Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/26302 E. 2016/20955 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/26302 |
| Karar No | 2016/20955 |
| Karar Tarihi | 28.11.2016 |
| Dava Türü | İşe İade |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Kanuni grev şartları oluşmadan iş bırakılamaz.
- Toplu iş bırakma eylemleri ölçülü olmalıdır.
- Zarar verme kastı olmaması eylemi yasal kılmaz.
- Yürürlükteki sözleşmeye rağmen fiili eylem yapılamaz.
Bu karar, işyerinde sendika değişikliği veya toplu iş sözleşmesi süreçlerinde yaşanan işçi eylemlerinin yasal sınırlarını çizmesi bakımından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Mahkeme, işçilerin ekonomik ve sosyal haklarını savunmak amacıyla gerçekleştirdikleri toplu eylemlerin demokratik bir hak olduğunu kabul etmekle birlikte, bu hakkın kullanımının belirli ölçütlere ve kanuni şartlara tabi olduğunu kesin bir dille vurgulamıştır. Özellikle kanuni grev şartları tam anlamıyla oluşmadan yapılan toplu iş bırakma eylemlerinin, işverene doğrudan zarar verme kastı taşımasa bile, işyerindeki üretimi durdurması ve işgal niteliği taşıması durumunda yasa dışı kabul edileceği açıkça ortaya konulmuştur.
Benzer davalardaki emsal etkisine bakıldığında, işçilerin sendikal veya ekonomik taleplerle fiili eyleme geçmeden önce muhakkak yasal yolları tüketmeleri gerektiği görülmektedir. Uygulamada, işverenin yürürlükte olan mevcut sözleşmelere ve yasalara dayanarak uyarı yapmasına rağmen eyleme devam eden işçilerin sözleşmelerini feshetmesi, barışçıl gibi görünen eylemin ölçüsüz ve yasa dışı olması halinde haklı fesih olarak değerlendirilecektir. Karar, tüzel kişiliği bulunmayan toplulukların işverenden hak talep edip üretimi durdurmasının hukuken korunamayacağına dair güçlü bir emsal niteliğindedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, davalıya ait klima üretim fabrikasında çalışırken iş sözleşmesinin haksız ve geçersiz bir şekilde feshedildiğini ileri sürerek işverene karşı işe iade davası açmıştır. Olayın temelinde, davalı işyerinde çalışan bir grup işçinin, başka bir işyerinde yetkili sendika ile imzalanan toplu iş sözleşmesindeki daha yüksek ücret artışlarını emsal göstererek mevcut sendikalarından istifa etmeleri ve ayaklanmaları yatmaktadır. İşçiler, ücretlerinin artırılmasını ve tüzel kişiliği bulunmayan kendi seçtikleri temsilcilerin işverence muhatap alınmasını isteyerek sabah vardiyasında işbaşı yapmamış ve üretimi durdurmuştur. İşveren ise yapılan uyarılara rağmen fabrikayı terk etmeyen işçilerin bu tutumunu yasa dışı eylem olarak değerlendirmiş ve eyleme katılan işçilerin iş sözleşmelerini tazminatsız olarak feshetmiştir. Uyuşmazlık, işçilerin gerçekleştirdiği bu iş bırakma eyleminin demokratik ve barışçıl bir hak arama hürriyeti mi yoksa yasa dışı bir eylem mi olduğu noktasında toplanmaktadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan hukuki kuralların başında 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m.58 gelmektedir. Bu maddeye göre, işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak veya bir kuruluşun kararına uyarak işi bırakmalarına grev denir. Kanuni grev için yasada aranan şekil ve esas şartları gerçekleşmeden yapılan her türlü iş bırakma eylemi kanun dışı grev olarak tanımlanmaktadır. Somut olayda işyerinde halihazırda bağlayıcı bir toplu iş sözleşmesi bulunduğundan, ortaya çıkan uyuşmazlıkla ilgili yasal bir grev hakkının kullanılması hukuken mümkün görülmemiştir.
Mahkeme ayrıca, 4857 sayılı İş Kanunu m.25/II bendinde düzenlenen "Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri" kapsamındaki haklı nedenle derhal fesih hakkını da incelemiştir. İşçilerin yasa dışı grev yaparak işverenin sevk ve idaresini zafiyete uğratmaları ve üretimi engellemeleri, işverene iş akdini bildirimsiz feshetme imkanı veren durumlar arasında sayılmıştır.
Kararda, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.51, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.54 ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.90 ile uluslararası güvence sağlayan 87 ve 98 sayılı ILO Sözleşmeleri ve Avrupa Sosyal Şartı da tartışılmıştır. Bu düzenlemeler işçilere demokratik hak arama hürriyeti tanısa da, bu eylemlerin ölçülü olması ve yasal sınırları aşmaması gerektiği prensibi yerleşik içtihat olarak benimsenmiştir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Dosya kapsamındaki deliller ve tanık beyanları incelendiğinde, davalı işyerinde 01.09.2014 ile 31.08.2017 tarihleri arasında yürürlükte olan geçerli bir toplu iş sözleşmesinin bulunduğu tespit edilmiştir. İşçilerin, başka şirketlerdeki ücret artışlarından etkilenerek mevcut sendikalarından istifa edip yeni taleplerle örgütlendikleri, bu kapsamda fabrika üretim alanında toplanıp işbaşı yapmayarak üretimi tamamen durdurdukları anlaşılmıştır. İşverenin ve genel müdürün bizzat görüşme taleplerini ve hukukun imkan verdiği çerçevede yapılan parasal destekleri reddeden işçiler, uyarı mesajlarına rağmen eylemi sürdürmüş ve fabrika binasını terk etmemişlerdir.
Yargıtay incelemesinde, eylemin emniyet güçlerinin müdahalesi ile ancak sona erdirilebildiği, işçilerin yasa dışı iş bırakma eyleminin zamanlaması, katılımcı sayısı ve devam ettiği süre göz önüne alındığında eylemin demokratik ölçülülük sınırlarından tamamen uzaklaştığı saptanmıştır. Ayrıca işçilerin dayanak yaptığı, kendi seçtikleri temsilcilerin resmi olarak muhatap alınması gibi taleplerin, yetkili bir sendikanın bulunduğu işyerinde yasal bir zemini olmadığı belirtilmiştir.
Her ne kadar ilk derece mahkemesi eylemin barışçıl yollarla yürütüldüğü, makinelere zarar verilmediği ve işverene kastın bulunmadığı gerekçesiyle feshin geçersizliğine karar vermişse de, Yargıtay bu görüşe katılmamıştır. İşverenin işyerindeki can ve mal güvenliğini, disiplini ve üretimi sağlama yükümlülüğü dikkate alındığında, kanuni grev şartları oluşmaksızın yapılan bu ısrarlı işgal karşısında işverenin haklı nedenle fesih hakkının doğduğu net bir şekilde tespit edilmiştir. İşverenin sendikalı ve sendikasız işçiler arasında ayrım yaptığına dair hiçbir somut delil de bulunamamıştır.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, iş akdinin feshinin haklı nedene dayandığı gerekçesiyle davanın reddi yönünde kararı bozmuştur.