Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/17004 E. 2016/15564 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/17004 |
| Karar No | 2016/15564 |
| Karar Tarihi | 29.06.2016 |
| Dava Türü | İşe İade |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Kanuni şartları taşımayan iş bırakma yasadışı grevdir.
- Demokratik eylem hakkı ölçülülük sınırlarını aşmamalıdır.
- Yasadışı greve katılım haklı fesih nedenidir.
- Toplu iş bırakmada işverenin uğradığı zarar gözetilir.
Bu karar hukuken, işçilerin ekonomik ve sosyal durumlarını iyileştirmek veya belirli sendikal talepleri dile getirmek amacıyla başvurdukları toplu eylemlerin yasal sınırlarını çizmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Yargıtay, işçilerin barışçıl ve demokratik toplanma ile eylem haklarını tanımakla birlikte, bu hakların mutlak ve sınırsız olmadığını açıkça vurgulamıştır. Özellikle işyerinde yürürlükte olan bir toplu iş sözleşmesi varken ve kanuni grev şartları fiilen oluşmadan yapılan toplu iş bırakma eylemlerinin yasadışı grev niteliği taşıyacağı net bir biçimde ortaya konulmuştur. İşverenin mal ve can güvenliğini tehlikeye atan, üretim sürecini durduran ve makul sınırları aşarak günlerce süren eylemler, işçinin sadakat borcunu ve ölçülülük ilkesini ağır şekilde ihlal eden fiiller olarak değerlendirilmiştir.
Benzer davalardaki emsal etkisine bakıldığında, işyerinde meydana gelen toplu eylemlerin salt işvereni veya sendikayı protesto amacı taşıması, eylemi hukuka uygun hâle getirmemektedir. İş Mahkemelerinin eylemin ölçülülüğünü ve barışçıllığını değerlendirirken, eylemin işverene verdiği somut zararı ve üretim sürecindeki aksamaları kesinlikle dikkate alması gerektiği prensibi bu kararla pekişmiştir. Uygulamada, işçilerin yasal dayanağı bulunmayan taleplerle başlattıkları ve ısrarla sürdürdükleri orantısız iş bırakma eylemlerinin, işveren açısından haklı ve derhal fesih sebebi oluşturacağı hususu netleşmiş ve yerel mahkemelerin aksi yöndeki toleranslı yaklaşımlarına kesin bir sınır çizilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, davalı şirkete ait klima fabrikasında üretim işçisi olarak çalışırken iş sözleşmesinin haksız ve geçersiz yere feshedildiğini ileri sürerek işveren aleyhine işe iade davası açmıştır. İşçi tarafı, üyesi olduğu sendikadan istifa eden çalışanlara işveren yetkilileri ve sendika temsilcileri tarafından sistematik baskı ve mobbing uygulandığını, feshin asıl sebebinin sendikal tercihler olduğunu iddia ederek işe iadesini ve sendikal tazminat ödenmesini talep etmiştir. Davalı işveren ise işyerinde kesinlikle sendikal ayrımcılık yapılmadığını, metal sektöründe başlayan ve başka fabrikalara da yayılan yasadışı toplu iş bırakma eylemlerinin kendi fabrikalarına da sıçradığını savunmuştur. İşverenin iddiasına göre, yüzlerce işçi üretimi durdurarak çalışma alanını işgal etmiş, günlerce süren eylemi uyarılara rağmen sonlandırmamış ve can, mal güvenliğini tehlikeye atan bu ölçüsüz eylem nedeniyle iş akitleri son çare olarak ve haklı nedenle tazminatsız şekilde feshedilmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay, somut uyuşmazlığı değerlendirirken temel olarak 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu ile 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine dayanmıştır. Özellikle işçilerin toplu eylemlerinin hukuki niteliğini belirlemek adına 6356 sayılı Kanun m. 58 açıkça referans alınmıştır. İlgili madde uyarınca, işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak işi bırakmaları grev olarak tanımlanmaktadır. Ancak kanuni grev için aranan yasal şartlar gerçekleşmeden yapılan eylemler "kanun dışı grev" kabul edilmektedir.
