Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/17291 E. 2016/15580 K.
Yargıtay 9. HD | 2016/17291 E. | 2016/15580 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/17291 |
| Karar No | 2016/15580 |
| Karar Tarihi | 29.06.2016 |
| Dava Türü | İşe İade ve Sendikal Tazminat |
| Karar Sonucu | Bozma ve Ret |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Kanun dışı grev haklı fesih nedenidir.
- Demokratik eylem hakkı ölçülülük sınırını aşmamalıdır.
- Eylemin işverene zarar verme kastı değerlendirilmelidir.
- Yasa dışı talepler barışçıl eylem korumasından yararlanamaz.
Bu karar hukuken, işçilerin anayasal ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan barışçıl toplu eylem hakları ile yasa dışı grev kavramı arasındaki ince çizgiyi belirlemesi açısından büyük bir öneme sahiptir. İşçilerin mevcut yetkili sendikaya tepki göstermek amacıyla başlattıkları ve üretimi durduran fiili eylemler, işverenin kontrolü dışındaki bir uyuşmazlıktan kaynaklanmasına rağmen işverene zarar verdiği noktada kanun dışı grev olarak nitelendirilmiştir. Karar, eylemin ölçülülük ilkesine aykırı olması ve makul süreyi aşarak üç gün boyunca üretimi durdurması durumunda, demokratik eylem hakkı korumasının ortadan kalkacağını açıkça ortaya koymaktadır.
Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, özellikle sendikal rekabet veya mevcut sendikaya tepki nedeniyle ortaya çıkan toplu iş bırakma eylemlerinde işverenin fesih hakkının sınırlarını çizmesidir. Uygulamadaki önemi, çalışanların sırf sendikal özgürlüklerini kullandıkları iddiasıyla her türlü toplu eylemi meşrulaştıramayacak olmalarıdır. Eğer işçilerin talepleri, yürürlükteki toplu iş sözleşmesi çerçevesinde hukuken karşılanması imkansız taleplerse ve bu uğurda işyerinde üretim önemli ölçüde aksatılıyorsa, işverenin iş akdini haklı nedenle feshetmesi hukuka uygun kabul edilmektedir. Bu yönüyle karar, hem iş barışının sağlanması hem de işletmelerin ekonomik zarar görmesini engellemek adına son derece yol göstericidir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, işyerinde yetkili olan sendikadan istifa etmesi nedeniyle işveren ve sendika temsilcileri tarafından kendisine psikolojik baskı uygulandığını, bu baskılara boyun eğmeyince iş sözleşmesinin haksız bir şekilde feshedildiğini ileri sürerek işe iade ve sendikal tazminat talebiyle dava açmıştır. İşveren ise feshin sendikal bir baskıdan kaynaklanmadığını, işyerinde yetkili sendikaya tepki olarak bir grup işçinin yasa dışı şekilde üretimi durdurduğunu ve uyarılara rağmen eyleme son vermediklerini savunmuştur. İşveren, eylemin ölçüsüz bir boyut kazandığını, üretimin üç gün boyunca aksadığını ve işçilerin hukuken yerine getirilmesi imkansız taleplerde bulunduklarını belirterek, iş akitlerinin haklı nedenle derhal feshedildiğini iddia etmiştir. Uyuşmazlığın temelini, işçilerin eyleminin barışçıl hak arama hürriyeti kapsamında kalıp kalmadığı oluşturmaktadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı en temel kuralların başında 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m. 58 gelmektedir. İlgili madde, işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak işi bırakmalarını "grev" olarak tanımlamaktadır. Kanuni grev için aranan yasal şartların gerçekleşmemesi durumunda yapılan her türlü toplu iş bırakma eylemi "kanun dışı grev" statüsüne girmektedir. Aynı kanunun 70. maddesi, kanun dışı greve katılan işçilerin iş sözleşmelerinin işverence haklı nedenle feshedilebileceğini düzenler.
Bununla birlikte mahkeme, uluslararası hukuk normlarını da uyuşmazlığın çözümünde değerlendirmiştir. 87 ve 98 sayılı ILO Sözleşmeleri, Avrupa Sosyal Şartı ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 51, 54 ve 90 hükümleri gereğince, işçilerin bireysel veya toplu iş hukukuna dair haklarını savunmak için demokratik ve barışçıl toplu eylem hakkına sahip oldukları kabul edilmektedir.
Ancak yerleşik içtihat prensipleri uyarınca, anayasal ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan bu eylem hakkı sınırsız değildir. Bir eylemin demokratik hak arama özgürlüğü çerçevesinde korunabilmesi için, işverene doğrudan zarar verme kastı içermemesi ve ölçülülük ilkesine uygun olması zorunludur. Eylemin barışçıl sınırları aşıp yasaların emredici hükümlerini ihlal etmesi ve ölçüsüz bir üretim kaybına yol açması durumunda, 4857 sayılı İş Kanunu m. 25/II uyarınca işverenin ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller kapsamında tazminatsız ve bildirimsiz fesih hakkı doğmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yerel mahkeme, işçilerin eyleminin işverene karşı doğrudan bir zarar verme kastı taşımadığını, makinelerin tahrip edilmediğini ve eylemin barışçıl yollarla yürütülüp ölçülülük kapsamında kaldığını değerlendirerek davanın kabulüne karar vermişse de, Yargıtay bu tespite katılmamıştır. Dosya kapsamındaki somut deliller ve tanık beyanlarına göre, otomotiv ve metal sektöründe başlayan eylemlerin davalı işyerine de yansıdığı ve işyerinde üretimin tamamen durmasına sebebiyet verdiği açıktır.
Somut olayda, işyerinde 01.09.2014 ile 31.08.2017 tarihleri arasında geçerli olan yasal bir toplu iş sözleşmesi mevcuttur. İşçilerin eylem yapma gerekçesi işverenin haksız bir tutumu değil, doğrudan kendi üyesi oldukları yetkili sendikaya yönelik bir tepkidir. Eylemcilerin, yürürlükteki bir toplu iş sözleşmesi varken mevcut sendikanın temsilcilik odasının kaldırılması ve kayıt dışı seçilen işçi sözcülerinin işverence muhatap alınması gibi hukuken karşılanması kesinlikle imkansız talepleri dayattığı görülmüştür. Yargıtay incelemesinde, üç gün boyunca aralıksız devam eden üretim durdurma eyleminin, katılan işçi sayısı, defalarca yapılan uyarılara rağmen ısrarla sürdürülmesi ve eylemin genel zamanlaması birlikte değerlendirildiğinde barışçıl bir hak arayışından ziyade ölçüsüz ve yasa dışı bir boyuta ulaştığı tespit edilmiştir.
İşverenin olaylar sırasında tüm işçilere iyi niyetli görüşme çağrıları yaptığı, hukuken karşılanabilecek maddi taleplere ilişkin destek ödemeleri sağladığı, eylemin sonlandırılması için makul bir süre tanıdığı saptanmıştır. Buna rağmen eylemin sürdürülerek şirket ve ülke ekonomisine zarar verilme riskinin oluştuğu, telafisi imkansız sonuçların doğabileceği görülmüştür. Ayrıca davalı işverenin, sendikadan istifa eden işçiler aleyhine mobbing yaptığına veya sendika lehine bir ayrımcılık yürüttüğüne dair dosyada hiçbir somut kanıt bulunmamaktadır. Tüm bu hususlar ışığında işverenin kanuni prosedürleri izleyerek gerçekleştirdiği feshin hukuka uygun olduğu anlaşılmıştır.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, eylemin ölçüsüz olduğu ve işverenin fesih işleminin haklı nedene dayandığı gerekçesiyle yerel mahkeme kararını bozmuştur.