Karar Bülteni
AYM İkbal Vardarcılar ve Diğerleri BN. 2024/46466
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi / 2. Bölüm |
| Başvuru No | 2024/46466 |
| Karar Tarihi | 01.10.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal / Kabul Edilemez |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kamulaştırmasız el atma kanunilik ilkesini ihlal eder.
- Tazminatın enflasyon karşısında erimesi mülkiyet hakkını zedeler.
- Değer kaybı mülkiyet hakkı kapsamında ihlal nedenidir.
- Makul süre şikayetinde Tazminat Komisyonuna başvurulmalıdır.
Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bu karar, idarelerin usulüne uygun bir kamulaştırma yapmaksızın fiili olarak vatandaşların taşınmazlarına el atması ve ardından uzun süren yargılamalar neticesinde ödenen tazminatların enflasyon karşısında değer kaybetmesi durumunda mülkiyet hakkının nasıl korunacağına dair son derece önemli ve güncel bir hukuki zemin sunmaktadır. Yüksek Mahkeme, usul kurallarına ve kamulaştırma prosedürlerine uyulmaksızın gerçekleştirilen el atmaların anayasal güvence altındaki kanunilik ilkesiyle kesinlikle bağdaşmadığını, bireylerin mülkiyet hakkına ölçüsüz ve hukuksuz bir müdahale oluşturduğunu açıkça teyit etmektedir. Bununla birlikte, uzun süren yargılama veya ödeme süreçlerinde, hükmedilen bedelin enflasyon karşısında reel değerini yitirmesinin vatandaşa aşırı bir külfet yüklediği ve idare ile vatandaş arasındaki adil dengeyi bozduğu bir kez daha vurgulanmaktadır.
Hukuk devletinde idarenin işlem ve eylemlerinin anayasal ve yasal sınırlar içinde kalması zorunludur. Vatandaşın en temel haklarından biri olan mülkiyet hakkının, herhangi bir kamulaştırma kararı olmaksızın fiili olarak kısıtlanması, mülkiyetin özüne yapılmış ağır bir saldırı olarak kabul edilmektedir. İdare, mülkiyete müdahale ederken mutlaka yasal bir dayanaktan güç almalı ve kamu yararı hedefini orantılı bir şekilde gerçekleştirmelidir. Bu karar, mülkiyetin korunması ile idarenin kamusal ihtiyaçları arasındaki dengenin vatandaş aleyhine orantısız bir şekilde bozulduğu hallerde, ortaya çıkan mağduriyetin enflasyonist dönemlerde daha da derinleştiğini göstermesi açısından kritik öneme sahiptir. Yüksek Mahkemenin istikrarlı içtihadı, idarenin hukuka aykırı şekilde mülkiyet hakkını elinden aldığı vatandaşlara ödenmesi gereken tazminatların, ödeme tarihindeki enflasyon verileriyle güncellenerek gerçek karşılığının ödenmesini zorunlu kılmaktadır. Mahkemelerin ve idarenin, bu değer kaybını gidermeden sadece şekli bir faiz oranı uygulaması, ihlalin sonuçlarını tam anlamıyla ortadan kaldırmamakta, aksine yeni bir mülkiyet hakkı ihlaline sebebiyet vermektedir.
