Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/17014 E. 2016/15574 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/17014 |
| Karar No | 2016/15574 |
| Karar Tarihi | 29.06.2016 |
| Dava Türü | İşe İade ve Sendikal Tazminat |
| Karar Sonucu | Bozma ve Ret |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Kanun dışı grev haklı fesih sebebidir.
- Demokratik eylem hakkı ölçülü kullanılmalıdır.
- Üretimi durduran fiili işgal yasadışıdır.
- Yürürlükteki sözleşmeye karşı eylem korunmaz.
Bu karar, toplu iş sözleşmesinin yürürlükte olduğu bir dönemde işçilerin ücret zammı veya sendika değiştirme gibi taleplerle başlattığı iş bırakma eylemlerinin hukuki sınırlarını açıkça ortaya koymaktadır. Yargıtay, işçilerin barışçıl ve demokratik tepki hakkının varlığını uluslararası sözleşmeler çerçevesinde kabul etmekle birlikte, eylemin ölçülülük sınırını aşarak işverene ve üretime zarar vermemesi gerektiğinin altını çizmiştir. Geçerli bir toplu iş sözleşmesi varken ve yasal grev şartları oluşmadan yapılan iş bırakma eylemi, doğrudan kanun dışı grev olarak nitelendirilmiştir.
Uygulamada özellikle büyük sanayi kollarında sıklıkla karşılaşılan "fiili iş bırakma" tarzı toplu eylemler açısından bu karar son derece kritik bir emsal niteliği taşımaktadır. Çalışanların salt daha iyi şartlar talep etmek veya sendikal tepkilerini göstermek amacıyla yasal prosedürleri izlemeden üretimi günlerce durdurmaları, işverene bildirimsiz ve tazminatsız haklı fesih imkanı tanımaktadır. Mahkemelerin benzer uyuşmazlıklarda eylemin süresine, katılımcı sayısına ve işyerine verdiği fiili zarara bakarak ölçülülük değerlendirmesi yapması gerektiği içtihat altına alınmıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, çalıştığı fabrikada yetkili sendikadan istifa etmesinin ardından işveren ve sendika temsilcileri tarafından kendisine psikolojik baskı (mobbing) uygulandığını, sürekli takip edildiğini, işyerinde "bölücü" gibi dedikodularla yalnızlaştırıldığını belirterek haksız yere işten çıkarıldığı iddiasıyla işe iade ve sendikal tazminat davası açmıştır.
Davalı işveren ise uyuşmazlığın aslında ülke genelindeki metal sektörü ayaklanmalarının fabrikalarına sıçramasıyla başladığını savunmuştur. İşveren, yetkili sendikaya tepki gösteren bir grup işçinin işbaşı yapmayarak yasa dışı şekilde üretimi durdurduğunu, fabrikayı işgal ettiğini ve yapılan tüm sağduyu çağrılarına, yasal uyarılara rağmen eylemin üç gün boyunca sürdürüldüğünü belirtmiştir. Bu sebeple işçilerin iş akitlerinin haklı ve geçerli nedene dayanılarak tazminatsız şekilde feshedildiği öne sürülmüştür.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde mahkemenin temel aldığı düzenlemelerin başında 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m. 58 gelmektedir. İlgili madde uyarınca; işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak işi bırakmaları "grev" olarak tanımlanır. Kanuni grev, ancak toplu iş sözleşmesinin yapılması aşamasında uyuşmazlık çıkması halinde yasal çerçevede uygulanabilir. Kanuni şartlar gerçekleşmeden yapılan tüm grev eylemleri kanun dışı sayılmaktadır.
Anayasanın 51., 54. ve 90. maddeleri ile 87 ve 98 sayılı ILO Sözleşmeleri ve Avrupa Sosyal Şartı hükümleri ışığında, işçilerin bireysel veya toplu iş hukukuna dair haklarını savunmak amacıyla demokratik ve barışçıl toplu eylem hakkı bulunmaktadır. Ancak yerleşik içtihat prensipleri gereğince, bu hakkın kullanımı sınırsız değildir; gerçekleştirilen eylemin işverene özel olarak zarar verme kastı taşımaması ve ölçülülük ilkesine uygun olması şarttır.
Yasa dışı ve ölçüsüz iş bırakma eylemleri nedeniyle üretimin aksaması durumunda, işveren 4857 sayılı İş Kanunu m. 25/II bendi uyarınca iş akdini haklı nedenle derhal feshetme yetkisine sahiptir. Ayrıca Yargıtay'ın 4857 sayılı İş Kanunu m. 20/3 uyarınca yerel mahkeme kararını bozarak doğrudan davanın reddine karar verme yetkisi mevcuttur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay tarafından yapılan incelemede, işyerinde 01.09.2014 – 31.08.2017 tarihleri arasında yürürlükte olan ve tarafları bağlayan bir toplu iş sözleşmesinin bulunduğu tespit edilmiştir. İşçiler tarafından metal sektöründeki diğer firmalarda yapılan ücret artışları gerekçe gösterilerek başlatılan ve üç gün süren üretim durdurma eyleminin, yasal bir kanuni grev hakkının kullanımı olmadığı açıkça saptanmıştır.
İşçilerin, toplu eylem esnasında mevcut sendikanın fabrikadan çıkarılması ve hukuki hiçbir statüsü olmayan kendi seçtikleri gayriresmi sözcülerin işverence tanınması gibi taleplerde bulunduğu, yürürlükteki bir toplu iş sözleşmesi varken bu taleplerin karşılanmasının hukuken imkansız olduğu değerlendirilmiştir. Eylemin zamanlaması, katılımcı sayısı ve üç gün boyunca üretimin engellenmiş olması göz önüne alındığında, bu iş bırakma hareketinin barışçıl eylem ve demokratik tepki sınırlarını aşarak ölçüsüz bir hal aldığı vurgulanmıştır.
Davacı tarafın iddialarının aksine, eylemin doğrudan işverene değil, yetkili sendikaya yönelik olduğu, işverenin eyleme katıldığı tespit edilen tüm çalışanları sendikalı/sendikasız ayrımı gözetmeksizin işten çıkardığı ve sendikal koruma saikiyle hareket ettiğine dair dosyada hiçbir somut delil bulunmadığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla işverenin feshinin haklı sebebe dayandığı anlaşılmıştır.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin yanılgılı değerlendirme ile davanın kabulüne karar vermesini bozarak davanın reddi yönünde karar vermiştir.