Karar Bülteni
AYM Nayıf Özçelik BN. 2022/41581
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/41581 |
| Karar Tarihi | 05.02.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kamulaştırmasız el atma mülkiyet hakkını ihlal eder.
- Mülkiyete müdahale kanuni usullere uygun olmalıdır.
- Adli yardım geçimi zorlaşacak kişilere verilmelidir.
Bu karar, idarenin özel mülkiyete konu taşınmazlara kanunda öngörülen usul ve esaslara uymadan fiilen el atmasının anayasal bir ihlal olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, kamulaştırmasız el atma eylemlerinin Anayasa'nın mülkiyet hakkını güvence altına alan temel maddeleriyle çeliştiğini ve idarenin bu tür keyfî müdahalelerinin kanunilik ilkesine kökten aykırı olduğunu bir kez daha vurgulamıştır. Bireylerin mülkiyet hakkı, idarenin usulsüz işlemleri karşısında üstün tutulmuş ve yasal süreçler izlenmeden özel mülkiyetin hiçbir şekilde sınırlandırılamayacağı hukuken net bir biçimde tescillenmiştir. İdarenin kanundan doğan yetkilerini kullanırken Anayasa'ya sadakat yükümlülüğü bu ihlal kararıyla yeniden hatırlatılmıştır.
Benzer davalar açısından bu kararın emsal etkisi oldukça güçlü ve yol göstericidir. Yüksek Mahkemenin önceki yerleşik içtihatlarına, özellikle Şevket Karataş kararına yaptığı doğrudan atıflar, Anayasa Mahkemesinin kamulaştırmasız el atma konusundaki istikrarlı ve tavizsiz tutumunu devam ettirdiğini göstermektedir. İdarelerin, vatandaşların arazilerine gerçek bedelini peşin ödemeden veya hukuki bir kamulaştırma kararı tesis etmeden el koyması durumunda mülkiyet hakkı ihlalinin doğacağı ve idarenin manevi tazminat sorumluluğunun kaçınılmaz olarak ortaya çıkacağı uygulamada kesinleşmiştir. Sahada, idarenin taşınmazlara müdahale ederken yasal çerçeveye harfiyen uyması gerektiği uyarısı yapılmış, aksi yöndeki her türlü fiilî uygulamanın doğrudan temel hak ihlali sayılacağı bildirilmiştir. Aynı zamanda bu karar, yoksulluk içindeki başvurucular için adli yardım taleplerinin değerlendirilmesinde mahkemelere anayasal bir perspektif sunmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Nayıf Özçelik, kendisine ait olan özel mülkiyete konu taşınmaza idare tarafından herhangi bir yasal kamulaştırma işlemi yapılmaksızın fiilen el atıldığını belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yargı yoluna başvurmuştur. Olayın temelinde, idarenin Anayasa ve yasalarda öngörülen resmi süreçleri işletmeden, herhangi bir kamulaştırma bedeli ödemeden ve hukuki bir kamulaştırma kararı almadan şahsın arazisini kullanmaya başlaması yatmaktadır. Başvurucu, devletin kamu gücünü kullanarak mülkiyet hakkını usulsüz bir şekilde sınırlandırdığını ve bu fiilî el koyma süreci neticesinde ağır bir şekilde mağdur edildiğini iddia etmiştir. Tüm bunlara ek olarak başvurucu, hukuki haklarını aramak için yürüttüğü dava ve bireysel başvuru süreçlerindeki yargılama giderlerini ödeme gücünün fiilen bulunmadığını ifade ederek mahkemeden adli yardım talebinde bulunmuştur. Uyuşmazlığın özü, idarenin hiçbir yasal dayanağı olmayan fiilî el atma eyleminin bireyin anayasal mülkiyet hakkını ihlal edip etmediği ve bu usulsüz işlem neticesinde ortaya çıkan mağduriyetin manevi tazminat yoluyla nasıl telafi edileceği hususları etrafında şekillenmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, önüne gelen uyuşmazlığı karara bağlarken mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin en temel anayasal ilkeleri ve yasal kuralları titizlikle dikkate almıştır. Özellikle Anayasa'nın 13., 35. ve 46. maddeleri bu derinlemesine incelemenin hukuki zeminini oluşturmaktadır. Anayasa'nın 35. maddesi, herkesin mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğunu, bu hakların ancak kamu yararı amacıyla ve münhasıran kanunla sınırlanabileceğini kesin bir dille hüküm altına almaktadır. Mülkiyet hakkı, bireyin temel ekonomik bağımsızlığını sağlayan en köklü anayasal güvencelerden biridir.
