Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/26296 E. 2016/20949 K.
Yargıtay 9. HD | 2016/26296 E. | 2016/20949 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/26296 |
| Karar No | 2016/20949 |
| Karar Tarihi | 28.11.2016 |
| Dava Türü | İşe İade ve Sendikal Tazminat |
| Karar Sonucu | Bozma ve Ret |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Kanuni şartları taşımayan grev yasa dışıdır.
- Toplu iş bırakma eylemi ölçülü olmalıdır.
- Tüzel kişiliği olmayan grubun tanınması istenemez.
- Barışçıl eylem sınırı aşıldığında işveren feshi haklıdır.
- Yürürlükteki sözleşmeye rağmen üretimi durdurmak yasa dışıdır.
Bu karar hukuken, yetkili sendikanın bulunduğu ve halihazırda yürürlükte bir toplu iş sözleşmesinin uygulandığı işyerlerinde, işçilerin kanuni prosedürlere uymadan gerçekleştirdikleri toplu iş bırakma eylemlerinin yasa dışı grev niteliğinde olduğunu kesin ve net bir biçimde ortaya koymaktadır. İşçilerin Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış olan demokratik itiraz ve ifade hakları bulunmakla birlikte, bu hakların kullanımının sınırsız olmadığı ve ölçülülük ilkesiyle sıkı sıkıya sınırlandırıldığı bir kez daha vurgulanmıştır. Yargıtay, işyeri işgali, topluca işbaşı yapmama ve üretimi felce uğratma gibi eylemlerin, sırf yetkili sendikaya duyulan tepki amacıyla dahi yapılsa, yasa dışı olduğuna hükmetmiştir. Eylemin barışçıl görünmesi veya işverene doğrudan zarar verme kastı içermemesi dahi bu eylemleri meşru kılmamakta ve işverene haklı fesih imkanı tanımaktadır.
Benzer işçi-işveren uyuşmazlıklarında ve özellikle toplu iş hukuku davalarında bu kararın emsal etkisi son derece büyüktür. Özellikle toplu iş sözleşmesi yasal olarak yürürlükteyken, bir kısım işçilerin kendi aralarında gayri resmi sözcüler seçerek işverenden sözleşme dışı ek maddi haklar talep etmeleri ve bu taleplerin karşılanmaması üzerine üretimi durdurmaları, mahkemeler tarafından tereddütsüz bir şekilde haklı fesih sebebi olarak değerlendirilecektir. Kararın uygulamadaki asıl önemi, barışçıl ve demokratik hak arama hürriyeti ile yasa dışı grev arasındaki o hassas ve ince çizgiyi net bir şekilde belirlemesinden kaynaklanmaktadır. İşçilerin işyerini terk etmeme, slogan atma ve üretimi açıkça engelleme şeklindeki eylemlerinin, ölçülülük ilkesini aştığı hallerde iş güvencesi hükümlerinden hiçbir şekilde yararlanamayacakları bu kararla güçlü bir içtihat haline getirilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, çalıştığı fabrikada yetkili sendikadan istifa ettiği için işveren temsilcileri tarafından kendisine psikolojik baskı ve mobbing uygulandığını iddia ederek işverene karşı dava açmıştır. İşçi, eski sendikasına dönmesi için tehdit edildiğini ve yalnızlaştırıldığını belirterek feshin geçersizliğine, işe iadesine ve sendikal tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
Buna karşılık davalı işveren, işten çıkarmanın sendikal bir baskıdan kaynaklanmadığını, asıl problemin işyerinde gerçekleşen yasa dışı eylemler olduğunu belirtmiştir. İşveren, başka bir fabrikadaki maaş artışlarını emsal gösteren işçilerin üretimi durdurduğunu, fabrikayı işgal ettiğini ve iyi niyetli görüşme taleplerini reddettiklerini ifade etmiştir. Bu nedenlerle, eylemi sonlandırmayan işçilerin yasa dışı grev yaptıkları gerekçesiyle iş sözleşmelerinin haklı nedenle ve tazminatsız olarak feshedildiğini savunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle toplu iş eylemlerinin sınırlarını, kanuni grev ile yasa dışı grev kavramlarını detaylı bir hukuki zemine oturtmuştur. Bu kapsamda mahkeme, temel dayanak olarak 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m. 58 hükmüne başvurmuştur. İlgili maddeye göre; işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak işi bırakmalarına grev denilmektedir. Ancak kanuni grev için aranan zorunlu şartlar gerçekleşmeden yapılan tüm iş bırakma eylemleri kanun dışı grev statüsünde değerlendirilmektedir.
Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, bireysel veya toplu iş hukukuna dair birtakım hakların savunulması için işçilerin demokratik ve barışçıl toplu eylem hakları bulunduğu tartışmasızdır. Bu özgürlükler; Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) 87 ve 98 sayılı Sözleşmeleri, Avrupa Sosyal Şartı ve Anayasa m. 51, m. 54 ve m. 90 hükümleri ile koruma altına alınmıştır. Fakat yüksek mahkeme, bu anayasal ve uluslararası hakların kullanımında eylemin işverene özel olarak zarar verme kastı içermemesinin ve anayasal bir ilke olan ölçülülük sınırları içinde kalmasının zorunlu bir kural olduğunu belirtmiştir.
Bunun yanı sıra, işverenin iş akdini derhal ve tazminatsız olarak feshetme hakkı 4857 sayılı İş Kanunu m. 25/II bendi kapsamında detaylıca değerlendirilmiştir. Yürürlükte olan bağlayıcı bir toplu iş sözleşmesi varken ve yetkili sendika belli iken, işçilerin hukuki dayanaktan yoksun bir şekilde kendi aralarında sözcüler belirleyerek kanuna uygun olmayan taleplerde bulunmaları kabul edilemez bulunmuştur. Doktrin tanımlarına ve Yargıtay'ın yerleşik kararlarına göre; yasadan kaynaklanmayan bir topluluğun işverence tanınmasını istemek ve bu uğurda üretimi aksatarak işyeri huzurunu bozmak, işverene doğrudan 4857 sayılı İş Kanunu m. 25/II uyarınca haklı nedenle fesih hakkı doğurmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, somut olayın özelliklerini derinlemesine incelerken, işyerinde hali hazırda 01.09.2014 ile 31.08.2017 tarihleri arasında yürürlükte olan ve yasal olarak tarafları bağlayan bir toplu iş sözleşmesinin bulunduğunu tespit etmiştir. Olay tarihinde metal sektöründe faaliyet gösteren başka işyerlerinde daha yüksek oranlarda zam yapıldığını duyan işçilerin, kendi işyerlerinde de benzer zam ve sosyal haklar talebiyle ülke çapındaki hareketlenmelerden etkilenerek toplu eylemlere başladıkları anlaşılmıştır. Dosya kapsamındaki tanık beyanlarına ve tutanaklara göre; işçiler tarafından üretimi durdurma ve fabrika binasını işgal ederek işyerini terk etmeme şeklinde gerçekleştirilen bu katı eylemler sebebiyle fabrikanın üretim faaliyeti çok ciddi ölçüde aksamış ve durma noktasına gelmiştir.
Yerel mahkeme her ne kadar işçilerin makine ve teçhizata fiziksel zarar vermemelerini ve giriş çıkışları engellememelerini gerekçe göstererek eylemi barışçıl yollarla yürütülen demokratik bir hak olarak kabul etmişse de, Yargıtay bu hukuki nitelendirmeye kesinlikle katılmamıştır. Yargıtay'ın tespitlerine göre; ancak emniyet güçlerinin müdahalesi ile sona erdirilebilen, fabrika binasından çıkmama ve slogan atarak yönetimin görüşme çağrılarını reddetme şeklindeki toplu iş bırakma eyleminin süresi, zamanlaması ve katılan işçi sayısı göz önüne alındığında, eylemin hukuken korunması gereken ölçülülük sınırlarını çoktan aştığı ve yasa dışı bir boyuta ulaştığı ortadadır.
Bununla birlikte, mahkemece dinlenen tanık ifadelerinden söz konusu eylemin aslında işverene karşı değil, o dönem işyerinde yetkili olan sendikanın tutumuna karşı başlatıldığı net bir biçimde belirlenmiştir. İşçilerin, yasal olarak yetkili sendikanın temsilcilerinin odalarının kaldırılmasını ve kendilerinin seçtiği tüzel kişiliği dahi bulunmayan bir grubun muhatap ve temsilci olarak tanınmasını istemeleri hukuken hiçbir şekilde mümkün bulunmamıştır. İşverenin böylesine yasa dışı bir talebi kabul etmesi beklenemeyeceği gibi, yürürlükteki fesih prosedürünü uygulayarak yasa dışı eyleme katılan işçilerin iş sözleşmelerini feshetmesi işverenin en doğal ve haklı hakkı olarak görülmüştür. Yapılan incelemelerde, işverenin sendikal ayrımcılık yaptığına veya sendikalı işçileri koruduğuna dair en ufak bir somut delil de bulunamamıştır.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, işçilerin gerçekleştirdiği toplu eylemin yasa dışı grev niteliğinde olduğu ve işveren tarafından yapılan feshin haklı nedene dayandığı yönünde karar vererek yerel mahkeme kararını bozmuştur.