Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/26301 E. 2016/20954 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/26301 |
| Karar No | 2016/20954 |
| Karar Tarihi | 28.11.2016 |
| Dava Türü | İşe İade |
| Karar Sonucu | Bozma ve Ret |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Kanuni grev şartları oluşmadan yapılan grev yasadışıdır.
- İşyeri işgali hak arama özgürlüğü kapsamında korunamaz.
- Ölçüsüz eylemler işverene haklı nedenle fesih imkanı verir.
- Yürürlükteki sözleşmeye rağmen yeni temsilci talebi dayatılamaz.
Bu karar, işçilerin hak arama hürriyeti ve sendikal itirazlar kapsamında gerçekleştirdikleri fiili eylemlerin sınırlarını net bir biçimde çizmektedir. Sendika değiştirmek veya mevcut sendikaya tepki göstermek amacıyla başlatılan iş bırakma ve fabrikayı terk etmeme gibi toplu eylemlerin, yürürlükte bir toplu iş sözleşmesi varken kanuni grev olarak değerlendirilemeyeceği açıkça vurgulanmıştır. Yargıtay, işçilerin barışçıl ve demokratik tepki haklarını uluslararası sözleşmeler kapsamında teorik olarak kabul etmekle birlikte, üretimi kasten durdurma ve uyarıya rağmen işyerinden ayrılmama şeklindeki eylemlerin hukuki koruma kalkanından yoksun kalarak ölçülülük ilkesini aştığını, dolayısıyla işverenin bu durumdaki feshini yasal ve haklı hale getirdiğini ortaya koymaktadır.
Benzer nitelikteki işçi eylemleri açısından bu karar oldukça güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Özellikle sendikal rekabetin yaşandığı fabrikalarda, yetkili sendikaya tepki amacıyla yasal dayanaktan yoksun toplu iş bırakma eylemlerine katılan işçilerin, iş güvencesi hükümlerinden faydalanamayacağı ve haklı nedenle tazminatsız işten çıkarılabileceği kesinleşmiştir. Uygulamada işverenler, toplu iş sözleşmesi prosedürlerine tamamen aykırı hareket eden ve işyerinde üretimi sekteye uğratan işçilere karşı fesih hakkını kullanırken bu karara dayanabileceklerdir. İşçilerin hak arayışlarını kanunla belirlenmiş meşru sınırlar içinde yürütmeleri gerektiği, aksi takdirde en temel hakları olan iş güvencesi ve tazminatlarını tamamen kaybedebilecekleri yönünde kesin bir hukuki sınır belirlenmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, çalıştığı fabrikada yetkili sendikadan istifa ettiği için kendisine işveren ve sendika temsilcileri tarafından baskı (mobbing) uygulandığını, çeşitli dedikodularla yalnızlaştırıldığını ve psikolojik tacize maruz kaldığını belirterek, iş sözleşmesinin haksız şekilde feshedilmesi nedeniyle işe iade davası açmıştır. Davalı işveren ise işçilerin yetkili sendikaya tepki göstermek amacıyla işi bırakıp üretimi durdurduğunu, "ölmek var dönmek yok" sloganlarıyla işyerini işgal ettiklerini savunmuştur. İşveren, yasal olmayan yollarla kendi temsilcilerinin tanınmasını isteyen işçilerin yasadışı grev yaptığını, defalarca uyarılmalarına rağmen eyleme son vermemeleri nedeniyle işten çıkarıldıklarını ifade etmiştir. Taraflar arasındaki temel uyuşmazlık, işçinin gerçekleştirdiği bu eylemin demokratik bir hak arayışı mı yoksa işverene haklı fesih imkanı veren yasadışı bir grev mi olduğu noktasında toplanmaktadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemenin ve Yargıtay'ın uyuşmazlığı çözerken dayandığı temel hukuki düzenlemeler, işçi ve işveren ilişkilerinin temelini oluşturan yasa maddelerinden oluşmaktadır. Özellikle toplu eylemler söz konusu olduğunda 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m. 58 hükmü büyük önem taşır. Bu madde, işçilerin aralarında anlaşarak veya bir kuruluşun kararına uyarak, topluca çalışmamak suretiyle işyerindeki faaliyeti durdurmak veya önemli ölçüde aksatmak amacıyla işi bırakmalarını grev olarak tanımlamaktadır. Kanuni grev ise, ancak toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde belli yasal şartlar dahilinde yapılabilmektedir. Kanuni grev için aranan bu yasal şartlar gerçekleşmeden yapılan her türlü iş bırakma eylemi ise açıkça "kanun dışı grev" olarak nitelendirilir.