Anayasa'nın 46. maddesi ise devletin ve kamu tüzel kişilerinin, kamu yararının gerektirdiği zorunlu hâllerde özel mülkiyette bulunan taşınmazları, kanunda gösterilen esas ve usullere göre ve gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla kamulaştırmaya yetkili olduğunu açıkça belirtir. Bu anayasal çerçevenin uygulamadaki karşılığı ise idarenin mülkiyet hakkına yapacağı müdahalelerin sınırlarını çizen 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'dur. İdarelerin, özel mülkiyete konu taşınmazları kamu hizmetine tahsis edebilmesi için bu kanunda belirtilen idari ve mali usullere harfiyen uyması kanuni bir zorunluluktur.
Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkına yapılan tüm müdahalelerin mutlak surette "kanunilik" şartını taşıması gerektiğinin altını önemle çizmektedir. İdarenin, kanunda açıkça öngörülen kamulaştırma usullerini işletmeden, kamu gücüne dayanarak fiilen taşınmaza el atması, Anayasa'nın koruma altına aldığı mülkiyet hakkının özüne dokunan ve hiçbir yasal dayanağı olmayan keyfî bir müdahale olarak kabul edilmektedir. Anayasa Mahkemesinin daha önce hükme bağladığı Şevket Karataş, Celalettin Aşçıoğlu ve Mustafa Asiler kararları gibi yerleşik içtihatlara göre, kamulaştırmasız el atma eylemi devletin kendi koyduğu kanunları çiğnemesi anlamına gelmekte olup mülkiyet hakkını doğrudan ihlal eden ağır bir haksız fiil niteliğindedir.
Hukuki değerlendirmenin bir diğer ayağını ise adli yardım kurumu oluşturmaktadır. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru süreçlerinde yargılama harç ve masraflarını karşılama gücü olmayan vatandaşlar için adalete erişimin engellenmemesi adına adli yardım müessesesini işletmektedir. Yargılama masraflarının kişinin kendisinin ve ailesinin geçimini önemli ölçüde güçleştireceği somut durumlarda, talebin açıkça dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla adli yardım taleplerinin kabul edilmesi adalete erişim hakkının vazgeçilmez bir usul güvencesi olarak kabul edilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, somut başvuru dosyasını incelerken işin esasına girmeden önce başvurucunun adli yardım talebini usul yönünden değerlendirmiştir. Yüksek Mahkeme, Mehmet Şerif Ay kararında belirtilen ilkeleri dikkate alarak başvurucunun yargılama giderlerini ödeme gücünden fiilen yoksun olduğunu tespit etmiştir. Bu masrafların talep edilmesinin başvurucunun geçimini önemli ölçüde güçleştireceği ve başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olmadığı anlaşıldığından, adalete erişim hakkı bağlamında başvurucunun adli yardım talebi kabul edilmiştir.
Esas yönünden yapılan incelemede ise, başvurucunun mülkiyetinde olan taşınmaza idare tarafından yasal bir kamulaştırma kararı olmaksızın ve herhangi bir bedel ödenmeksizin fiilen el atıldığı olgusu kesin olarak tespit edilmiştir. Yüksek Mahkeme, kamulaştırmasız el atma vakalarına ilişkin daha önceki Şevket Karataş, Celalettin Aşçıoğlu, Mustafa Asiler ve İbrahim Oğuz emsal kararlarındaki hukuki ilkeleri somut olaya aynen tatbik etmiştir. Bu yerleşik kararlarda altı çizilen anayasal ilkeler doğrultusunda, idarenin başvuruya konu taşınmaza yaptığı haksız müdahalenin Anayasa'nın 13., 35. ve 46. maddeleri ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nda öngörülen emredici usul ve esaslara hiçbir şekilde uymadığı net olarak saptanmıştır. İdarenin herhangi bir kamulaştırma bedeli ödemeden mülkiyet hakkını fiilen sınırlandırması, anayasal bir güvence olan kanunilik ilkesinin açıkça ihlali olarak görülmüştür. Mahkeme, somut dosyada bu yerleşik ve bağlayıcı içtihatlardan ayrılmayı gerektiren farklı bir durum veya idareyi haklı kılacak özel bir hukuki koşul bulunmadığını kararında özellikle vurgulamıştır.
İhlalin sonuçlarının hukuken nasıl ortadan kaldırılacağı bakımından bir değerlendirme yapan Yüksek Mahkeme, bu aşamada yeniden yargılama yapılmasında hukuki bir yarar bulunmadığına kanaat getirmiştir. Zira mülkiyete fiilî el atma fiili çoktan gerçekleşmiş olup, bu eylem nedeniyle ortaya çıkan hak ihlalinin telafi edilmesi için en etkin ve doğrudan giderim yolunun tazminat ödenmesi olduğuna hükmedilmiştir. Bu sebeple, eski hâle getirme kuralı çerçevesinde başvurucunun idarenin haksız eylemi nedeniyle uğradığı elem ve mağduriyetin bütünüyle giderilebilmesi için kendisine manevi tazminat ödenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. İdarenin kanunsuz eyleminin birey üzerinde yarattığı yıkıcı etki, doğrudan mali bir telafi yöntemiyle dengelenmek istenmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.