Kararın uygulamadaki emsal etkisi, özellikle idarenin fiili el atma davalarında hükmedilen bedelleri zamanında ödememesi veya geç ödeme nedeniyle faizin enflasyon oranının çok altında kalması gibi durumlarda, idare aleyhine yeniden yargılama ve değer kaybı telafisi yükümlülükleri doğurmasından ileri gelmektedir. Ayrıca, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin ihlal iddialarında 6384 sayılı Kanun kapsamında kurulan Tazminat Komisyonuna müracaatın birincil ve zorunlu bir tüketilmesi gereken başvuru yolu olduğunun da altı çizilmiştir. Bu sayede benzer mağduriyetler yaşayan mülk sahipleri ile avukatlar için, idareye karşı yürütülecek mülkiyet ve tazminat davalarında enflasyon kaynaklı değer kayıplarının tazmini noktasında yol gösterici bir içtihat niteliği taşımaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
İkbal Vardarcılar ve Musa Büke isimli başvurucular, kendilerine ait taşınmaza ilgili idare tarafından usulüne uygun bir kamulaştırma işlemi yapılmaksızın fiilen el atıldığı gerekçesiyle daha önce Bakırköy 12. Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde tazminat davası açmışlardır. Yürütülen bu dava sonucunda lehlerine bir tazminata hükmedilmiş olmakla birlikte, yargılamanın çok uzun sürmesi ve ödenen tazminat miktarının ülkedeki yüksek enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybetmesi üzerine büyük bir mağduriyet yaşamışlardır. Başvurucular, taşınmazlarına idarece haksız yere el atılması, bu el atma karşılığında hükmedilen tazminat bedelinin geçen zaman ve enflasyon nedeniyle erimesi ile davalarının makul bir sürede bitirilmemesinden şikayetçidir.
Ayrıca, uyuşmazlığın diğer bir boyutu da adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biri olan makul sürede yargılanma hakkıdır. Başvurucular, asliye hukuk mahkemesinde açmış oldukları bu davanın yıllar boyunca sürmesi, uyuşmazlığın çok geç kesinleşmesi ve yargılamanın hızı konusundaki eksiklikler nedeniyle mağdur olduklarını belirtmişlerdir. Devletin yargı mekanizmasının, idare ile vatandaş arasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarını bu kadar uzun bir sürede sonuçlandırması, elde edilecek hukuki korumanın da işlevsiz hale gelmesine neden olmuştur. Bireysel başvuru kapsamında, yaşanan bu ağır hak kayıpları ve uzun yargılama süreci nedeniyle mülkiyet hakkı ile makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespiti ile yeniden yargılama yapılması ve doğan maddi ile manevi zararların tazmin edilmesi talep edilmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken mülkiyet hakkı ve adil yargılanma hakkının temel prensiplerini merkeze almıştır. Mülkiyet hakkına ilişkin en temel güvence, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.35 hükmünde düzenlenmiş olup, bu hakka ancak kamu yararı amacıyla ve kanunla müdahale edilebileceği öngörülmektedir. İdarelerin, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümlerinde belirtilen usul ve esaslara kati bir şekilde riayet etmeden kişilerin taşınmazlarına fiilen el atması, Anayasa'nın 13., 35. ve 46. maddeleriyle bağdaşmaz. Yerleşik içtihatlara göre, bu tür kamulaştırmasız el atmalar açıkça kanunilik ilkesini ihlal etmektedir.
Mülkiyet hakkı bağlamında bir diğer kritik hukuki kural, mülkiyetten yoksun bırakılma hâlinde malike ödenecek tazminatın veya bedelin, mülkün gerçek karşılığını yansıtması zorunluluğudur. Mahkemelerce hükmedilen tazminatın veya kamulaştırma bedelinin, uzayan yargılama sürecinde veya idarece yapılan ödeme aşamasında enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılması, malik üzerine aşırı ve olağan dışı bir şahsi külfet yüklemektedir. Bu durum, kamu yararı ile bireyin temel hakları arasında mutlaka korunması gereken adil dengeyi bozmakta ve mülkiyet hakkının ihlaline doğrudan vücut vermektedir.
Bu kapsamda, Anayasa Mahkemesi içtihatlarında sıkça vurgulandığı üzere, sadece kanuni bir çerçevenin varlığı yeterli değildir; uygulanan kanunların ve mahkeme kararlarının da bireyin mülkünden mahrumiyetine karşı yeterli ve etkili güvenceler sunması şarttır. Özellikli olarak uzun yıllar süren tazminat davalarında hükmedilen yasal faizin, enflasyon oranlarının ve ekonomik gerçeklerin oldukça gerisinde kalması durumunda, değer kaybının objektif verilere göre hesaplanarak malike ödenmesi hukuki bir zorunluluktur. Aksi halde, kişinin mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağı, enflasyonist ortamda tamamen eriyecek ve Anayasa'nın 35. maddesi işlevsiz kalacaktır.
