Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2016/17290 E. | 2016/15579 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2016/17290 E. 2016/15579 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/17290
Karar No 2016/15579
Karar Tarihi 29.06.2016
Dava Türü İşe İade ve Sendikal Tazminat
Karar Sonucu Bozma ve Davanın Reddi
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Kanun dışı grev haklı fesih nedenidir.
  • Barışçıl olmayan toplu eylemler ölçülülük ilkesini ihlal eder.
  • TİS yürürlükteyken yasadışı iş bırakma eylemi yapılamaz.
  • İşverene zarar veren devamsızlık haklı fesih sebebidir.

Bu karar, toplu iş hukukunun en temel kurumlarından biri olan grev hakkının yasal sınırları ve işçilerin toplu eylem haklarının ölçülülük ilkesi kapsamında nasıl ele alınması gerektiği hususunda hukuken büyük önem taşımaktadır. Yargıtay, işçilerin salt ücret artışı beklentisiyle başlattıkları iş bırakma eylemlerinin, halihazırda yürürlükte olan bağlayıcı bir toplu iş sözleşmesi (TİS) varken kanuni grev güvencesinden yararlanamayacağını net bir biçimde ortaya koymuştur. İşverene özel olarak zarar verme kastı taşıyan, işgal niteliğine bürünen ve işyerinde üretim faaliyetlerini önemli ölçüde aksatan eylemlerin ölçüsüz olduğu hukuk düzenince kabul edilmiştir.

Benzer davalarda emsal etkisi taşıyan bu içtihat, sendikalı işyerlerinde ortaya çıkan fiili durumların ve yasa dışı olarak nitelendirilen grev eylemlerinin işverene derhal ve tazminatsız fesih imkânı tanıdığını kesinleştirmektedir. Uygulamadaki en belirgin önemi, işçinin barışçıl toplu eylem hakkı ile işverenin üretim, mülkiyet ve yönetim hakkı arasındaki hassas dengenin korunmasında yatmaktadır. Eylemin barışçıl niteliğini tamamen kaybettiği, üretime fiziki engellerin çıkarıldığı ve ölçülülük sınırının aşıldığı durumlarda, işverenin sözleşmeyi fesih hakkının meşru olarak doğduğu tescillenerek, çalışma barışını güvence altına alan kalıcı ve emsal bir standart oluşturulmuştur.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, çalıştığı fabrikada yetkili sendikadan istifa eden işçilere yönelik işveren temsilcileri ve sendika yetkilileri tarafından doğrudan mobbing (psikolojik baskı) uygulandığını iddia etmiştir. Bu süreçte sendikadan istifa eden işçilerin yeniden sendikaya dönmeye zorlandığı, yalnızlaştırıldığı ve nihayetinde iş sözleşmelerinin haksız yere feshedildiği öne sürülerek feshin geçersizliğine, işe iadeye ve sendikal tazminata karar verilmesi talep edilmiştir.

Davalı işveren ise işyerinde bir kısım işçinin başka fabrikalardaki sözleşmeleri emsal alarak haksız ücret artışı talebiyle yasa dışı iş bırakma eylemi başlattığını, üretimin durdurularak fabrikanın işgal edildiğini savunmuştur. İşveren, iyi niyetli görüşme çağrılarının yanıtsız bırakıldığını, eylemin barışçıl olmadığını ve işçilerin uyarılara rağmen eylemi sürdürmeleri üzerine iş sözleşmelerinin yasalara uygun olarak haklı nedenle tazminatsız feshedildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan hukuki kuralların başında, işverenin iş sözleşmesini haklı nedenle derhal fesih hakkını düzenleyen 4857 sayılı İş Kanunu m. 25/II hükümleri gelmektedir. İlgili madde uyarınca, işçilerin ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan halleri, işverenin işin güvenliğini tehlikeye düşüren eylemleri ve mazeretsiz olarak devamsızlık yapmaları durumunda işverenin iş akdini tazminatsız olarak derhal feshetme hakkı yasal bir güvence altındadır.

Bununla birlikte, gerçekleştirilen eylemin hukuki niteliğini belirleyen en temel norm 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m. 58 hükmüdür. Bu yasa maddesine göre; işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak işi bırakmalarına grev denilmektedir. Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması hâlinde kanun hükümlerine uygun olarak yapılan grev "kanuni grev" niteliğindedir. Ancak, kanuni grev için aranan bu yasal şartlar gerçekleşmeden yapılan her türlü iş bırakma eylemi doğrudan "kanun dışı grev" statüsünde kabul edilir.

Uluslararası hukuk ve temel haklar çerçevesinde, 87 ve 98 sayılı ILO Sözleşmeleri, Avrupa Sosyal Şartı ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 51., 54. ve 90. maddeleri uyarınca işçilere barışçıl toplu eylem hakkı tanınmaktadır. Ancak Yargıtay’ın yerleşik içtihat prensiplerine göre bu hakkın kullanımı sınırsız değildir. Toplu eylem hakkının hukuken meşru sayılabilmesi için eylemin mutlaka barışçıl yollarla yapılması, işverene veya işyerine özel olarak zarar verme kastı taşımaması ve ölçülülük ilkesine katı bir biçimde uyması zorunludur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin feshin geçersizliğine ilişkin davanın kabulü yönündeki kararını hukuki açıdan detaylı bir şekilde inceleyerek, somut uyuşmazlıkta işçilerin gerçekleştirdiği eylemin yasal boyutlarını değerlendirmiştir. Yapılan tespitte, işyerinde 01.09.2014 ile 31.08.2017 tarihleri arasında halihazırda yürürlükte olan bağlayıcı bir toplu iş sözleşmesinin bulunduğu görülmüştür. Bu sözleşme yürürlükteyken, işçilerin başka fabrikalardaki ücret artışlarını emsal göstererek ve sendika temsilcilerinin değiştirilmesini talep ederek başlattıkları iş bırakma eyleminin, yasal bir dayanağı olmayan kanun dışı bir grev olduğu açıkça belirlenmiştir.

Yargıtay, eylemin zamanlaması, eyleme katılan işçi sayısının fazlalığı ve iş bırakmanın üç gün boyunca kesintisiz olarak devam etmesi olgularını dikkate alarak, gerçekleşen eylemin demokratik hak arama sınırlarını tamamen aştığını ve hukukun temel prensibi olan ölçülülük ilkesinden uzaklaştığını vurgulamıştır. İşçilerin üretim faaliyetini kasıtlı olarak durdurmaları, işbaşında olmamalarına rağmen işyerini terk etmeyerek işgal etmeleri ve işveren yetkililerinin tüm iyi niyetli görüşme çağrılarını "ölmek var dönmek yok" şeklinde sloganlarla reddetmeleri, eylemin barışçıl niteliğini kaybettiğinin kesin kanıtı olarak değerlendirilmiştir.

Ek olarak, tanık beyanlarına ve dosya delillerine göre iş bırakma eyleminin doğrudan işverene değil, aslında yetkili sendikaya yönelik bir tepki olarak ortaya çıktığı saptanmıştır. Yürürlükte bir toplu iş sözleşmesi varken işçilerin yasal dayanağı bulunmayan kendi temsilcilerini işverene zorla kabul ettirmeye çalışmaları hukuken korunmamıştır. Ayrıca işverenin, eyleme katılan işçiler açısından sendikalı veya sendikasız ayrımı yaparak mobbing uyguladığına dair somut hiçbir delil elde edilememiştir.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, kanun dışı grev ve ölçüsüz eylem nedeniyle işverenin haklı fesih hakkının doğduğu yönünde kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: