Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/17003 E. 2016/15563 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/17003 |
| Karar No | 2016/15563 |
| Karar Tarihi | 29.06.2016 |
| Dava Türü | İşe İade |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Kanuni grev şartları oluşmadan iş bırakılamaz.
- Demokratik hak arama eylemleri ölçülü olmalıdır.
- İşverene zarar veren orantısız eylemler fesih nedenidir.
- Tüzel kişiliği olmayan topluluk temsilcisi muhatap alınamaz.
Bu karar hukuken, toplu iş sözleşmesinin yürürlükte olduğu bir dönemde işçilerin ücret zammı veya sendika değişikliği gibi taleplerle gerçekleştirdikleri iş bırakma eylemlerinin kanun dışı grev niteliği taşıyacağını ve işverene haklı nedenle fesih imkanı vereceğini açıkça ortaya koymaktadır. Demokratik hak arama hürriyeti anayasal bir güvence olmakla birlikte, bu hakkın kullanımı sınırsız değildir. İşçilerin eylemlerinin işverene zarar verme kastı taşımaması ve ölçülülük ilkesiyle bağdaşması şarttır. Eylemin günlerce sürmesi, üretimi durdurması ve işvereni ağır zarara uğratması durumunda ölçülülük ilkesi ihlal edilmiş sayılmaktadır.
Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, işçi eylemlerinin salt barışçıl ve demokratik hak kullanımı savunmasıyla meşrulaştırılamayacağı yönündedir. Karar, yetkili sendikanın taraf olduğu yürürlükteki bir toplu iş sözleşmesi varken, işçilerin yasadışı yollarla kendi temsilcilerinin tanınmasını istemesinin hukuken himaye görmeyeceğini vurgulamaktadır. Uygulamada, işverenin iş barışını sağlamak için gösterdiği çabalara rağmen eylemin sürdürülmesi halinde, işverenin iş sözleşmesini haklı nedenle tazminatsız olarak feshedebileceği yönünde çok güçlü bir içtihat niteliği taşımaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, davalı şirkete ait fabrikada çalışırken sendikal nedenlerle ve sendikadan istifa eden işçilere uygulanan baskılar neticesinde iş sözleşmesinin haksız yere feshedildiğini ileri sürerek işverene karşı işe iade ve sendikal tazminat talebiyle dava açmıştır. Davalı işveren ise işyerinde yürürlükte olan bir toplu iş sözleşmesi bulunmasına rağmen, bir kısım işçinin kanun dışı şekilde üretimi durdurarak eylem yaptığını, yapılan uyarılara ve sağduyu çağrılarına rağmen işçilerin günlerce eyleme devam ettiğini belirtmiştir. İşveren, üretimin aksaması ve işyeri güvenliğinin tehlikeye girmesi sebebiyle davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle tazminatsız olarak feshedildiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir. Yerel mahkemenin eylemi barışçıl bularak feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine karar vermesi üzerine, yasal süresi içerisinde kararın temyiz edilmesiyle uyuşmazlık nihai olarak Yargıtay önüne taşınmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle kanuni ve kanun dışı grev kavramları ile demokratik hak arama özgürlüğünün sınırlarını ele almıştır. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m.58 uyarınca, işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerindeki faaliyeti durdurmak veya önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak işi bırakmaları grev olarak tanımlanmıştır. Aynı maddeye göre, toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması hâlinde kanun hükümlerine uygun olarak yapılan grev kanunidir. Kanuni grev için aranan şartlar gerçekleşmeden yapılan grev ise kanun dışı grev sayılmaktadır.
Öte yandan, bireysel veya toplu iş hukukuna dair bazı hakların savunulması için işçilerin demokratik ve barışçıl toplu eylem haklarının bulunduğu hususu, Uluslararası Çalışma Örgütü sözleşmeleri, Avrupa Sosyal Şartı ve Anayasa normları ile güvence altına alınmıştır. Ancak yerleşik içtihat prensipleri gereğince, bu anayasal ve uluslararası eylem haklarının kullanılabilmesi için eylemin işverene özel olarak zarar verme kastı içermemesi ve ölçülülük ilkesine uygun olması gereklidir.
Ayrıca, geçerli bir toplu iş sözleşmesinin yürürlükte olduğu işyerlerinde, sendikanın yetkisinin hukuken devam ettiği süre boyunca, işçilerin kendi aralarında oluşturdukları ve tüzel kişiliği bulunmayan topluluk temsilcilerinin işveren tarafından muhatap alınması kanunen mümkün değildir. İşçilerin iş akitlerinin sona erdirilmesi noktasında ise, eylemin ölçülülük sınırlarını aşarak işverenin üretimini günlerce durdurması ve işin yürütümünü ağır biçimde sekteye uğratması, işverene 4857 sayılı İş Kanunu m.25/II bendi kapsamında haklı nedenle tazminatsız fesih hakkı vermektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay tarafından yapılan incelemede, davalı işyerinde yürürlükte olan bir toplu iş sözleşmesinin bulunduğu, ancak metal sektöründeki başka işyerlerinde yapılan ücret artışlarını emsal gösteren işçilerin davalı fabrikada da üretimi durdurma eylemleri başlattığı tespit edilmiştir. Mahkeme, olay tarihinde işçilerin toplu iş sözleşmesi sürecinden kaynaklanan yasal bir uyuşmazlığı bulunmadığı halde iş bıraktıklarını ve bu nedenle gerçekleşen eylemin kanuni grev şartlarını taşımadığını belirlemiştir.
Davalı işverenin, eylemlerin başladığı dönemde iyiniyetli bir yaklaşımla işyerini bakıma alarak işçileri ücretli izne gönderdiği, işe dönmeleri için gerekli yasal çağrıları yaptığı ve birtakım maddi destek ödemelerinde bulunduğu saptanmıştır. Tüm bu uzlaşma çabalarına rağmen, davacının da aralarında bulunduğu bir grubun işbaşı yapmayarak üç gün boyunca üretimi tamamen durdurduğu anlaşılmıştır. Yargıtay, eylemin zamanlaması, katılımcı sayısı ve özellikle üretim kaybına yol açarak uzun süre devam etmesi hususlarını dikkate alarak, gerçekleştirilen iş bırakma eyleminin yasal ölçülülük ilkesinden tamamen uzaklaştığı kanaatine varmıştır.
Ayrıca dosyaya yansıyan tanık beyanlarına göre işçilerin eyleminin asıl muhatabının işveren değil, üye oldukları yetkili sendika olduğu açıkça ortaya konulmuştur. Yürürlükte olan bağlayıcı bir toplu iş sözleşmesi varken işçilerin sendika odasının kaldırılmasını ve kendi belirledikleri temsilcilerin yasal olarak tanınmasını istemeleri hukuken olanaksız bulunmuştur. İşverenin sadece eyleme katılarak üretimi durduran işçilerin iş sözleşmelerini feshettiği, sendikalı veya sendikasız işçiler arasında herhangi bir ayrımcılık yaptığına dair somut delil bulunmadığı vurgulanmıştır.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, ölçülülük ilkesini aşan ve kanun dışı grev niteliği taşıyan eylemler nedeniyle işverenin haklı fesih hakkını kullandığının kabulü gerektiği yönünde karar vererek davanın reddine kanaat getirmiş ve yerel mahkeme kararını bozmuştur.