Karar Bülteni
AYM 2022/21895 BN.
Anayasa Mahkemesi | Ayşe Özdemir ve Tuncay Özdemir | 2022/21895 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2022/21895 |
| Karar Tarihi | 10.12.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal (Kısmen) |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kanuni düzenlemeyle alacak tahsilinin engellenmesi hak ihlalidir.
- Makul süre şikayetlerinde Tazminat Komisyonuna başvurulmalıdır.
- Etkili başvuru hakkı mülkiyet hakkıyla bağlantılıdır.
Bu karar, devam eden yargılamalar sırasında yasama organı tarafından yapılan kanuni düzenlemelerin, bireylerin hak arama özgürlüklerini ve mülkiyet haklarını ne ölçüde sınırlandırabileceğini son derece çarpıcı bir biçimde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, alacaklarını tahsil etmek amacıyla meşru hukuki yollara başvuran vatandaşların, sonradan yürürlüğe giren ve süreci etkileyen kanuni düzenlemelerle bu imkândan tamamen mahrum bırakılmasını mülkiyet hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkının açık bir ihlali olarak nitelendirmiştir. Bu durum, hukuk güvenliği, kanunların geriye yürümezliği ve kazanılmış haklara saygı ilkelerinin devletin tüm organları için sıkı bir biçimde bağlayıcı olduğunu teyit etmektedir.
Uygulamada, özellikle çeşitli şirketlere yatırılan paraların iadesine yönelik açılan toplu ve bireysel davalarda bu karar son derece güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Kanun koyucunun sürmekte olan yargısal süreçlere, davacıların aleyhine kesin sonuç doğuracak ve adalete erişimlerini fiilen ortadan kaldıracak şekilde müdahale etmesinin anayasal sınırlar içinde korunamayacağı kesinleşmiştir. Ayrıca makul sürede yargılanma şikâyetlerinde yürürlüğe giren yeni yasa ile kurulan Tazminat Komisyonuna öncelikli başvuru zorunluluğunun vurgulanması, bireysel başvurularda olağan hukuk yollarının tüketilmesinin ne denli kritik olduğunu hukuk uygulayıcılarına bir kez daha kesin bir dille hatırlatmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular Ayşe Özdemir ve Tuncay Özdemir, geçmiş dönemde bir şirkete yatırdıkları belirli bir miktar paranın iade edilmesi talebiyle idare ve ilgili şirket aleyhine yerel mahkemede alacak davası açmıştır. Ancak taraflar arasındaki bu dava süreci devam ederken, kanun koyucu tarafından yeni bir yasal düzenleme yapılmış ve yürürlüğe konulmuştur. Bu yeni kanun sonucunda, söz konusu alacakların hukuki yollarla tahsil imkânı fiilen ortadan kaldırılmıştır. Yasal müdahale sonrasında süreci işletme şansını tamamen kaybeden başvurucular, yatırdıkları parayı geri alamamış ve büyük bir ekonomik mağduriyet yaşamıştır. Başvurucular, yasal yollardan tahsilat yapabilmek için başlattıkları yargısal sürecin yeni bir yasa değişikliğiyle tamamen sonuçsuz bırakılması ve ayrıca davanın yıllarca makul olmayan bir sürede uzaması nedenleriyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 kapsamında güvence altına alınan mülkiyet hakkını ve Anayasa m. 40 ile düzenlenen etkili başvuru hakkını ele almıştır. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, kişilerin meşru alacaklarını tahsil etmek için yasal yollara başvurma hakkı ve bu sürecin etkin bir şekilde sonuçlandırılması, mülkiyet hakkının en temel ve ayrılmaz bir parçasıdır. Yasama organı tarafından devam eden uyuşmazlıklara müdahale niteliği taşıyan ve hak arama yollarını geriye dönük olarak işlevsiz kılan kanuni düzenlemeler, demokratik toplum düzeninin gerekleriyle ve hukuki güvenlik ilkesiyle kesinlikle bağdaşmamaktadır.
Öte yandan, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikâyetlerin incelenmesinde güncel usul kuralları katı bir biçimde işletilmiştir. 7499 sayılı Kanun ile 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun'a eklenen 5/A maddesi ve yine aynı kanunun geçici 3. maddesi uyarınca, makul süre şikâyetlerinin çözümü için ilk derece idari bir yol olan Tazminat Komisyonuna müracaat edilmesi yasal bir zorunluluk hâline getirilmiştir. Bireysel başvurunun en temel özelliği olan "ikincillik niteliği" gereği, kanunla özel olarak kurulan ve iddia edilen ihlali giderme kapasitesine sahip olduğu değerlendirilen bu tür olağan veya idari başvuru yolları usulünce tüketilmeden Anayasa Mahkemesine yapılan başvuruların esastan incelenmesi hukuken mümkün değildir. Tüm bu temel hukuk kuralları, usul şartları ve emsal içtihatlar ışığında uyuşmazlığın hukuki çerçevesi şekillenmiş ve nihai çözüme kavuşturulmuştur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucuların mülkiyet hakkı ve makul sürede yargılanma hakkı kapsamındaki temel şikâyetlerini iki ayrı başlık altında detaylıca incelemiştir. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiası bakımından yapılan değerlendirmede; yeni kurulan ve faaliyete geçen Tazminat Komisyonunun ilk bakışta kolayca ulaşılabilir, ihlal iddialarına dair başarı şansı sunan ve yeterli giderim sağlama kapasitesine sahip etkili bir yol olduğu açıkça tespit edilmiştir. Başvurucuların makul süre şikayetleri için öncelikle bu yeni idari yola müracaat etmeden doğrudan doğruya Anayasa Mahkemesine gelmesi, bireysel başvurunun en önemli koşullarından olan ikincillik niteliğiyle bağdaşmadığından, bu şikâyet başvuru yollarının usulünce tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.
Mülkiyet hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkı yönünden yapılan esasa ilişkin incelemede ise, benzer nitelikteki emsal kararlara özel bir atıf yapılmıştır. Başvurucular, zamanında ilgili şirkete yatırdıkları paraların iadesini sağlamak amacıyla hukuki mekanizmaları usulüne tamamen uygun bir şekilde başlatmış ve takip etmiştir. Ancak dava süreci yerel mahkeme önünde derdest iken yürürlüğe konulan yeni bir kanuni düzenleme, başvurucuların hukuki mekanizmaları sonuna kadar işletme imkânını ellerinden almış ve mevcut alacakların kanuni yollardan tahsilini fiilen imkânsız hâle getirmiştir. Anayasa Mahkemesi, geçerli bir alacağın tahsili için mahkemelere uygun yollara başvuran kişilerin, sonradan gelen yasama müdahalesiyle tamamen çaresiz bırakılmasının anayasal güvencelerle ve devletin koruma yükümlülükleriyle bağdaşmadığını kesin bir dille vurgulamıştır. İdarenin işlem ve eylemleriyle veya yasal düzenlemelerle hakkın özüne bu derece dokunulması mülkiyet ve başvuru haklarının açık bir ihlali olarak tespit edilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönündeki başvuruyu kabul etmiştir.