Bununla birlikte uyuşmazlıkta, 4857 sayılı İş Kanunu m. 25/II bendi kapsamında yer alan "Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri" düzenlemesi işverenin haklı fesih yetkisinin yasal dayanağını oluşturur. İşçilerin yasadışı bir eyleme katılmaları, işyerinin huzur ve düzenini bozmaları, üretimi kasten durdurmaları bu madde çerçevesinde işverene bildirimsiz ve tazminatsız derhal fesih hakkı vermektedir.
Yerleşik içtihat prensipleri doğrultusunda işçilerin demokratik ve barışçıl toplu eylem hakları ILO Sözleşmeleri, Avrupa Sosyal Şartı ve Anayasa ile korunmakta ise de, bu hakkın kullanımı mutlaka ölçülü olmalı ve işverene kasten zarar verme amacı taşımamalıdır. Yargıtay kararlarında sıkça vurgulanan ölçülülük ilkesi, eylemin zamanlaması, süresi ve katılımcı sayısı gibi faktörlere göre değerlendirilir. Yürürlükte olan bir toplu iş sözleşmesinin varlığına rağmen yetkili sendika dışındaki gayri resmi temsilcilerin tanınmasını istemek hukuken korunacak bir hak olarak kabul görmez.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, dosyadaki delilleri ve tanık beyanlarını inceleyerek yerel mahkemenin feshin geçersizliğine ilişkin kararını detaylı bir hukuki değerlendirmeye tabi tutmuştur. Tespitlere göre; davalı işyerinde 01.09.2014 ile 31.08.2017 tarihleri arasında geçerli olan bir toplu iş sözleşmesi zaten bulunmaktadır. Ülke genelindeki diğer metal işyerlerinde yapılan ücret artışları ve eylem duyumları üzerine davalı işyerindeki işçilerin de yetkili sendikalarından istifa ederek yasadışı bir protesto başlattıkları anlaşılmıştır. Bu kapsamda işçilerin 02.07.2015 tarihinde işbaşı yapmayarak üretimi tamamen durdurdukları, işverenin tüm uzlaşma ve sağduyu çağrılarına karşın işyerini terk etmeyerek fabrikayı işgal ettikleri sabittir.
Eylem her ne kadar bireysel ve toplu iş hukukuna dair bazı hakların savunulması amacıyla başlatılmış gibi görünse de Yargıtay, işçilerin iş yerindeki üretimi durdurmasını ve fabrikayı terk etmeme eylemlerini ölçülülük ilkesinden tamamen uzak bulmuştur. Katılımcı sayısı, eylemin süresi ve zamanlaması dikkate alındığında bunun basit ve barışçıl bir demokratik tepki olmaktan çıkıp yasadışı grev boyutuna ulaştığı tespit edilmiştir. Ayrıca, tanık beyanlarına göre işçilerin asıl tepkisinin işverene değil, doğrudan üyesi bulundukları yetkili sendikaya yönelik olduğu netleşmiştir. Toplu iş sözleşmesinin fiilen yürürlükte olduğu ve belirli bir sendikanın hukuken yetkili kabul edildiği bir işyerinde, işverenden gayri resmi sözcülerin veya tüzel kişiliği olmayan topluluk temsilcilerinin tanınmasını beklemek mümkün görülmemiştir.
İşverenin, yürürlükteki toplu iş sözleşmesinde yer alan feshe ilişkin prosedürü uygulayarak yasa dışı ve ölçüsüz nitelikteki bu eyleme katılan işçilerin iş sözleşmelerini feshetmesinde, sendikalı işçileri koruduğuna veya sendikadan istifa edenlere karşı ayrımcılık yaptığına dair somut hiçbir delil bulunamamıştır. Yapılan değerlendirmede işverenin, üretim güvenliğini ve iş barışını sağlamak amacıyla yasal sınırlar içinde hareket ettiği belirlenmiştir.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, gerçekleştirilen eylemin yasadışı grev niteliği taşıması ve işverenin fesih işleminin haklı nedene dayanması sebebiyle yerel mahkeme kararını ortadan kaldırarak davanın reddi yönünde kararı bozmuştur.