Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | İsmail Sertaç Tiryaki | BN. 2021/10787

Karar Bülteni

AYM İsmail Sertaç Tiryaki BN. 2021/10787

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2021/10787
Karar Tarihi 29.04.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu Kısmen İhlal / Kısmen Kabul Edilemez
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kapalı görüşlerin dinlenmesi kanuni dayanağa sahip olmalıdır.
  • Haberleşme hürriyetine yönelik müdahaleler yasal sınırları aşamaz.
  • Kötü muamele şikayetlerinde ceza soruşturması yolları tüketilmelidir.
  • Mahpusun ailesiyle asgari telefonla iletişim hakkı sağlanmalıdır.

Bu karar, ceza infaz kurumlarında bulunan mahpusların kapalı görüşlerinin dinlenmesi ve kaydedilmesi, telefonla iletişim hakları ile kötü muamele iddialarına ilişkin anayasal sınırları net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, mahpusların kapalı görüşlerde yaptıkları konuşmaların teknik araçlarla sistematik biçimde dinlenmesi ve kaydedilmesinin doğrudan kanuni bir dayanağı olmadığı sürece anayasal hakların ihlali anlamına geldiğini açıkça belirtmiştir. Özellikle haberleşme hürriyeti ve özel hayata saygı hakkına yönelik kurumsal müdahalelerde temel şartın kanunilik ilkesi olduğu, yetki aşımı ve keyfiliğe karşı gerekli yasal güvencelerin sağlanması gerektiği bir kez daha güçlü bir şekilde vurgulanmıştır.

Benzer idari uygulamaların ve şikayetlerin ceza infaz sistemi içerisinde yaygınlığı göz önüne alındığında, bu karar ceza infaz kurumlarının mahremiyet ve iletişim pratikleri açısından kritik bir emsal niteliği taşımaktadır. İdarenin herhangi bir kanuni düzenleme olmadan, sadece alt mevzuat, iç işleyiş kuralları veya genel güvenlik gerekçeleriyle kapalı görüşleri kayda alması kesin olarak hukuka aykırı bulunmuştur. Ayrıca, telefon hakkının kullandırılmaması şikayetlerinde somut ve güncel bir mağduriyetin aranması, kötü muamele iddialarında ise maddi gerçeği ortaya çıkaracak etkili bir ceza soruşturması yollarının öncelikle tüketilmesi gerektiğine yönelik usulü tespitler, bundan sonraki bireysel başvurularda ve mahkeme kararlarında izlenecek yargısal haritayı pekiştirmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, bulunduğu ceza infaz kurumundan başka bir kuruma nakledildikten sonra kronik rahatsızlığı bulunan babasıyla telefonla görüşme hakkını kullanamadığı, ayrıca her iki kurumda da gerçekleştirdiği kapalı görüşmelerinin idare tarafından dinlenerek kaydedildiği gerekçesiyle infaz hâkimliklerine şikâyetlerde bulunmuştur. Buna ek olarak, bir infaz koruma memurunun kendisine yönelik emrivaki tutum ve davranışları nedeniyle kötü muamele yasağının da ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu, idari uygulamaların kaldırılması yönündeki taleplerinin ve şikayetlerinin derece mahkemelerince reddedilmesi üzerine konuyu Anayasa Mahkemesine taşımıştır. Uyuşmazlığın temelini, ceza infaz kurumu idaresinin mahpusların kapalı görüşlerini kaydetme yetkisinin yasal olarak bulunup bulunmadığı, pandemi koşullarında telefonla iletişim hakkının engellenip engellenmediği ve memurların davranışlarına karşı etkili başvuru yollarının usulünce tüketilip tüketilmediği tartışmaları oluşturmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, somut başvuruyu temel olarak Anayasa'nın 20. maddesinde düzenlenen özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile 22. maddesinde güvence altına alınan haberleşme hürriyeti kapsamında değerlendirmiştir. Temel hak ve özgürlüklere yönelik idari veya yargısal müdahalelerin Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca mutlaka şekli ve maddi anlamda bir kanunla yapılması gerekliliği hatırlatılmıştır. Haberleşme hürriyetine ve özel hayata getirilecek kısıtlamaların, idarenin keyfiliğine karşı mahpuslara yeterli koruma sağlayacak açıklıkta, öngörülebilir ve detaylı yasal kurallar içermesi zorunludur.

