Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/26297 E. 2016/20950 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/26297 |
| Karar No | 2016/20950 |
| Karar Tarihi | 28.11.2016 |
| Dava Türü | İşe İade ve Sendikal Tazminat |
| Karar Sonucu | Bozma ve Ret |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Kanuni grev şartları oluşmadan yapılan grev kanundışıdır.
- Toplu eylemler işverene zarar verme kastı içermemelidir.
- İşçi eylemleri ölçülülük ilkesine uygun ve barışçıl olmalıdır.
- İşyerini işgal eylemi haklı fesih nedenidir.
Bu karar, işyerinde sendika değişikliği veya toplu iş sözleşmesi süreçlerinde işçiler tarafından gerçekleştirilen toplu iş bırakma ve işyeri işgali eylemlerinin hukuki niteliğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Yargıtay, yürürlükte bir toplu iş sözleşmesi varken işçilerin kanuni grev koşulları oluşmadan üretimi durdurmasını ve fabrikayı terk etmemesini kanun dışı grev ve ölçüsüz bir eylem olarak tanımlamıştır. Karar, demokratik tepki ve barışçıl eylem hakkının sınırlarını çizerek, işverene zarar verme kastı taşıyan ve çalışma barışını bozan tutumların hukuken korunmayacağını açıkça göstermektedir.
Benzer iş uyuşmazlıklarında bu karar, işverenin fesih hakkının sınırları ve işçilerin toplu eylem hakkının ölçülülüğü konusunda bağlayıcı bir emsal teşkil etmektedir. Özellikle sendikal rekabetin yaşandığı ve toplu iş sözleşmesi prosedürlerinin devam ettiği işyerlerinde, işçilerin yasal dayanağı olmayan temsilci tanınması gibi taleplerle üretimi durdurması, işverene haklı nedenle derhal fesih imkanı vermektedir. Uygulamada iş mahkemeleri, toplu eylemlerin barışçıl olup olmadığını, süresini, katılımcı sayısını ve işverenin mülkiyet ile girişim özgürlüğüne orantısız bir müdahale oluşturup oluşturmadığını bu karardaki kriterler ışığında değerlendirecektir. Bu bağlamda karar, iş hukukunda mülkiyet hakkı ile sendikal haklar arasındaki dengeyi sağlaması açısından büyük bir öneme sahiptir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, çalıştığı fabrikada yetkili sendikadan istifa ettikten sonra işveren temsilcileri ve sendika yetkilileri tarafından kendisine ve arkadaşlarına sürekli baskı yapıldığını, tuvalete gitmelerinin bile engellendiğini, haklarında dedikodular çıkarılarak psikolojik şiddet (mobbing) uygulandığını iddia ederek dava açmıştır. İşçi, bu baskılar sonucunda iş sözleşmesinin haksız yere feshedildiğini belirterek feshin geçersiz sayılmasını, işe iadesini ve sendikal tazminat ödenmesini talep etmiştir.
Buna karşılık davalı işveren ise, işyerinde diğer fabrikalardaki eylemlerden etkilenen bir grup işçinin yasa dışı yollarla iş bıraktığını, üretimi durdurarak fabrikayı işgal ettiğini ve tüm uyarılara rağmen eyleme son vermediklerini belirtmiştir. İşveren, yaşanan bu yasa dışı grev ve işgal eylemi sebebiyle işçilerin iş sözleşmelerinin haklı nedenle ve tazminatsız olarak feshedildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yüksek Mahkeme, uyuşmazlığı incelerken öncelikle grev ve toplu eylem haklarının yasal sınırlarını düzenleyen 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m.58 hükmünü temel almıştır. Bu maddeye göre, işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak işi bırakmaları grev olarak tanımlanmıştır. Kanuni grev için aranan şartlar gerçekleşmeden yapılan her türlü iş bırakma eylemi kanun dışı grev statüsündedir.
Somut olayda işyerinde halihazırda yürürlükte olan bir toplu iş sözleşmesi bulunması nedeniyle uyuşmazlığın kanuni bir grev hakkı çerçevesinde değerlendirilemeyeceği kuralı benimsenmiştir. Mahkeme, işçilerin bireysel veya toplu iş hukukuna dair haklarını savunmak amacıyla demokratik ve barışçıl toplu eylem yapma hakları bulunduğunu, bu hakkın 87 ve 98 sayılı ILO Sözleşmeleri, Avrupa Sosyal Şartı ve Anayasa'nın sendikal hakları güvence altına alan hükümleri gereği olduğunu vurgulamıştır.
Ancak bu hakkın kullanımında yerleşik içtihat prensipleri gereğince belirli sınırlar mevcuttur. Eylemin işverene özel olarak zarar verme kastı içermemesi ve ölçülülük ilkesine uygun olması şarttır. Eylemin zamanlaması, katılımcı sayısı, süresi ve içeriği bu ölçülülük değerlendirmesinde kıstas alınır. İşçilerin, işverenden tüzel kişiliği bulunmayan ve yasadan kaynaklanmayan gayri resmi bir topluluğun temsilcilerini tanımasını beklemesi ve bu uğurda işyerini işgal etmesi, 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında haklı fesih prosedürlerinin işletilmesi için geçerli bir hukuki zemin olarak kabul edilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, dosyadaki bilgi ve belgeleri incelediğinde davalıya ait işyerinde gerçekleşen olayların sıradan bir barışçıl protesto sınırlarını aştığını tespit etmiştir. İncelemelere göre, metal sektöründeki diğer fabrikalarda yaşanan olaylardan etkilenen işçiler, kendi işyerlerinde de üretimi durdurarak işbaşı yapmamış ve fabrikayı terk etmeyerek işgal eylemi gerçekleştirmiştir. Emniyet güçlerinin müdahalesi ile ancak sona erdirilebilen bu fabrika binasından çıkmama eyleminin; zamanlaması, katılımcı sayısı ve günlerce sürmesi dikkate alındığında ölçülü olmaktan tamamen uzak olduğu belirlenmiştir.
Ayrıca, dinlenen tanık beyanlarından söz konusu eylemlerin doğrudan davalı işverene yönelik olmadığı, işçilerin üyesi oldukları ilgili sendikaya karşı bir tepki niteliği taşıdığı açıkça anlaşılmıştır. İşçilerin eyleme dayanak olarak ileri sürdükleri; mevcut sendika temsilcilerinin odalarının kaldırılması ve kendi seçtikleri resmi olmayan sözcülerin tanınması gibi taleplerin, yetkili bir sendikanın ve yürürlükte olan bir toplu iş sözleşmesinin bulunduğu bir ortamda hukuken karşılanması mümkün değildir.
İşverenin, yasadan kaynaklanmayan bir topluluğun temsilcilerini muhatap almasının beklenemeyeceği, işverence eyleme katılan işçiler hakkında toplu iş sözleşmesindeki feshe ilişkin prosedürlerin işletilmesinin haklı olduğu vurgulanmıştır. Dosya kapsamında işverenin, sendikalı işçiler ile sendikasız işçiler arasında ayrımcılık yaptığına veya yetkili sendikayı korumaya yönelik dahli bulunduğuna dair somut hiçbir delil elde edilememiştir. Bu tespitler ışığında, işverenin iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği kabul edilerek yerel mahkemenin verdiği işe iade kararı hatalı bulunmuştur.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, davalı işverenin haklı nedenle iş akdini feshettiği yönünde karar vererek ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.