Öte yandan, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikayetlerde, hukuki çarelerin tüketilmesi kuralı devreye girmektedir. 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun kapsamında, yargılamaların uzun sürmesi veya yargı kararlarının geç icra edilmesine yönelik uyuşmazlıklar için oluşturulan Tazminat Komisyonu, ilk elden başvurulması gereken etkili bir iç hukuk yoludur. İlgili yasal düzenlemeler ve Anayasa Mahkemesinin güncel içtihatları uyarınca, bu komisyona müracaat edilmeden ve olağan başvuru yolları usulünce tüketilmeden Yüksek Mahkeme nezdinde doğrudan bireysel başvuru yapılması, Anayasa yargısının ikincillik vasfı gereğince hukuken mümkün görülmemektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, somut olayı değerlendirirken öncelikle idarenin kamulaştırmasız el atma eyleminin niteliğini ve mülkiyet hakkına olan etkisini detaylıca incelemiştir. Başvurucuların taşınmazına ilgili mevzuatta öngörülen hiçbir usul kuralına ve anayasal güvenceye uyulmaksızın idare tarafından fiilen el atıldığı dosyadan sabittir. Yüksek Mahkeme, önceki emsal nitelikteki kararlarına doğrudan atıf yaparak idarenin bu tür hukuki dayanaktan yoksun fiili el atmalarının, Anayasa'nın açıkça öngördüğü kanunilik ölçütünü açık bir biçimde ihlal ettiğini tespit etmiştir.
Kamulaştırmasız el atma karşılığında hükmedilen tazminatın değer kaybına uğratılması iddiaları yönünden yapılan incelemede, asliye hukuk mahkemesi nezdinde görülen dava süresince geçen zaman ve ülke genelindeki enflasyon oranları dikkate alınmıştır. Hükmedilen tazminat tutarlarının, aradan geçen süre zarfında uygulanan yasal faiz oranlarının enflasyonun çok gerisinde kalması sebebiyle reel değerini ciddi ölçüde yitirdiği anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, idarenin kusurlu ve haksız eylemi neticesinde mülkünden mahrum kalan başvuruculara uzun bir süre sonra ödenen bedelin enflasyon karşısında aşındırılmasının, birey ile kamu yararı arasındaki adil dengeyi başvurucular aleyhine orantısız ve haksız bir biçimde bozduğunu belirlemiştir. Bu büyük değer kaybı, maliklere tek başlarına katlanamayacakları şahsi ve ağır bir külfet yüklediğinden mülkiyet hakkının açıkça ihlal edildiği kesin sonucuna varılmıştır.
Makul sürede yargılanma hakkı yönünden ise, başvuru tarihi ve dosyanın durumu itibarıyla 6384 sayılı Kanun kapsamında ihdas edilen Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun açık olduğu tespit edilmiştir. Yüksek Mahkeme, bu yeni mekanizmanın makul süre şikâyetleri açısından yeterli giderim sunma kapasitesine sahip, ilk elden tüketilmesi gereken etkili bir yol olduğuna kanaat getirmiş, bu sebeple söz konusu yol tüketilmeden yapılan başvuruların ikincillik ilkesi gereği kabul edilemez olduğuna hükmetmiştir. Hak ihlalinin tespitinin yanı sıra, mağduriyetlerin tam bir telafisi amacıyla yargı mercilerinin üzerine düşen sorumlulukları yeniden yerine getirmesi gerektiği belirtilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, mülkiyet hakkının ihlal edildiği ve yeniden yargılama yapılması yönünde karar vermiştir.