Anasayfa Karar Bülteni AYM | Muhyettin Sünger | BN. 2023/107148

Karar Bülteni

AYM Muhyettin Sünger BN. 2023/107148

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2023/107148
Karar Tarihi 17.12.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kamulaştırma bedeli enflasyona karşı korunmalıdır.
  • Geciken ödemelerde değer kaybı mülkiyeti ihlal eder.
  • Bireysel başvuru otuz günlük yasal süreye tabidir.
  • Süre aşımı kabul edilemezlik nedeni olarak değerlendirilir.

Bu karar, idare tarafından kişilerin taşınmazlarına hukuki bir kamulaştırma süreci işletilmeden el atıldığı durumlarda ödenmesi gereken tazminatların enflasyon karşısında erimesinin mülkiyet hakkı ihlali oluşturduğunu bir kez daha güçlü bir şekilde teyit etmektedir. Yargılama süreçlerinin uzaması ve hükmedilen tazminatın tahsil edildiği tarihe kadar geçen sürede yaşanan yüksek enflasyon, vatandaşların mülkiyet haklarının içini boşaltan temel bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Mahkeme, tazminatın değer kaybına uğratılmasını doğrudan doğruya anayasal güvencelerin ihlali olarak nitelendirmektedir. Devletin, vatandaşın mal varlığına el koyarken bedelini zamanında ve gerçek değeri üzerinden ödeme yükümlülüğü bu kararla bir kez daha güvence altına alınmıştır.

Bununla birlikte, karar usul hukuku açısından da büyük bir önem taşımaktadır. Bireysel başvurularda öngörülen otuz günlük hak düşürücü sürenin, nihai kararın resmi yollarla tebliğ edilmesinden veya kesinleşmesinden ziyade harici yollarla öğrenilme tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı kuralı son derece katı bir biçimde uygulanmaktadır. Somut olayda başvurucunun kararı reddiyat makbuzu ile öğrendiği tarih esas alınmış ve sürenin bu tarihten başlatılması neticesinde diğer ihlal iddiaları incelenmeksizin usulden reddedilmiştir. Bu husus, hukuki süreçleri yürüten meslek mensuplarının ve vatandaşların Anayasa Mahkemesine başvuru süreçlerinde tebligat beklemeden, fiili öğrenme tarihlerini de titizlikle dikkate almaları gerektiğini gösteren emsal niteliğinde bir uygulamadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Vatandaşın sahip olduğu taşınmaza devlet kurumları tarafından yasal bir kamulaştırma işlemi yapılmaksızın fiilen el konulmuştur. Bu mağduriyetini gidermek ve hakkını aramak isteyen vatandaş, arazisinin güncel bedelinin tespit edilmesi ve kendisine ödenmesi amacıyla idareye karşı bir tazminat davası açmıştır. Açılan bu dava sonucunda mahkeme, vatandaşı haklı bularak idarenin belirli bir tazminat ödemesine hükmetmiştir.

Ancak söz konusu dava süreci yıllarca sürmüş ve mahkeme kararıyla belirlenen tazminat miktarı, geçen zaman içindeki yüksek enflasyon oranları karşısında ciddi bir şekilde erimiştir. Vatandaş, alacağını tahsil edene kadar paranın alım gücünün büyük oranda düştüğünü, bu yüzden de arazisinin gerçek bedelini alamayarak mağduriyetinin tam olarak giderilmediğini fark etmiştir. Bunun üzerine, hem yargılamanın çok uzun sürmesi nedeniyle adalete geç ulaşıldığını ve adil yargılanma hakkının zedelendiğini hem de kendisine ödenen tazminatın enflasyon karşısında değer kaybetmesi sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini belirterek hak ihlallerinin tespiti istemiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı kavramını temel almaktadır. Mülkiyet hakkı, kişilere sahip oldukları varlıklar üzerinde serbestçe tasarrufta bulunma yetkisi verirken, kamu yararı amacıyla yapılacak sınırlandırmaların da orantılılık ilkesine tabi olduğunu düzenlemektedir. Bu bağlamda, devletin kamulaştırmasız el atma eylemleri mülkiyet hakkına doğrudan bir müdahale teşkil etmektedir.

Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, kamulaştırma veya kamulaştırmasız el atma bedellerinin enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılması, vatandaşlara şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemektedir. Tazminatın gerçek değerini yansıtmaması, mülkiyet hakkının korunması ile kamu yararı arasında bulunması gereken adil dengeyi malik aleyhine bozmaktadır.

Usul hukuku yönünden ise 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m. 47 hükmü dikkate alınmaktadır. İlgili kural, bireysel başvurunun başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerektiğini amirdir. Yüksek Mahkeme, bu sürenin hak düşürücü nitelikte olduğunu ve süresinde yapılmayan başvuruların esasına girilmeden süre aşımı sebebiyle reddedileceğini vurgulamaktadır.

Ayrıca ihlal kararı verilmesi durumunda uygulanacak usuller 6216 sayılı Kanun m. 50 çerçevesinde şekillenmektedir. Mahkeme, hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunduğunda, dosyanın ilgili yargı merciine gönderilmesine ve yeniden yargılama işlemlerinin başlatılarak ihlal nedenlerinin giderilmesine hükmetmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut başvuruya konu dosyayı incelerken iddiaları iki farklı başlık altında değerlendirmiştir. İlk olarak, başvurucunun yargılamanın uzun sürmesi ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik diğer iddiaları usul yönünden ele alınmıştır. Başvurucunun, yargılamanın neticesini bildiren nihai kararı 25/10/2023 tarihinde mahkeme veznesinden dosya masraf iadesi için düzenlenen reddiyat makbuzunu alarak öğrendiği tespit edilmiştir. Başvurucu, kararı öğrenmesine rağmen otuz günlük yasal başvuru süresini geçirmiş ve bireysel başvurusunu ancak 08/12/2023 tarihinde gerçekleştirmiştir. Anayasa Mahkemesi, kanunda açıkça belirtilen otuz günlük sürenin kaçırılmış olması nedeniyle bu iddiaların esasına girmemiş ve süre aşımı sebebiyle kabul edilemez olduğuna hükmetmiştir.

İkinci ve esaslı inceleme ise mülkiyet hakkının ihlali iddiası üzerine yapılmıştır. Mahkeme, başvurucunun arazisine kamulaştırmasız olarak el atılması neticesinde açılan davada hükmedilen tazminatın, yargılama süresince ve ödeme tarihine kadar geçen zamanda enflasyon karşısında ciddi bir değer kaybına uğratıldığını tespit etmiştir. İdarenin, vatandaşın arazisine el koyarak bedelini yıllar sonra ve paranın alım gücünün düştüğü bir dönemde ödemesi, kişiye katlanılması zor bir mali yük getirmiştir. Anayasa Mahkemesi, önceki emsal kararlarına atıfta bulunarak, hükmedilen bedelin değer kaybına uğratılmasının mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil dengeyi bozduğunu ve başvurucuya aşırı, olağan dışı bir külfet yüklediğini teyit etmiştir. Bu çerçevede, söz konusu enflasyon farkının telafi edilmemesinin mülkiyet hakkının açık bir ihlali olduğu değerlendirilmiştir. İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılabilmesi adına, yerel mahkemenin yeniden yargılama yaparak tazminat tutarındaki değer kaybını giderecek şekilde yeni bir karar tesis etmesi gerektiği belirtilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: