Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/17289 E. 2016/15578 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/17289 |
| Karar No | 2016/15578 |
| Karar Tarihi | 29.06.2016 |
| Dava Türü | İşe İade |
| Karar Sonucu | Bozma ve Ret |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Kanuni grev şartları taşımayan iş bırakma yasadışıdır.
- Barışçıl eylem hakkı ölçülülük sınırlarını aşmamalıdır.
- İşverene zarar veren orantısız eylemler fesih nedenidir.
- Yürürlükteki sözleşme varken yasadışı taleplerde bulunulamaz.
Bu karar, işçilerin sendikal itirazlar ve salt ücret artışı beklentisiyle gerçekleştirdikleri toplu iş bırakma eylemlerinin hukuki sınırlarını net bir şekilde çizmektedir. Toplu iş sözleşmesinin yürürlükte olduğu bir dönemde, işçilerin yasal grev prosedürlerini hiçbir şekilde işletmeksizin üretimi durdurmaları ve günlerce işyerini terk etmemeleri kanun dışı grev olarak nitelendirilmiştir. İşveren açısından bu durum, yönetim hakkını ağır şekilde ihlal eden ve haklı nedenle derhal fesih hakkı doğuran bir eylem olarak kabul görmüştür.
Benzer davalardaki emsal etkisi, işçilerin demokratik tepki ve barışçıl eylem hakkı ile işverenin üretim dengesi arasındaki hassas çizginin Yargıtay nezdinde nasıl korunduğunun göstergesidir. Demokratik hak arayışı kapsamında değerlendirilebilecek eylemlerin mutlaka ölçülü olması ve işverene özel olarak zarar verme kastı taşımaması gerektiği vurgulanmıştır. Uygulamada, işçilerin yasal dayanaktan yoksun taleplerle uzun süreli ve ölçüsüz şekilde işi durdurmalarının iş güvencesi kapsamı dışında kalacağı, bu bağlamda eylemlerin ölçülülük sınırını aşması halinde işverene tazminatsız fesih imkanı tanıyacağı yönünde son derece güçlü bir içtihat oluşturmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, çalıştığı fabrikada yetkili sendikadan istifa süreci sonrasında kendisine ve arkadaşlarına işveren ile sendika temsilcileri tarafından çeşitli şekillerde mobbing uygulandığını ve nihayetinde iş sözleşmesinin haksız yere feshedildiğini ileri sürerek işverene karşı işe iade davası açmıştır. Davacı, bu iddialarına dayanarak sendikal tazminat ile birlikte işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı işveren ise feshin mobbing veya sendikal nedene dayanmadığını, ülke genelinde metal sektöründe artış gösteren yasadışı eylemlerin kendi işyerlerine de sıçradığını savunmuştur. İşverenin beyanlarına göre, işyerinde hali hazırda yürürlükte olan bir toplu iş sözleşmesi bulunmasına rağmen, bir grup işçi üretimi tamamen durdurarak üç gün boyunca işyerini adeta işgal etmiş, iyi niyetli tüm uzlaşma çağrılarına ve uyarılarına rağmen işbaşı yapmamıştır. Bu yasadışı, zarar verici ve ölçüsüz eylem nedeniyle işçilerin sözleşmelerinin son çare olarak tazminatsız şekilde feshedildiği iddia edilmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkeme, işçi ve işveren arasındaki bu uyuşmazlığı çözerken öncelikle 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m.58 düzenlemesine dayanmıştır. Söz konusu kanun maddesine göre, işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak işi bırakmaları grev olarak tanımlanır. Ancak kanuni grev için aranan katı şartlar gerçekleşmeden yapılan her türlü toplu iş bırakma eylemi kanun dışı grev niteliğindedir. Somut uyuşmazlıkta da işyerinde yürürlükte olan bir toplu iş sözleşmesi mevcuttur ve ortada yasal olarak alınmış bir grev kararı bulunmamaktadır.
Bununla birlikte, Anayasa'nın 51., 54. ve 90. maddeleri ile 87 ve 98 sayılı ILO Sözleşmeleri ve Avrupa Sosyal Şartı kuralları gereğince, işçilerin bireysel veya toplu iş hukukuna dair bazı haklarını savunmak amacıyla demokratik ve barışçıl toplu eylem hakları bulunduğu doktrin ve yerleşik içtihatlarda kabul edilmektedir. Ancak bu barışçıl eylem hakkının hukuka uygun bir mazeret olarak kabul edilebilmesi için eylemin ölçülü olması ve işverene özel olarak zarar verme kastı içermemesi şarttır. Ölçülülük ilkesi aşılır ve işverenin mülkiyet ya da yönetim hakkı ihlal edilirse bu eylem yasal koruma görmez.
Öte yandan, davadaki yargılama sürecinin usulü boyutu 4857 sayılı İş Kanunu m.20/3 hükmüne dayandırılmıştır. İlgili yasa maddesi uyarınca Yargıtay dairesi, yerel mahkemenin verdiği kararı hukuka aykırı bularak bozduğunda, davanın esası hakkında kesin olarak kendisi karar verme yetkisine sahiptir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, dosya kapsamındaki tüm iddiaları, delilleri ve tanık beyanlarını detaylıca inceleyerek, yerel mahkemenin feshin geçersizliğine dair verdiği kararın somut olayın gerçekleriyle bağdaşmadığı gerekçesiyle hukuka aykırı bulmuştur. Mahkemenin tespitlerine göre, işyerinde önceden imzalanmış ve 01.09.2014 – 31.08.2017 tarihleri arasında yürürlükte olan bir toplu iş sözleşmesi hali hazırda bulunmaktadır. İşçilerin katıldığı ve tam üç gün süren toplu iş bırakma eyleminin zamanlaması, katılımcı sayısı ve üretim kaybına yol açan uzun süresi dikkate alındığında, bu hareketin basit bir demokratik tepki sınırlarını aşarak ölçülü olmaktan tamamen uzaklaştığı tespit edilmiştir.
İşçilerin eylem yaparken işverene karşı ileri sürdükleri talepler; sendika temsilcilerinin odalarının fiilen kaldırılması ve yasal hiçbir dayanağı olmayan temsilcilerin protokol ile tanınması gibi unsurlar içermektedir. Bu talepler, yetkili bir sendikanın bulunduğu ve toplu iş sözleşmesinin hukuken devam ettiği bir işyerinde kabul edilmesi veya karşılanması mümkün olmayan niteliktedir. Davalı işveren, yasadışı eylemlere ve devamsızlığa karşı tüm uyarılara rağmen sonuç alamayınca yasal fesih prosedürlerini işletmiş, eyleme katıldığı saptanan işçileri işten çıkararak eşit işlem borcuna da uygun davranmıştır. İşverenin, sendikalı işçiler lehine ayrım yaptığına veya sendikayı korumaya dönük özel bir kastı olduğuna dair hiçbir somut delil bulunamamıştır. Aksine, iş bırakma eyleminin işverenin uygulamalarından ziyade doğrudan doğruya yetkili sendikaya yönelik bir tepki olarak doğduğu tanık beyanlarıyla da teyit edilmiştir.
Tüm bu yaşananlar ışığında, işyerinde üretimi sekteye uğratan ve işverene açıkça maddi zarar veren eylemlerin barışçıl niteliğini kaybettiği ortadadır. Yasadışı nitelikteki eylemleri sürdürerek üretimi durduran işçiler karşısında, işverenin iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği kanaatine varılmıştır. Yerel mahkemenin işçilerin barışçıl eylem yaptığına ve bu davranışların ölçülülük kapsamında kaldığına dair değerlendirmesi yanılgılı ve hukuki dayanaktan yoksun bulunmuştur. Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, işverenin haklı nedenle iş akdini feshettiğini kabul ederek yerel mahkemenin kararını bozmuştur.