Karar Bülteni
AYM Sedatullah Demir BN. 2024/711
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2024/711 |
| Karar Tarihi | 23.12.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kamulaştırmasız el atma kanunilik ilkesine aykırıdır.
- Tazminatın enflasyon karşısında erimesi mülkiyet hakkını zedeler.
- Kişilere şahsi ve olağan dışı külfet yüklenemez.
- Mülkiyet hakkı ihlallerinde yeniden yargılama yapılmalıdır.
Bu karar hukuken, idarenin özel mülkiyete konu bir taşınmaza yasal bir kamulaştırma işlemi yapmaksızın el atmasının ve bu el atma neticesinde ödenmesine hükmedilen bedelin enflasyon karşısında değer kaybetmesinin anayasal güvence altındaki mülkiyet hakkını ağır bir şekilde ihlal ettiği anlamına gelmektedir. Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkına yapılan bu tür müdahalelerin kanunilik şartını hiçbir şekilde sağlamadığını ve vatandaşların mülklerinin bedelini zamanında ve gerçek değeriyle alamamasının onlara katlanılamaz, olağan dışı bir külfet yüklediğini bir kez daha teyit etmiştir. Alacağın geç ödenmesi veya enflasyon karşısında eritilerek ödenmesi, mülkiyetin gerçek değerinin verilmemesi anlamına gelmekte olup, devletin mülkiyet hakkını koruma yükümlülüğünü doğrudan zedelemektedir.
Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi son derece büyüktür ve hukuk sistemimiz açısından yol gösterici bir nitelik taşımaktadır. İdarelerin fiilî yol ile vatandaşın taşınmazına el koyduğu ve uzun süren yargılamalar neticesinde bedelin belirlendiği ancak bu bedelin değer kaybına uğradığı binlerce derdest dosya bulunmaktadır. Bu karar, mülkiyet hakkının korunmasında enflasyonist etkilerin derece mahkemelerince mutlaka dikkate alınması gerektiğini ve oluşan değer kayıplarının telafisi için yeniden yargılama yolunun etkin bir biçimde kullanılması gerektiğini göstermektedir. Uygulamadaki önemi, mahkemelerin tazminat bedellerini belirlerken ve ödeme süreçlerini yönetirken mülkiyet hakkının özünü zedelemeyecek şekilde, güncel ekonomik koşulları dikkate alan ve vatandaşı mağdur etmeyen hakkaniyetli kararlar vermeleri gerektiği yönünde çok güçlü bir anayasal içtihat oluşturmasıdır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Sedatullah Demir, maliki olduğu taşınmaza idare tarafından herhangi bir kamulaştırma kararı ve yasal prosedür olmaksızın fiilen el atıldığı gerekçesiyle asliye hukuk mahkemesi nezdinde dava açmıştır. Açılan bu kamulaştırmasız el atma davası sonucunda mahkeme tarafından başvurucu lehine belirli bir tazminata hükmedilmiştir. Ancak yargılama sürecinin uzun sürmesi, mahkeme kararlarının kesinleşmesi ve hükmedilen bedelin fiilen ödenmesi aşamalarında yaşanan gecikmeler nedeniyle, belirlenen tazminat miktarı enflasyon karşısında ciddi bir değer kaybına uğramıştır.
Başvurucu, idarenin usulsüz ve kanunsuz bir şekilde taşınmazına el atmasıyla mülkiyet hakkının temelden ihlal edildiğini, üstelik bu haksızlığın giderilmesi için hükmedilen tazminatın da aradan geçen uzun zaman ve yüksek enflasyon nedeniyle eridiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Uyuşmazlığın temelini, hem kamulaştırmasız el atma eyleminin mülkiyet hakkının kanunilik güvencesini ihlal etmesi hem de ödenen bedelin enflasyonist ortamda gerçek değerini yitirerek vatandaşı hakkaniyetsiz bir şekilde zarara uğratması oluşturmaktadır. Başvurucu, bu mağduriyetlerinin giderilmesi ve mülkiyet hakkı ihlalinin tespiti ile birlikte yeniden yargılama ve tarafına tazminat ödenmesini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi bu uyuşmazlığı çözerken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.13, m.35 ve m.46 hükümlerine ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu kurallarına dayanmaktadır. Anayasa m.35 uyarınca herkes mülkiyet ve miras haklarına sahiptir ve bu haklar ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Anayasa m.46, idarenin özel mülkiyette bulunan taşınmazları ancak kamu yararının gerektirdiği hâllerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla kamulaştırabileceğini emretmektedir. İdarenin kanunda öngörülen usulleri işletmeden, fiilî bir durum yaratarak vatandaşın mülküne el atması, mülkiyet hakkına yönelik açık ve kanunsuz bir müdahaledir. Bu tür müdahalelerin hukuk devletinde yeri bulunmamaktadır.
Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında da belirttiği üzere, kamulaştırmasız el atmanın mülkiyet hakkına yönelik ağır bir ihlal olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Bir taşınmaza kamulaştırma yapılmadan el atılması, idarenin eyleminin kanunilik unsurundan yoksun olması sonucunu doğurmaktadır.
Bununla birlikte, mülkiyet hakkının gerçek anlamda korunabilmesi için, kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan davalarda hükmedilen tazminat bedellerinin enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılması veya uğratılarak ödenmesi kabul edilemez. Bu durum, başvuran kişilere şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemektedir. Tazminatın gerçek değerinin korunması, enflasyon etkisinden arındırılmış tam bir telafi sağlanması, mülkiyet hakkının korunmasının ayrılmaz bir parçasıdır. Geciken adalet ve eriyen bedeller, Anayasa'nın güvence altına aldığı mülkiyet hakkının etkinliğini ortadan kaldırmakta ve devletin mülkiyet hakkını koruma konusundaki pozitif ve negatif yükümlülükleri ile bağdaşmamaktadır. Adalet sisteminin, mülkiyetin güncel gerçek değerini malike zamanında teslim etme zorunluluğu doktrinde de genişçe kabul görmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvuru dosyasını hassasiyetle inceleyerek başvurucunun taşınmazına yönelik idarece gerçekleştirilen eylemi detaylı bir şekilde değerlendirmiştir. Öncelikle, idarenin 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nda öngörülen resmi usul ve esaslara uymadan, herhangi bir kamulaştırma kararı almadan başvurucunun taşınmazına eylemli olarak el attığı saptanmıştır. Bu nitelikteki bir kamulaştırmasız el atma işleminin Anayasa m.13, m.35 ve m.46 uyarınca mülkiyet hakkının gerektirdiği temel kanunilik ilkesine açıkça aykırılık teşkil ettiği tespit edilmiştir. Mahkeme, daha önce bu konularda oluşturduğu yerleşik ilkelerden ayrılmayı gerektiren herhangi bir istisnai veya farklı durumun somut başvuruda bulunmadığını özellikle vurgulamıştır.
İkinci olarak, kamulaştırmasız el atma eylemine karşı açılan tazminat davası neticesinde hükmedilen tazminat bedelinin enflasyon karşısındaki durumu derinlemesine incelenmiştir. Başvurucuya ödenmesine karar verilen tazminatın, davanın açıldığı tarih ile ödemenin gerçekleştiği veya kesinleştiği süre zarfında, ülkedeki ekonomik göstergeler ve özellikle enflasyon oranları karşısında çok ciddi bir değer kaybına uğradığı açıkça görülmüştür. Yüksek Mahkeme, meydana gelen bu orantısız değer kaybının mülkiyet hakkının içini boşalttığını ve kişiye şahsi, olağan dışı ve aşırı bir külfet yüklediğini belirtmiştir. Tazminatın enflasyon karşısında değer kaybına uğratılarak ödenmesi, idarenin haksız fiili neticesinde oluşan zararın tam ve gerçek anlamda giderilememesi anlamına gelmektedir.
Bu doğrultuda Anayasa Mahkemesi, tespit edilen iki yönlü mülkiyet hakkı ihlalinin ve bu ihlalin yıkıcı sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılması için davanın yeniden görülmesinin mutlak hukuki bir zorunluluk olduğunu ortaya koymuştur. Yeniden yargılama yapılarak enflasyon karşısında eriyen tazminatın güncellenmesi ve yaşanan değer kaybının bütünüyle telafi edilmesi sağlanmalıdır. Ayrıca bu meşakkatli sürecin yarattığı haksızlık ve mağduriyet nedeniyle başvurucunun manevi zararlarının da net 34.000 TL ödenmek suretiyle giderilmesi gerektiği takdir edilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, kamulaştırmasız el atma ve tazminatın enflasyon karşısında değer kaybına uğratılması nedeniyle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla davanın yeniden görülmesi için ilgili mahkemeye gönderilmesi yönünde başvuruyu kabul etmiştir.