekleştiremez.
Derece mahkemeleri kararlarına dayanak olarak 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun hükümlerini, Ziyaret Yönetmeliği'ni ve İnfaz Tüzüğü'nü göstermiştir. Ancak Anayasa Mahkemesi yerleşik içtihatları uyarınca, 5275 sayılı Kanun m. 66 kapsamındaki telefon görüşmelerinin dinlenmesi ve kaydedilmesine ilişkin kuralların, yalnızca kurumda bulunan ücretli telefonlarla kurum dışı aramaların yapılmasını kapsadığını vurgulamıştır. Mahpusların cezaevinde ziyaretçileriyle yaptıkları kapalı görüşler bu maddenin düzenleme alanına girmemektedir.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, kanunilik ölçütünün karşılanabilmesi için yasal düzenlemenin yeterince açık, öngörülebilir ve keyfîliğe karşı uygun bir koruma sağlıyor olması şarttır. Dinleme ve kaydetme gibi ağır müdahalelerin; hangi suçlar yönünden, hangi koşullarda, ne kadar süreyle uygulanacağı, bu kayıtların nasıl tutulacağı ve ne zaman imha edileceği gibi temel unsurların doğrudan kanun metninde yer alması gerekir. İdari işlemler veya yasa hükümlerinin temel haklar aleyhine genişletici bir şekilde yorumlanması, hukuk devleti ilkesi ve temel hakların koruma rejimiyle bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, mahpusların kurum içi kapalı görüşlerinin teknik cihazlarla dinlenip kaydedilebilmesi için yasal düzeyde açık, sarih ve sınırları belli bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucuların şikâyetlerine konu olan olayların yaşandığı dönemdeki yasal mevzuatı ve idari uygulamaları titizlikle incelemiştir. Yapılan değerlendirmede, başvurucuların farklı ceza infaz kurumlarında aileleriyle gerçekleştirdikleri kapalı görüşler sırasındaki konuşmaların sistematik bir şekilde teknik araçlarla dinlendiği ve kayıt altına alındığı saptanmıştır. İnfaz hâkimlikleri ve ağır ceza mahkemeleri, bu uygulamayı haklı bulurken Ziyaret Yönetmeliği'nin ilgili maddelerine, İnfaz Tüzüğü'ne ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m. 66 hükmüne dayanmışlardır. Ancak Yüksek Mahkeme, anılan kanun maddesinin sadece kurum dışına yapılan ücretli telefon aramalarını düzenlediğini, kapalı görüşmelerdeki dâhilî iletişim hattı üzerinden yapılan yüz yüze konuşmaları kapsamadığını tespit etmiştir.
Somut olayda, müdahalenin gerçekleştiği tarih itibarıyla kapalı görüşmelerin dinlenmesini ve kaydedilmesini öngörülebilir kılan, kayıtların nasıl saklanacağı ve imha edileceğine dair prosedürleri açıkça düzenleyen nitelikli bir kanun hükmünün bulunmadığı görülmüştür. Her ne kadar sonradan 7328 sayılı Kanun ile 5275 sayılı Kanun m. 83 metnine ekleme yapılarak görüşmelerin dinlenilmesine ve kaydedilmesine ilişkin yasal bir düzenleme getirilmiş olsa da, başvuruya konu işlemlerin yapıldığı dönemde böyle bir yasal dayanağın mevcut olmadığı açıktır. Anayasa Mahkemesi, idari düzenlemelerle veya ilgisiz kanun hükümlerinin aleyhe yorumlanmasıyla temel haklara müdahale edilemeyeceği ilkesini somut olaya uygulayarak, başvurucuların haklarına yönelik eylemlerin anayasal kanunilik şartını sağlamadığına kanaat getirmiştir. Kanunilik şartının gerçekleşmemesi nedeniyle müdahalenin meşru amaç veya ölçülülük gibi diğer güvence kriterleri yönünden ayrıca incelenmesine dahi gerek görülmemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, kapalı görüşlerin kanuni bir dayanak olmaksızın dinlenmesi ve kaydedilmesi nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.