Özellikle ceza infaz kurumlarında gerçekleştirilen kapalı görüşlerde yapılan konuşmaların sistematik bir şekilde teknik araçlarla dinlenmesi ve kaydedilmesinin, bu uygulamayı açıkça öngören bir kanuni düzenleme olmadan yapılamayacağı yerleşik mahkeme içtihatlarıyla sabittir. Eşref Köse kararında da altı çizildiği üzere, yasal dayanak olmaksızın yapılan teknik takip ve kayıt işlemleri doğrudan anayasal ihlal niteliği taşımaktadır. Bu tür durumlarda müdahalenin meşru amacı veya orantılılığı incelenmeden doğrudan kanunilik koşulunun sağlanamaması nedeniyle ihlal kararı verilmektedir.

Kötü muamele yasağı iddiaları yönünden ise, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun uyarınca bireysel başvuru öncesinde olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunluluğu ön plandadır. Kamu görevlilerinin eylemleri neticesinde ortaya çıkan bedensel veya ruhsal ihlal iddiaları için maddi gerçeğin tespiti ve sorumluların cezalandırılmasını sağlayabilecek nitelikteki etkili ceza soruşturması yollarının öncelikle işletilmesi gerekmektedir. Telefon görüşme haklarının sınırlandırılmasına ilişkin iddiaların değerlendirmesinde ise, idarenin pandemi koşulları gibi olağanüstü durumları gözeterek aile ile asgari bir iletişim imkânı sunup sunmadığı ve mahpusun tamamen iletişimsiz bırakılıp bırakılmadığı esas alınmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun ileri sürdüğü hak ihlali iddialarını üç farklı boyutta ayrı ayrı değerlendirmeye tabi tutmuştur. İlk olarak, başvurucunun bulunduğu Antalya ve Kilis Ceza İnfaz Kurumlarında yapılan kapalı görüşmelerin teknik cihazlar vasıtasıyla dinlenerek kaydedilmesi uygulaması detaylıca incelenmiştir. Mahkeme, bu tür bir kaydetme ve dinleme uygulamasının şartlarını, usulünü ve sınırlarını belirleyen açık, erişilebilir ve öngörülebilir bir kanuni düzenlemenin idare veya mahkemelerce gösterilemediğini tespit etmiştir. Söz konusu açık kanuni eksiklik nedeniyle başvurucunun mahremiyetine ve haberleşme özgürlüğüne yapılan idari müdahalenin anayasal güvencelere tamamen aykırı olduğuna ve ihlal sonucunu doğurduğuna hükmedilmiştir.

İkinci olarak, başvurucunun kronik rahatsızlığı bulunan babasıyla pandemi döneminde telefonla görüştürülmediği iddiası ele alınmıştır. Dosya üzerinden yapılan incelemede, başvurucunun nakil işleminin gerçekleşmesi sonrasında eşiyle kesintisiz bir şekilde görüşebildiği, ayrıca şikâyete konu ettiği babasıyla da ilgili şikâyet tarihinden yaklaşık bir buçuk ay önce telefonla görüşme imkânı bulduğu belirlenmiştir. Pandemi gibi olağanüstü sağlık şartlarında bile başvurucu ile ailesi arasındaki asgari temasın sağlandığı ve başvurucunun iddia edildiği gibi tamamen iletişimsiz bırakılmadığı anlaşıldığından, bu iddia açıkça dayanaktan yoksun bulunarak reddedilmiştir.

Son olarak, infaz koruma memurunun emrivaki davranışları nedeniyle ileri sürülen kötü muamele yasağının ihlali iddiası incelenmiştir. Yapılan değerlendirmede, başvurucunun infaz hakimliği gibi idari makamlara şikâyet etmesine rağmen, olayın aydınlatılmasını ve sorumluların cezalandırılmasını sağlayacak etkili bir ceza soruşturması başlatılması için doğrudan Cumhuriyet Başsavcılıklarına başvurmadığı saptanmıştır. Etkili bir ceza soruşturması yolları tüketilmeden doğrudan bireysel başvuru hakkının kullanılamayacağı kuralı işletilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, kapalı görüşlerin dinlenerek kaydedilmesi yönünden özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: