Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2016/17016 E. | 2016/15576 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2016/17016 E. 2016/15576 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/17016
Karar No 2016/15576
Karar Tarihi 29.06.2016
Dava Türü İşe İade
Karar Sonucu Bozma ve Ret
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Kanuni şartları taşımayan iş bırakma eylemi yasadışıdır.
  • Toplu eylemler ölçülü ve barışçıl olmak zorundadır.
  • İşverene zarar verme kastı feshin haklılığını belirler.
  • Ölçüsüz üretim durdurma eylemleri demokratik hak sayılamaz.
  • Yasadışı grev işverene haklı fesih imkanı verir.

Bu karar, iş hukukunda kanuni grev şartlarını taşımayan toplu iş bırakma eylemlerinin hukuki niteliğini ve eylem sınırlarını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Karar, sendikal hakların ve barışçıl toplanma özgürlüğünün mutlak ve sınırsız olmadığını, bu haklar kullanılırken işverenin üretim sürecinin ve mülkiyet hakkının ölçüsüz bir şekilde ihlal edilemeyeceğini vurgulamaktadır. Yargıtay, işçilerin ekonomik ve sosyal taleplerle işi bırakmasını genel bağlamda demokratik bir hak olarak değerlendirse de, eylemin ölçülülük ilkesini aşması, üretimin yasadışı yollarla durdurulması ve işyerinin işgal edilmesi gibi durumlarda eylemin yasal koruma kapsamından çıkacağını kesin bir dille belirtmektedir.

Uygulamada sıkça karşılaşılan fiili iş bırakma eylemlerinin yasadışı grev boyutu taşıyıp taşımadığına dair oldukça önemli bir emsal niteliğindedir. Benzer uyuşmazlıklarda, işçilerin katıldıkları toplu eylemin süresi, işverene verilen maddi zarar potansiyeli ve eylemin doğrudan sendikaya mı yoksa işverene mi yönelik olduğu gibi kriterler ön plana çıkacaktır. Bu yönüyle karar, hem işverenlere fesih prosedürlerinde ölçülülük sınırının aşıldığını kanıtlama yükümlülüğü getirmekte hem de işçilere demokratik hak arama sınırlarını aşmamaları gerektiği konusunda hukuki bir çerçeve çizmektedir. Yargıtay'ın bu kararı, yasadışı grev niteliğindeki devamsızlıkların geçerli ve haklı fesih kapsamında değerlendirilmesinde mahkemeler için yol gösterici bir kılavuzdur.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, metal sektöründe faaliyet gösteren bir işyerinde çalışan işçi ile işveren şirket arasında yaşanmıştır. Olayın temelinde, ülke genelinde otomotiv ve metal işkolunda başlayan ilave ücret artışı talepli fiili eylemlerin davalı şirketin fabrikasına da sıçraması yatmaktadır. Davacı işçi, işverenin desteklediği iddia edilen yetkili sendikadan istifa ettikleri için kendilerine psikolojik baskı ve mobbing yapıldığını, bu süreçte işverenin keyfi davrandığını ileri sürerek işten çıkarılmasının haksız olduğunu iddia etmiştir. Davacı taraf, işverenin feshinin geçersiz sayılmasını, işe iadesini ve ayrıca sendikal tazminat ödenmesini talep ederek bu davayı açmıştır. İşveren tarafı ise temel uyuşmazlığın sendikayla işçiler arasında olduğunu, işçilerin yasadışı şekilde üretimi durdurduklarını, tüm yasal uyarılara rağmen günlerce işbaşı yapmayıp fabrikayı işgal ettiklerini ve bu yüzden sözleşmelerinin haklı nedene dayanılarak sona erdirildiğini savunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı en temel hukuki kuralların başında 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m. 58 gelmektedir. Bu maddeye göre, işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla, aralarında anlaşarak veya bir kuruluşun aynı amaçla verdiği karara uyarak işi bırakmaları grev olarak tanımlanmıştır. Ancak kanuni grev için yasayla aranan şartlar gerçekleşmeden yapılan her türlü iş bırakma eylemi "kanun dışı grev" niteliğindedir.

Ayrıca somut olayda uyuşmazlığın düğümünü çözen bir diğer önemli düzenleme 4857 sayılı İş Kanunu m. 25/II hükmüdür. İşverenin haklı nedenle derhal fesih hakkını düzenleyen bu fıkra, işçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan hallerini kapsamaktadır. İşçilerin yasadışı bir eylemle işyerini saatlerce işgal etmeleri, amirlerinin talimatlarına uymamaları ve üretimi kasten durdurmaları, bu kapsamda işverenin güvenini kötüye kullanma ve doğruluk kurallarına aykırılık sayılarak haklı fesih sebebi oluşturmaktadır.

Kararın temelinde yatan evrensel ve uluslararası ilkelere bakıldığında ise 87 ve 98 sayılı ILO Sözleşmeleri ile Avrupa Sosyal Şartı ve Anayasa'nın 51., 54. ve 90. maddeleri uyarınca işçilerin demokratik ve barışçıl toplu eylem haklarının bulunduğu hukuken kabul edilmektedir. Ancak yerleşik içtihat prensipleri gereğince, bu hakların sınırsız bir şekilde kullanılabilmesi mümkün değildir. Eylemin barışçıl olması, ölçülülük ilkesine sıkı sıkıya uyması ve işverene özel olarak ağır zarar verme kastı içermemesi zorunludur. Çalışma hukukunda en temel prensiplerden biri olan sadakat borcu da bu noktada devreye girmektedir. İşçinin, işverenin mülkiyet hakkına ve üretim sürecinin devamlılığına saygı gösterme yükümlülüğü bulunmaktadır. Mevcut ve yürürlükte olan bir toplu iş sözleşmesinin bulunduğu bir dönemde, yasal dayanaktan yoksun ilave parasal haklar talep ederek üretimi tamamen sekteye uğratmak hukuka aykırıdır. Demokratik tepki sınırlarını aşan, çalışma hürriyetini engelleyen ve yasal prosedürlere dayanmayan fiili grev eylemleri himaye göremez.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Dosya kapsamındaki deliller, şahit ifadeleri ve uyuşmazlık süreci detaylı olarak incelendiğinde, olayın başlangıcının metal sektöründe farklı işyerlerinde yapılan ücret artışları sonrasında ortaya çıkan memnuniyetsizliğe dayandığı açıkça saptanmıştır. İşyerinde 01.09.2014 ile 31.08.2017 tarihleri arasında kanunen geçerli ve yürürlükte olan bir toplu iş sözleşmesi halihazırda mevcuttur. İşçiler, ilgili uyuşmazlık döneminde kendi tüzel kişiliği bulunmayan fiili temsilcilerinin tanınması ve iddia ettikleri diğer işyerlerindeki gibi ilave parasal haklar verilmesi yönünde taleplerde bulunmuş, bu talepler yasalar ve mevcut sözleşme çerçevesinde karşılanamayacağı için toplu olarak üretimi durdurma yoluna gitmişlerdir.

Olay günü işyerinde yaklaşık 150 işçinin sabah vardiyasında kart basarak işyerine girmesine rağmen kendi aralarında toplanıp üretimi durdurdukları, işverenin ve yetkililerin iyi niyetli görüşme taleplerini sloganlar atarak geri çevirdikleri tespit edilmiştir. İşçiler aralıksız olarak üç gün boyunca her türlü sağduyu çağrısına, mesajlı ve yazılı uyarılara, disiplin hatırlatmalarına ve cezai sonuçların bildirilmesine rağmen hiçbir şekilde işbaşı yapmayıp işyerini fiilen işgal etmişlerdir. Gerçekleştirilen bu toplu eylem, yasanın aradığı kanuni şartları taşımayan açık bir yasadışı grev niteliğindedir. İşveren eylemin ve zararın büyümesini engellemek adına gerekli tüm iyi niyetli uyarıları yapmış ve sağduyulu davranılması için idari olarak tüm yolları yasalara uygun bir biçimde tüketmiştir.

Eylemin zamanlaması, katılımcıların sayısı, mesai saatlerini kapsaması ve aralıksız üç gün boyunca sürmesi gibi faktörler bir araya getirildiğinde, demokratik hak arayışının ve en önemlisi ölçülülük ilkesinin sınırlarının aşıldığı çok net bir şekilde ortaya konulmaktadır. Mahkemede dinlenen tanık beyanları da eylemin doğrudan işverene karşı bir husumetten ziyade, ilgili işyerinde yetkili olan sendikaya tepki olarak gerçekleştirildiğini, işverenin de eyleme katılan sendikalı veya sendikasız işçiler arasında bir ayrımcılık yaptığına dair herhangi bir somut delil bulunmadığını göstermektedir. Tüzel kişiliği ve yasal dayanağı olmayan bir işçi grubunun hukuki prosedür dışında temsilci olarak tanınmayı beklemesi ve bu uğurda işverenin fabrikasında üretimi günlerce durdurması hukuken korunamaz. Bu bağlamda, işverenin uyarılara uymayan işçilerin iş akitlerini haklı sebeple derhal feshetmesi yasaya tamamen uygundur.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, eylemin ölçülü olmaktan uzak olması ve işveren açısından haklı fesih şartlarının usulüne uygun şekilde oluşması gerekçesiyle yerel mahkemenin verdiği kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: