Karar Bülteni
AYM Perihan Erdoğan BN. 2022/84054
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/84054 |
| Karar Tarihi | 03.07.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kanuni düzenlemeyle tahsil imkânının ortadan kaldırılması mülkiyeti ihlal eder.
- Yargılama sırasında kural değişikliği mahkemeye erişimi engellememelidir.
- Mülkiyet hakkı ile bağlantılı etkili başvuru hakkı esastır.
Bu karar, bireylerin özel hukuk ilişkilerinden doğan veya ticari şirketlere yatırdıkları paraların iadesi için yürüttükleri yargısal süreçlerde, sonradan yürürlüğe giren kanuni düzenlemelerin hak arama hürriyetine etkileri bakımından büyük bir hukuki önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi bu kararında, alacağın tahsili amacıyla başlatılan hukuki süreçlerin devamı sırasında, yasa koyucu tarafından getirilen bir düzenleme ile bu alacağın tahsil edilebilirliğinin fiilen imkânsız hâle getirilmesinin temel anayasal güvencelerle hiçbir şekilde bağdaşmayacağını net bir biçimde ortaya koymuştur. Kişilerin mülkiyet edinimine veya mevcut mal varlıklarının korunmasına yönelik meşru beklentilerinin yargı yoluyla aranması, hukuk devletinin ve etkili başvuru hakkının en temel unsurunu oluşturmaktadır. Kanun koyucunun sonradan yaptığı düzenlemelerle devam eden uyuşmazlıklara müdahale etmesi, vatandaşların adalet mekanizmasına olan sarsılmaz güvenini zedeleyici niteliktedir.
Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi dikkate alındığında, bu karar bilhassa yatırımların iadesine yönelik davalarda yerel mahkemelerin izlemesi gereken anayasal vizyonu ve çizgiyi kesin hatlarla belirlemektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi bu uyuşmazlıklar için daha önce Turgay Kılıç kararında da yerleşik bir içtihat geliştirmiştir. Mahkemelerin, uyuşmazlıkların çözümünde sonradan çıkarılan ve alacağın tahsilini imkânsızlaştıran yasal düzenlemeleri uygularken Anayasa'nın mülkiyet ve etkili başvuru hakkı güvencelerini mutlaka doğrudan gözetmeleri gerektiği bu kararla bir kez daha tescillenmiştir. Uygulamada bu karar, özellikle kanun değişiklikleriyle vatandaşların yasal alacak haklarının idari veya yasal kısıtlamalara tabi tutulduğu ve mahkemelerin bu kısıtlamaları davanın reddine gerekçe yaptığı her türlü davada güçlü bir hukuki koruma kalkanı işlevi görecektir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Perihan Erdoğan, bir şirkete yatırmış olduğu paranın tarafına ödenmemesi üzerine, alacağının tahsilini sağlamak gayesiyle ilgili şirkete karşı Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinde alacak davası açmıştır. Söz konusu yargılama süreci tüm aşamalarıyla devam ederken, kanun koyucu tarafından yeni bir yasal düzenleme yürürlüğe konulmuştur. Yürürlüğe giren bu yeni yasal düzenleme, başvurucunun şirkete yatırdığı paranın hukuki yollarla tahsil edilebilmesi imkânını fiilen ve hukuken tamamen ortadan kaldırmıştır. Bunun üzerine yargılamayı yürüten mahkeme, yürürlüğe giren yeni yasal düzenlemeyi gerekçe göstererek davayı başvurucunun aleyhine sonuçlandırmış ve davayı reddetmiştir. Başvurucu, alacağını tahsil etmek amacıyla hukuki yollara başvurmasına rağmen, dava devam ederken çıkarılan bir kanun ile hakkını elde etmesinin engellendiğini, bu durumun mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkını ağır biçimde zedelediğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, bu uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 40 hükmüyle teminat altına alınan etkili başvuru hakkının kesişim noktasındaki anayasal kuralları dikkate almıştır. Mülkiyet hakkı, kişilerin ekonomik değer ifade eden her türlü mal varlığı değerleri üzerinde diledikleri gibi tasarrufta bulunabilmelerini ve meşru alacaklarına kavuşabilmelerini güvence altına alırken; etkili başvuru hakkı, anayasal hakları ihlal edilen kişilerin yetkili yargısal makamlara başvurma imkânının geciktirilmeksizin sağlanmasını zorunlu kılar.
Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan hukuki çerçeve, bilhassa Anayasa Mahkemesinin önceki yerleşik içtihatlarına, özellikle de emsal teşkil eden Turgay Kılıç ilke kararına dayanmaktadır. Bu ilkeye göre, bir alacağın tahsili amacıyla usulüne uygun şekilde mahkemelere başvuran bir kişinin, bizzat yasa koyucu tarafından yargılama sürecine müdahale niteliği taşıyan ve alacağın tahsil edilme imkânını hukuken ve fiilen ortadan kaldıran yeni kanuni düzenlemelere maruz kalması, mülkiyet hakkının özüne dokunan bir husustur. Hukuk devletinde, kişilerin alacaklarını tahsil etmek amacıyla hukuki mekanizmaları işletme hakları salt usulden ve kâğıt üzerinde bir yetkiden ibaret olmayıp, bu yolların fiilen de bir sonuç doğurma ve hakkı teslim etme kapasitesine sahip olması gerekir.
Kişilerin meşru alacaklarına kavuşmak için başvurdukları kanun yollarının, sonradan yürürlüğe konulan yasal düzenlemelerle etkisiz ve sonuçsuz hâle getirilmesi, bireylerin devlete ve yargı sistemine olan güvenini temelden sarsar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ile uyumlu olarak Anayasa Mahkemesi de, etkili başvuru hakkının göstermelik kalmaması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu kapsamda, bir dava derdest iken geriye yürüyecek şekilde veya devam eden hukuki durumları etkileyecek nitelikte çıkartılan normlar, eğer davacının alacağına kavuşmasını kesin surette engelliyorsa, burada sadece adil yargılanma değil, mülkiyet hakkının kullanılmasına yönelik etkili bir iç hukuk yolunun bulunması ilkesi de çiğnenmiş sayılır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun iddialarını incelerken somut olayın kendine özgü koşullarını ve devam eden yargılama sürecine müdahale niteliğindeki yasal değişiklikleri hassasiyetle ele almıştır. Dosya kapsamından anlaşıldığı üzere, başvurucu şirkete yatırdığı parasının iadesini sağlamak gayesiyle yasal mevzuatın kendisine tanıdığı yetkiler çerçevesinde yetkili ticaret mahkemesinde bir dava açmıştır. Ancak bu davada hukuki süreç olağan şekilde işlerken kanun koyucu tarafından yeni bir yasal düzenleme hayata geçirilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin somut olaya ilişkin temel tespiti, bahsi geçen yasal düzenlemenin doğrudan doğruya başvurucunun alacağını tahsil etme imkânını ortadan kaldırmış olduğudur. Başvurucu, hakkını elde etmek için hukuki yolları usulüne uygun şekilde tüketmeye çalışmış olsa da, yasa koyucunun müdahalesi nedeniyle işlettiği hukuki mekanizma tamamen anlamsız ve işlevsiz bir hâle bürünmüştür. Anayasa Mahkemesi daha önce yerleşik içtihadında da belirlediği üzere, kişilerin uygun hukuki yollara başvurmasına rağmen yargılama sırasında gerçekleştirilen kanuni düzenlemeler yüzünden alacaklarına kavuşamamalarının anayasal boyutta bir hak ihlali yarattığını somut dosyada da teyit etmiştir.
Mahkeme, incelemesi neticesinde, kanun değişikliğinin başvurucuyu mülkiyetine kavuşma noktasında tamamen çaresiz bıraktığını kaydetmiştir. Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin kararında söz konusu yasal değişikliğin dikkate alınarak davanın doğrudan reddedilmiş olması, başvurucunun yargı sistemine olan güvenini de boşa çıkarmıştır. Bu kapsamda ihlalin yalnızca mülkiyet hakkının kullanılmasının kısıtlanmasından ibaret olmadığı, aynı zamanda bu hakkın korunması için gerekli ve etkili başvuru yollarının kapatıldığı tespit edilmiştir. Mevcut davada, başvurucunun mülkiyet hakkı ile korunması gereken bir alacağı bulunmasına ve bunu elde etmek için yargıya başvurmasına rağmen, sonradan yapılan kanuni müdahale, hakkın özünü ve yargı yolunun etkililiğini zedelemiştir.
İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasının yeniden yargılama ile giderilebilecek nitelikte olması sebebiyle, Mahkeme ayrıca tazminata hükmedilmesine gerek görmemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkı ile bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlal edildiği ve yeniden yargılama yapılması gerektiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.