Kararda, işçi haklarının uluslararası boyutuna ve temel haklara da atıf yapılmıştır. ILO'nun 87 ve 98 sayılı sözleşmeleri, Avrupa Sosyal Şartı ile Anayasa'nın 51., 54. ve 90. maddeleri uyarınca işçilerin bireysel veya toplu iş hukukuna dair haklarını savunmak için demokratik ve barışçıl eylem yapma hakları güvence altına alınmıştır. Ne var ki Yüksek Mahkeme, bu demokratik hakkın kullanımının sınırsız olmadığını, eylemin işverene özel olarak zarar verme kastı içermemesi ve mutlaka ölçülülük ilkesi sınırları içinde kalması gerektiğini temel bir kural olarak tatbik etmiştir.
Bunun yanı sıra, yürürlükte bir toplu iş sözleşmesi bulunduğu dönemde ve yasal prosedürler izlenmeden yapılan toplu eylemler karşısında, işverenin iş akdini 4857 sayılı İş Kanunu m. 25/II (Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller) ve Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun 70. maddesi kapsamında haklı nedenle derhal tazminatsız feshetme yetkisinin doğacağı ilkesi işletilmiştir. İşçinin eylemi yasadışı boyuta taşıması, işverene karşı taşıdığı temel sadakat ve özen borcunun ağır ve telafisi imkansız bir ihlali olarak ele alınmıştır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, dosyadaki tüm maddi kanıtları, olay akışını ve tanık beyanlarını inceleyerek yerel mahkemenin feshin geçersizliğine ve davanın kabulüne yönelik kararını hukuka açıkça aykırı bulmuştur. Dosya kapsamından net biçimde anlaşıldığı üzere, davalı şirkete ait işyerinde hâlihazırda 01.09.2014 ile 31.08.2017 tarihleri arasında yürürlükte olan bağlayıcı bir toplu iş sözleşmesi bulunmaktadır. Metal sektöründe başlayan ve çeşitli fabrikalara dalga dalga yayılan eylemler neticesinde, davalı işyerinde de yüzlerce işçinin katılımıyla yasadışı toplu iş bırakma eylemleri cereyan etmiş ve fabrikanın hayati üretim faaliyeti durma noktasına gelerek büyük ölçüde aksamıştır.
Daire, eylem süresince işveren tarafının iyi niyetli bir şekilde işçileri uyardığı, eylemi sonlandırmaları ve iş başı yapmaları için çok sayıda duyuru ve bildirim yaptığı, ancak üretimi durdurma eyleminin uyarılara rağmen üç gün boyunca aralıksız sürdürüldüğünü tespit etmiştir. Eyleme katılan işçilerin; mevcut yetkili sendika temsilciliklerinin kaldırılması ve kendi gayri resmi temsilcilerinin işverence tanınması gibi, yürürlükteki yasal mevzuat ve mevcut toplu iş sözleşmesi düzeni içinde hukuken karşılanması imkansız olan taleplerle eylem yaptıkları belirlenmiştir. Yargıtay, bu yasadışı eylem karşısında katılımcı sayısı, zamanlaması ve üç gün süren boyutu dikkate alındığında, eylemin ölçülülük ilkesinden tamamen uzaklaştığını ve demokratik hak arama sınırlarını ihlal ettiğini saptamıştır. İşçilerin eyleminin asıl muhatabının işveren değil taraf oldukları sendika olmasına rağmen, eylem neticesinde asıl ağır mağduriyeti işverenin yaşadığı, üretim kaybı ve can-mal güvenliği riski ile birlikte ortaya konmuştur.
Bununla birlikte Yargıtay, işverenin eyleme katılanları tespit ederek yasal fesih prosedürünü adil bir şekilde işlettiğini, sendikalı veya sendikasız işçiler arasında sendikal nedenlerle herhangi bir ayrımcılık yaptığına veya sendikayı korumaya dönük özel bir kastı olduğuna dair dosyada hiçbir somut delil bulunmadığını teyit etmiştir. Bu sebeplerle, girişilen eylemin barışçıl ve ölçülü bir hak arama aracı olmaktan çıkarak hukuka aykırı ve yasadışı bir iş bırakma boyutuna ulaştığı tartışmasız kabul edilmiştir.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yasadışı grev niteliğindeki iş bırakma eylemine katılan işçinin iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğinin kabulü gerektiği ve işe iade talebinin hukuki dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle yerel mahkeme kararını bozmuştur.